Başlayalım Öyleyse

Havalar Kaş’ta güzelleşti. İnsanlar denize girmeye başladı. Benim de sezonu açmam yakındır. Gerçi uzun zamandır içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Geçen gün deniz kenarında bir arkadaşımla otururken dedim ki; “Garip bir döneme girdim. Ne Likya Sohbetleri yapabiliyorum, ne herhangi bir yazı ne de Mars ve Venüs öyküsü yazabiliyorum. Üretemediğim neredeyse durduğum bir süreç yaşıyorum. Aklımda fikirler var ama hayata geçiremiyorum. Kendimde o gücü bulamıyorum.” Arkadaşımın tepkisi beni şaşırttı. “Elif dalga mı geçiyorsun? Hiçbir şey yapmadığım dediğin bir dönemde şiir yazdın. Sen buna üretememek mi diyorsun? Üstelik şiirini dinlediğimde gözlerim doldu. Ayrıca bazen boşluk gerekir. Başka şeylere alan açılması için.”

Gerçekten de şiir yazmıştım değil mi? Daha çocuk yaşlarda yazılmaya başlanmış ama çöpe atılmış yüzlerce şiirin ardından neredeyse 20 yıl sonra ilk kez. Aslında bunu bir nevi Kafe Kültür Yayıncılık’ın sahibi yazar, şair Halil Gökhan’a borçluyum. Birkaç hafta önce bana bir kitap kapağı fotoğrafı attı. Görselden bir şiir kitabı olduğu anlaşılıyordu. Kapak, içinde benim adımın da bulunduğu başka yazarların isimleriyle tasarlanmıştı. Şaşkınlıkla bu da neyin nesi oldum. Bunun bir davet olduğunu, bahar aylarında yazarların hiçbir yerde yayınlanmamış şiirlerinden bir kitap çıkartmak istediğini söyledi.

“İyi de ben şiir yazmıyorum ki,” dedim. “Belli mi olur belki yazarsın, ben davetimi yaptım işte, gerisi sende, sonuç ne olur ben bilemem,” dedi. İlginç ve sempatik bir davetti doğrusu. Güldük geçtik. Yani o an ben öyle sandım ama galiba içime bir tohum atıvermiş Gökhan. Bunu bir gece, Duru’yu uyuttuktan sonra “Gidiyorum” adını verdiğim şiir içimden dökülünce fark ettim. Evet gerçekten döküldü. Böyle pat diye hem de. Hemen Gökhan’a attım. Baktığında şehrini ve sevgilisini terk eden birinin sözleriydi. Neden böyle bir şey yazdığıma dair hiçbir fikrim yoktu. Gökhan’dan aldığım ufak düzelti önerileri ve güzel geri bildirimlerinin ardından üzerine çok da düşünmeden uykuya daldım. Sabah uyandığımda ise bir başka şiir duruyordu kursağımda. Duru uyanmadan onu da hemen kaleme aldım. Tabi kaleme aldım tabirinin buradaki karşılığı cep telefonuna kaydettim olacak o da ayrı. 🙂

Avlu adını verdiğim bu şiir de yine çabasız bir şekilde kendi kendine dökülüvermişti. Garip olan bir şey vardı. Gitmek, vazgeçmek üzerine yazılan dizelerin hemen ardından bir kavuşma şiiri ortaya çıkmıştı. Biri içimdeki kaçma duygusunu, biri de ulaşma arzusunu anlatıyordu. Korkuyu atınca arzum gün gibi ortaya çıkmıştı sanki. Gerçi bir arkadaşım duygusunu çok beğenmesine rağmen Avlu şiirinde kullandığım kelimeler için “Elif hangi yüzyılda nasıl bir dünyada yaşıyorsun Allah aşkına,” diye bir yorum yaptı. “Evet haklısın. Günümüzde avlu yerine artık Zoom demek gerek tabi,” diyerek güldüm.

Oldum olası kelimelerin imgesel gücü olduğuna inanırım. Mesela bir romanın içinde kurabiye kokusundan bahsedilen cümleleri okurken, anında onun sizde imgelediği anıya ışınlanırsınız. Burada canınızın kurabiye çekmesinden bahsetmiyorum. Fırından yeni çıkmış kurabiye kokusunun bile sizin belleğinizde bir duygu bıraktığını anlatmaya çalışıyorum.

İşte avlu kelimesi de benim belleğimde böyle duygusu olan kelimelerden biri. Ve hangi şekilde olursa olsun yazmak söz konusu olduğunda bana işin en büyülü gelen kısmı, bir kelimenin herkesin belleğinde bambaşka bir imgeyi oluşturması.

Özellikle Avlu kelimesine olan hassasiyetimin bu konuyla yakın bir ilgisi var. Kaç yaşındaydım bilmiyorum ama ilk kez bir kitapta “avlu” kelimesini okuduğumda kafamda bir türlü imge oluşmaması beni çok rahatsız etmişti. Bundan mıdır bilmiyorum yıllar sonra da içinde avlu olan kafesi de bulunan bir mekanı kendime sığınak bellemiştim. Çok sevdiğim bu yeri ilk kez Doğan Cüceloğlu’nun bir kitabında -hafızam beni yanıltmıyorsa “Savaşçı”da- okumuştum. Kitapta Doğan Cüceloğlu hayata dair pek çok şeyi konuştuğu bir öğretmenle orada buluşuyordu. İşyerime çok yakın bir yer tarif ediliyordu ve adını daha önce hiç duymamıştım. Aynı gün öğle arasında merak içinde sora sora orayı buldum. Zaten aramadan karşınıza öylesine çıkabilecek bir yer değildi. Çok da ilgi çekici olmayan bir kapı hiç beklemediğiniz bir avluya çıkıyordu. Neyse daha fazlasını anlatmayayım. Gerisi bende kalsın. Bakmayın bu kadar anlatma budalası olduğuma. Her şeyi anlatmayı sevmem. Neresi olduğunu çok merak eden olursa bir zahmet Doğan Cüceloğlu okusun. 🙂

Avlu adlı şiiri yazmamdan çok kısa bir süre sonra Doğan Cüceloğlu’nun yaşama veda etmesi ister istemez herkeste olduğu gibi benim içimde de hüzün bıraktı. Belki pek çok kişi güzel ve iyi şeyler anlatır ama onun yok olduğunu bilmek saçınızı okşayan birini kaybetmek gibi geldi bana. En son yeni doğum yaptığımda bir kitabını okumuştum. Emzirirken kitap okumak için bolca vaktim oluyordu. Kendimi zaten şu anda da doğuma az vakti kalmış biri gibi hissediyorum. Hamileliğin son günlerine vardığında yürümeyi bırak, uyumak bile zorlaşır. Bedenindeki zorlanma artık seni iyice kısıtlar. Doğan Cüceloğlu’nun son kitabını okumadım ama hepimizin bildiği gibi “Var Mısın?” diye sormuş.

“Kendini keşfetmeye

zorluklarla başa çıkmaya

var mısın?”

Evet varım. Ne olursa olsun, ne kadar zor olursa olsun, sonuna kadar varım!

Başlayalım öyleyse…

Didem Elif

Not: Balık tutmak; niyet, bilgi, inanç, sabır ve kısmet işidir. Herhangi biri eksik olduğunda kişi balık tutmaya devam edemez. O yüzden de emekli olunca bir sahil kasabasında balık tutmanın hayalini kurmuş bir sürü insan bu hayalini gerçekleştirmesine rağmen uzun süre sürdüremez. Kısmetinden vazgeçmeyenlere buradan selam olsun…

Sevgilerimle…

Kısmet

Mars ve Venüs Patara Anfi Tiyatro’nun ortasında bir taşın üzerinde yan yana oturmaktadır. Mars elinde tuttuğu kağıtta yazanları sesli okurken Venüs onu durdurur.

Venüs – Yok yok bence olmadı. Ben hayatta bu cümleleri sahnede söyleyemem. Hem ben böyle sözler hiç kullanmam ki Mars.

Mars – O zaman neden bütün konuşmaları ben yazıyorum? Madem hoşuna gitmedi kendi repliklerini gel sen yaz Venüs.

Venüs – Yazmadan doğaçlama oynasak olmaz mı? Sahneye çıksak ve içimizden geleni söylesek.

Mars – Doğaçlama mı? Emin misin? Becerebilir miyiz sence?

Venüs – Neden olmasın? O an kalbimizden nasıl geçiyorsa öyle davranırız.

Mars – Ama önce bir kurgu oluşturmalıyız. Yoksa sahneye çıkıp seyirciye ne anlatacağız Venüs? Sonra rezil olmayalım.

O sırada bir kadın Patara Anfi Tiyatro’ya girer. Arkasında bir grup Japon vardır. Etrafı göstererek onlara bir şeyler anlatmaktadır.

Kadın – Daha önce size Kaş’taki Antik Tiyatro’yu göstermiştim ve Antik tiyatro ile Anfi Tiyatro arasındaki farkı anlatmıştım. Antik tiyatroların hepsi anfi tiyatro değildir. İşte Patara’da bulunan bu eski kalıntılar anfi tiyatronun özelliklerine çok güzel bir örnek sunuyor. Yalnız çok şanslısınız biliyor musunuz? Şurada oturan çifti görüyor musunuz? Yeryüzünün en güzel çifti Mars ve Venüs onlar. Şu an buradalar. Kısmete bakar mısınız?

Mars kağıda notlar almakla meşguldür. Venüs şaşırarak tiyatroya giren kalabalık gruba göz gezdirir.

Venüs – Mars?

Mars – Efendim canım.

Venüs – Şu kadın bizim adımızı söyledi galiba.

Mars – Hı hı…

Mars yazdıklarına dalmıştır. Not almaya devam eder.

Kadın – Bir Didem Elif hikayesinin anlattığına göre, Mars ve Venüs’ün gökyüzünden kayan iki yıldız olduğu bilinmektedir. Hikaye bu ya; gökyüzünde ulaşamayan, birbirine aşık tatlı mı tatlı Mars ve Venüs çifti; nihayet yeryüzünde kavuşmuşlardır. Ne mutlu ki, onlara bu büyülü ortamda denk geldik. Bugün uğurlu bir gün olmalı.

Venüs – Ay valla bizden bahsediyor.

Mars – Nasıl?

Venüs – Bak, işte şu kadın! Karşısında onu dinleyen Japonlara bizi anlatıyor.

Mars ilk defa başını notlarından kaldırıp, Venüs’ün gösterdiği yöne doğru bakar.

Kadın – Eveettt, şimdilik bu kadar yeter. Sizi biraz serbest bırakıyorum. Civarı dilediğiniz gibi gezebilirsiniz. Bir saat sonra Patara kapısında buluşalım. Sonra gezimize kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Japon grup Patara Anfi Tiyatro’yu birer birer terk etmeye başlar.

Venüs – Affedersiniz. Bakar mısınız?

Venüs seslenirken oturduğu yerden ayağa kalkmıştır. Japonların çıkışını takip eden kadın, duyduğu sese doğru döner. Yüzünde tatlı bir gülümseme vardır.

Kadın – Ah! Merhaba Venüs. 🙂 Tanrım inanmıyorum. Venüs ile konuşuyorum. Bu bir rüya olmalı.

Venüs – Merhaba. Yalnız ben sizi çıkaramadım. Daha önce tanışmış mıydık?

Kadın – Hayır ilk kez görüşüyoruz ama ben ikinizi de iyi biliyorum. 🙂

Venüs – Sahi mi? Allah Allah. Tanıdığınız yetmiyor bir de Japonlara bizi anlatıyorsunuz. Çok ilginç valla.

Kadın – Ah evet! En sevdiğim hikaye sizin hikayeniz. Daha pek bir şey söylemedim doğrusu. Detayları otobüsle Kaş’a dönerken anlatırım onlara diye düşünüyorum. Size burada rastlamak ne büyük bir mutluluk oldu benim için anlatamam.

Mars – Size bir şey soracağım. Biz o kadar Japonya’da yaşadık. Hiç Türkçe anlamıyorlardı. Türkçe bilen bu kadar çok Japon’u siz nereden buldunuz, çok merak ettim doğrusu.

Kadın – İlahi Mars; şimdi Elif burada beni Japonca konuşturup, Türkçe alt yazı nasıl geçsin? Hem onlar figüran canım. Rolleri zaten bu kadardı. Devamlılıkları olmayacak ki. Takılmayın böyle ince detaylara lütfen. Sanki bunca zaman boyunca her şey çok mantıklıydı da bir o kısmı kaldı.

Mars – :)))

Venüs – Peki sizin adınız nedir acaba?

Kadın – Ah doğru ya, kusura bakmayın kendimi tanıtmayı unuttum. Benim adım Del4. Bu arada söylemiş miydim, ben size resmen deli oluyorum. 🙂

Venüs – Del4 mu? James Bond 007 gibi bir kod adı mı bu? Yoksa siz ajan mısınız?

Del4 – Aaa üstüme iyilik sağlık. Hayır canım ne ajanı. Aslında asıl adım Ayşe. Ben her şeye deli oluyorum da. Yani çok seviyorum demek istiyorum. O yüzden arkadaşlarım bana Del4 der. Biz de sahne adımı böyle koyduk. Yani “Del For”. Nokta nokta için deli oluyorum anlamında. :)))

Mars – Elif’in şahane isimlerinden biri daha. Neden şaşırdın ki Venüs?

Venüs – Evet haklısın şahane isimmiş. Önce tuhaf buldum ama şimdi anlamını dinleyince mantıklı geldi.

Mars – :)))

Del4 – Ah senin beni anlayacağını biliyordum Venüs. Gerçi ajan filan deyince bir an anlamayacaksın diye çok korktum.

Mars – Demek Japonları gezdiriyorsunuz Del4?

Del4 – Şu sizi kaldıralım artık. İkiniz de bana sen diye hitap edin lütfen. Bu arada söylemeden edemeyeceğim, adımı senin ağzından duymak çok hoşuma gitti Mars. 🙂 Ne sormuştun? Ha evet! Aslında sadece Japonları değil, Fransızları, İtalyanları… Aklınıza gelebilecek herkese bildiğim hikayeleri anlatmaya deli oluyorum.

Venüs – Ne güzelmiş. Dünya kadar yer gezmiş olmalısın.

Del4 – Doğruyu söylemek gerekirse çok fazla yer gezmedim. Elif’in yazdığı kadar işte. Yani bu benim ilk turum. 🙂 Kısmetime Japonlar denk geldi. Elif Japonlara niye bu kadar taktı inanın ben de anlamadım. :))

Mars – Hahaha. Çok şeker. Sevdim ben bu kadını. Açık sözlü insanları severim.

Del4 – Ah ben de seni nasıl seviyorum bir bilsen Mars. Hele çıplak ayakla dolaşmıyor musun, deli oluyorum.

Venüs – Ay Allahım ben de şu seni görünce ayılıp bayılan kadınlara deli oluyorum Mars.

Mars – :))))

Venüs – Ayrıca sana terlik almayı unuttum diye bana bilerek imada bulunuyor bence. Baksana hakkımızda her şeyi biliyor.

Del4 – Aaa öyle deme. Asla! Sen beni yanlış anladın. Ben sana da bayılıyorum ki Venüs.

Venüs – Ha sahi mi?

Del4 – Evet!!! Tabi ki. Senin o her şeyde bir anlam bulmana deli oluyorum ben valla. Öyle sevgi dolusun ki…

Venüs – Çok teşekkür ederim. Sanki bazen abartıyorum ama.

Del4 – Yok canım.

Venüs Mars’a doğru eğilerek fısıldar.

Venüs – Haklısın sevimli kadınmış.

Mars – :)))

Patara Anfi Tiyatro’ya Noel Hoca girer.

Venüs – Aaa Noel Hoca. Seni bir daha göremeyeceğiz sanmıştım.

Del4 – Yaşasın! Noel hoca da geldi. Ay ne kadar kısmetliyim inanmıyorum. Meğer diyaloglarımda seninle de denk gelmek varmış. Kesin bugün benim en şanslı günüm.

Mars – :)))

Noel Hoca – Patara kapısında bekleyen Japonları görünce seni burada bulacağımı tahmin ettim Del4. Yanlarına gitsen iyi olur. Sanırım diyalog süren doldu. 🙂

Del4 – Sahi mi? Tamam tamam hemen gidiyorum. Memnun oldum arkadaşlar. Kendinize çok iyi bakın. İnşallah yine karşılaşırız.

Mars ve Venüs, Del4’u sevgiyle el sallayarak uğurlarlar.

Venüs – Noel Hoca iyi ki geldin. Biz bu sergileyeceğimiz oyunun içinden bir türlü çıkamadık.

Mars – Ne alakası var canım. Çözecektim ki ben.

Venüs – Nasıl çözecektin Mars. Belli ki kafan karıştı.

Noel Hoca – Nasıl yani?

Venüs – Mars oynayacağımız repliklerimizi yazmaya çalışıyor ama kurduğu cümleler bana hiç uymuyor. Ben de diyorum doğaçlama oynayalım. Hem benim ezberleme sorunum var.

Noel Hoca – Siz oyun mu sergileyeceksiniz?

Mars – Ayy delireceğim iyice. Sen demedin mi “Sahne sizin!” diye en son giderken. Oynayacağımız oyunu hazırlıyorum ben de.

Noel Hoca – Ama siz beni yanlış anladınız. O konuşmanın hepsi metaforikti.

Del4 – Ah iyi ki geldin Noel hoca. Anlat valla. Çok özlemişim seni dinlemeyi inan ki. Ben bir türlü Mars’a senin ne demek istediğini anlatamıyorum.

Mars – Sanki sen anladın da.

Mars da ayağa kalkar ve Noel Hoca’ya çaktırmadan Venüs’e söylenir.

Mars – Hani dersleri anlatış şeklini sevmiyordun, ne değişti?

Venüs – Ben şu an nasıl anlattığıyla değil ne anlattığıyla ilgileniyorum ki.

Noel Hoca – Efendim? Anlamadım.

O sırada dışarıdan havlama sesi gelir. Barney Değil ardı arkası kesilmez bir şekilde çıldırmış gibi havlamaktadır. Noel Hoca hızlıca Anfi Tiyatro’dan çıkar. Venüs ve Mars telaş içinde Noel Hoca’nın peşinden giderler.

Didem Elif

Not: Aşağıda paylaştığım, Levent Yüksel’den dinlediğimiz Yeniden Başla adlı şarkının en iyi okunan versiyonu değil belki ama çok sıcak ve çok samimi.

Sevgilerimle

Niyet

Mars ve Venüs Patara Anfi Tiyatro’da ayrı yerlerde oturmuş Noel Hoca’nın gelmesini beklemektedir. Mars elindeki deftere bir şeyler yazmaktadır. Venüs ise Karşı Kıyı’ya gelirken yanında getirdiği tek kitabı okumaktadır. Anfi tiyatroya Noel Hoca girer ve sahnedeki yerini alır.

Noel Hoca – Kusura bakmayın biraz geciktim. İlgilenmem gereken işler vardı. Anca gelebildim.

Venüs – Sorun değil. Ben beklemeyi hiç dert etmem. Bu yüzden yanımda mutlaka kitap taşırım. Beklerken bahaneyle okumak için zaman doğmuş oluyor. Mars da sıkıntı etmez böyle şeyleri. O da kafasında not almak istediği şeyleri toparlıyor böylece.

Mars – Evet evet çok doğru.

Noel Hoca – İyi bari. İçeri girip sizi böyle ayrı otururken görünce geçen dersimizden sonra benim yüzümden aranızda bir soğukluk oldu sandım. Böyle bir şeye vesile olmak istemem doğrusu. O zaman daha fazla vakit kaybetmeden bir an önce ikinci ve son dersimize başlayalım.

Venüs – Nasıl? Son ders mi? Daha yeni başlamadık mı ayol? Ne tuhaf iş anlamadım. Gerçi ben bana birinin hocalık etmesini hiç sevmem o ayrı ama bütün bunlar garip geldi yani.

Noel Hoca – İnanın ben de akıl hocalığı yapmayı hiç sevmem. Zaten yaptığım da bu değil. Birazdan beni anlayacağınızı umuyorum.

Noel Hoca elinde olan kumandaya benzer bir aletin tuşlarına basar. Arkasında duran kocaman ekrana görüntü gelir. Ekranda Shakespeare’e ait olan ünlü sözler yazmaktadır.

Noel Hoca – Venüs hanım sizden rica etsem. Ekranda yazanları bize sesli olarak okur musunuz?

Venüs ekranda gördüklerini okumaya başlar.

“Bütün dünya bir sahnedir,
Ve bütün erkekler ve kadınlar sadece birer oyuncu;
girerler, çıkarlar.
Bir kişi birçok rolü birden oynar.
Bu oyun insanın yedi çağıdır.”

Mars – William Shakespeare!

Noel Hoca – Bravo Mars bey. Bildiniz. Bu sözler William Shakespeare’e ait.

Mars – Takdirin için sağol ama resmen benim zaten bildiğim hatta çoğu zaman anlattığım şeyleri sen bize anlatıyorsun. Şaka gibi yani. Bakalım sonunda nereye varacaksın?

Venüs – Doğru söylüyor. Mars hep bundan bahseder ki bana. Onun sayesinde ben bile bu konuyu iyi biliyorum.

Noel Hoca – O yüzden bu son dersimiz zaten. Ben konuşmamı toparlayıp buradan ayrılacağım ve ikiniz rollerinizi oynamak için sahneye çıkacaksınız.

Venüs – Nasıl yani?

Noel Hoca – William Shakespeare öyle güzel bir şey söylemiş ki. “Bütün dünya bir sahnedir.” İşte onun bahsettiği sahne en iyi okuldur aynı zamanda. Çünkü ister çocuk, ister yaşlı biri olsun; yaşamın içinde karşımıza çıkan herkesten yeni bir şeyler öğreniriz. Eğer dünya sahnesinde birisiyle bir araya geliyorsanız, demek ki birlikte sergilemeniz gereken bir oyun vardır. Bu anlamda hiçbir karşılaşma boşuna değildir diyebiliriz. Ama şu an konumuz bu değil. O başlı başına bir öykü konusu doğrusu.

Mars – Hah! Öykünün başlığını durun tahmin edeyim: “Tesadüf!”

Venüs – :)))))

Noel hoca yeni çıkmaya başlamış bıyıklarının altından gülümseyerek konuşmaya devam eder.

Noel Hoca – Her birimizin doğduğu andan itibaren üstlendiği birden fazla kimlikleri vardır. Çocuk olmak, anne olmak, eş olmak, yönetici olmak gibi birbirinden farklı roller üstlendiğimiz oyunlar gerçekleştiririz. Bazen kendimizi bu oyunlara öyle kaptırırız ki, rolümüz ana amacını kaybeder ve iş bazen faşizme kadar uzanır. Bir bakmışsınız oldukça iyi niyetle başlanan bir şey, kötü sonuçlar getiren bambaşka bir yere varmış. Bugün dünyaya baktığınızda, sözüm meclisten dışarı, ahlak adına emek harcayanların en büyük ahlaksızlığı yapar hale geldiğini görürsünüz. Bu yüzden yoldan çıkmamak için niyetinizi sıklıkla kendinize hatırlatmanız gerekir. Niyetimiz, içinde olduğumuz konumun şartlarını kötüye kullanmamak adına, bize doğru yolu gösteren bir pusuladır adeta. Dürüst olmak çok önemli bir değerdir mutlaka ama insanın kendine karşı dürüst olabilmesi için..

Venüs – Hocam dersi yine böleceğim ve Mars bunu söylediğim için bana çok kızacak ama benim sana itiraf etmem gereken bir şey var.

Noel Hoca – Buyrun Venüs hanım sizi dinliyorum.

Venüs – Geçen dersin sonunda dilim sürçmemişti. Ben teneffüs arasında Mars’ın gerçekten kucağına oturmuştum. Ama inan bana Noel hoca kötü bir niyetim yoktu.

Mars – Venüssss Allah aşkına delirdin mi? Neler söylüyorsun? İyice şaşırdın sen galiba.

Venüs – Ne yapayım Mars? Baksana birazdan bize sahneye çıkacaksınız diyor. Zaten tuhaf bir hikayenin içindeyiz. Bana kim bilir nasıl bir rol verecek? Ben hayatta rol yapamam. Ya sahnedeyken yalanım ortaya çıkarsa. Dedim en iyisi ben baştan hakikati söyleyeyim. Hem ne var bunda? Okuyucuların bildiğini Noel Hoca’dan mı saklayalım? Ayrıca sanki tüm gerçeği mi anlattım? Ders bittikten sonra yaptıklarımızdan bahsetmedim ki. O kısmı okuyucular da bilmiyor zaten. 😇

Mars – 🙈🙈🙈 Allahım sen aklıma mukayyet ol ya da sen şu kadına akıl, fikir ver ne olur.

Venüs – Bunun akılla ne ilgisi var canım. Tamam Noel Hoca biraz çocuk yaşta belki ama o da büyüyünce aynısını yapmayacak mı? Seninki de laf!

Noel Hoca öksürerek araya girer.

Noel Hoca – Venüs hanım kalbinizi ferah tutun. Niyetiniz ile ilgili zerre kuşku duymadım. Siz bu meseleyi biraz vicdanla karıştırdınız. Böyle şeyler için vicdan yapmayın. Bir kere herkes her şeyi bilmek zorunda değil. Hatta bazı özel şeylerin iki kişi arasında kalmasında fayda vardır. Aklıma gelmişken vicdan meselesini çok iyi anlatan Takva adlı bir Türk filmi vardır. İsterseniz bir ara onu izlersiniz. Son olarak bu konuyla ilgili şunu söyleyeyim. Her ne söylerseniz söyleyin, karşınızdaki kişi meseleyi kendine göre algılayacaktır. Niyetinizi siz bildikten sonra kimseye bir şey ispat etmeye ihtiyacınız yok. Ben dahil bu öykünün içinde yer alan hiçbir karakter size ahlak bekçiliği yapamaz. Siz kendinizi kandırmayın yeter ki.

Mars – O zaman hikayemizin içinde başka karakterler de olacak.

Noel Hoca – Elbette.

Venüs – Sahi mi? Yeni yeni karakterler tanıyacağız demek. Sen de bayağı şey biliyorsun bakıyorum. Elif sana her şeyi anlatıyor olmalı.

Noel Hoca – Aslına bakarsanız o bu metinlerde ne anlatıyorsa, ben de o kadarını biliyorum. Hiçbir şey sormadığım gibi, sorgulamıyorum da. Bir rolüm var. Niyetim onu en doğru şekilde oynamak. Aksi, niyetimin dışına çıkmak olur; bunu da yapmak istemem.

Mars – Nereden biliyorsun o zaman başka karakterlerle karşılaşacağımızı.

Noel Hoca – Niyet konusunu anlatan karakter olduğuma göre, tahmin edersiniz ki bunu bilmek için medyum olmama gerek yok. Bildiğim kadarıyla ikinizin ortak bir niyeti var. Karşı Kıyı adı verilen bu köşenin içinde beraber güzel ve mutlu bir ilişki yaşamak istiyorsunuz. Doğru mu?

Mars – Kesinlikle!

Venüs – Ne güzel dedin.

Noel Hoca – Buna katkım olsun diye durup dururken ben devreye girdiysem, benim yeterli olmadığım yerde yine aynı şekilde kendiliğinden başka karakterler ortaya çıkacaktır. Siz yeter ki niyetinizden vazgeçmeyin. Eğer kısmetinizde varsa, o mutlaka bir yol bulup size ulaşacaktır. Onu söylemeye çalışıyorum.

Venüs – Bize sahnede oynamamız için nasıl roller vereceksin peki?

Noel Hoca – Beni yanlış anladınız. O kısmı iyi anlatamadım demek ki. Ben sizlere oynamanız için roller vermeyeceğim. Bu benim haddime düşmez. O tamamen sizin bileceğiniz iş.

Venüs – Ohh! İyi bari.

Noel Hoca – Sizi neden ayrı oturttuğumu da anlatıp dersi kapatayım. Çünkü daha bitirmem gereken bir sürü iş var.

Mars – Evet o konuya dair umarım iyi bir açıklaman vardır. Şu ana kadar ki en saçma kısım oydu bana göre.

Venüs – Canımsın Mars. Konuş aşkım.

Noel Hoca – :))) İkiniz yan yanayken hem benim dikkatim dağılıyordu hem de sizin.

Mars – Nasıl yani?

Noel Hoca – Farkındaysanız iki bölümdür köpeğim Barney Değil de yanımda yok.

Venüs – Aaa ben fark ettim de başka konulardan fırsat olmadı nerede olduğunu sormak.

Noel Hoca – Öğretmencilik oyunu oynayacağım için onu yanımda getirmedim. Çünkü oyun esnasında köpekler buraya giremez.

Mars – Ne demek köpekler giremez? Ben de Elif’i hayvan dostu sanırdım. Çok şaşırdım buna şu an.

Noel Hoca – Sadece köpekler değil cep telefonlarını da almıyoruz. Ama siz Karşı Kıyı’ya gelirken cep telefonu yanınıza almadığınız için o kısmı sorun olmadı.

Venüs – Bak sana demiştim cep telefonuna ihtiyacımız olmadığını. Yasakmış işte gördün mü?

Mars – Canım Anfi Tiyatro’ya sokmak yasak diyor. Barney Değil’i dışarıda nasıl görebiliyoruz, cep telefonunu da dışarıda kullanabilirdik ki.

Noel Hoca – Kesinlikle çok doğru. Bir cep telefonuna ihtiyacınız olmadığını söylemedim. Cep telefonu kullanmadığınız için tüm bu kurgu yazılıyor zaten. Buraya köpekleri ve cep telefonlarını almıyoruz çünkü bir köpek havladığında -ki bir köpeğin havlamasına engel olamazsınız- ve bir cep telefonu çaldığında -buna da maelesef tüm uyarılara rağmen engel olamadık-, hem izleyicilerin hem de oyuncuların anında dikkati dağılır.

Mars – Çok mantıklı.

Venüs – Hadi o tamam da, ben de Mars’ın dikkati mi dağıtıyorum bir cep telefonu ya da bir köpek gibi yani?

Noel Hoca – Evet çünkü ikinizin arasında kolay kolay kimsede olmayan bir çekim var. Ayrı oturduğunuzda bana daha iyi konsantre olacağınızı düşündüm, ki yanılmamışım.

Venüs – Nasıl yani?

Noel Hoca – Anlattıklarımı Mars bey mantığıyla irdelerken, Venüs hanım siz de duygularınızla yaklaştınız. Biriniz anlam bulmaya çalışan, diğeriniz ise bağ kurmanın yolunu arayan sorular sordunuz. Zaten biri olmazsa diğeri eksik kalır. Sizin birlikteliğinizin en güzel tarafı da bu. Birbirinizi tamamlıyorsunuz. Sahnede beraber yer aldığınızda, seyre doyum olmayan bir oyun sergileyeceğinize dair kuşkum yok. O gün gerçekleştiğinde şapkamı çıkartıp sahneye atmazsam, bana da Noel Hoca demesinler.

Mars – Yanlış anlama ama o tuhaf şapkayı takmasan iyi olur zaten. Çok komik görünüyorsun.

Venüs – Ay Noel Hoca sen Mars’a bakma. O Elif’i de hep böyle eleştiriyor. Sen içinden nasıl geliyorsa öyle yap.

Noel Hoca – :)) Neyse konu anlaşıldıysa ben artık işlerime bakayım. Hadi bakalım. Sahne sizin. Kolay gelsin!

Noel Hoca aceleyle sahneyi terk eder. Mars ve Venüs ne yapacaklarını bilemez halde birbirlerine bakakalırlar.

Didem Elif

Not: Hz. Ali’nin çok sevdiğim bir sözü vardır. Onu burada paylaşmak isterim: “Allah’ım gönlümde olanı hakkımda hayırlı eyle, hakkımda hayırlı olana gönlümü razı eyle.” Son yıllarda ne zaman bir şey istemeye niyetlensem, bu sözü kendime hatırlatırım. Niyet hakkında bir öykü yazınca, yine aklıma geldi.

Sevgilerimle

Sabır

Mars ve Venüs Patara Amfi Tiyatro’da birbirine uzak farklı yerlerde oturmaktadır. Noel Hoca sahnede duran kocaman bir ekranın önünde; zaman zaman ekrana, zaman zaman da sahneye bakarak konuşma yapmaktadır.

Noel Hoca – İşte bu bir Janus resmi. Bir yüzü öne, bir yüzü arkaya bakan iki yüzlü Roma Tanrısı. Yüzlerden birisi somut olanı, diğeri de soyut olanı gösterir. İnsanların hem soyut hem de somut bir varlık olduğunu en güzel anlatan figürdür bana göre. Bazı betimlemelerde şu resimde gördüğünüz başlardan biri kadın başıdır. Janus Tanrısının eşi Jana’yı temsil eder. İki yüzün farklı yönlere bakmaları geçmiş ve geleceği anlatır. Ayrıca Kış ve Yaz mevsimlerini ifade ettiğini söyleyebiliriz. Romalılar Ocak ayına bu Tanrı’nın ismini vermiştir. İngilizce January kelimesi buradan gelir. Çünkü Ocak ayı iki yönü olan bir aydır. Her ne kadar yeni bir yıla girsek de, bir nevi hem geçmiş yıla hem de gelecek yıla aynı anda bakarız. Bu anlamda Janus’un, başlangıç ve sonların Tanrısı olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca Roma mitolojisinde Janus’un, kapı ve geçitlerde bulunarak; kentlere giren çıkanı gözettiğine ve böylece güvenliği sağladığına inanılır.

Venüs parmak kaldırır. Noel Hoca, Venüs’e söz verir.

Venüs – Sevgili Noel Hoca iyisin, güzelsin, hoş sohbetsin. Bir saattir bölmeyeyim diyorum da benim aklım çok karıştı. Sana bazı sorularım olacak?

Noel Hoca – Buyrun Venüs hanım.

Venüs – Nereden başlasam ki? Öncelikle şunu sorayım. “Sınıfa gideceğiz,” deyince ben Patara’da bir okul binasına gideceğiz sanmıştım. Patara’da hiç okul yok mu Allah aşkına? Neden buraya geldik?

Noel Hoca – Bir okul binası var tabi ancak zamanla siz de anlayacaksınız ki, bizim hikayemizde öyle dört duvarı olan bir okula ihtiyacımız yok. Aklınızdan ne geçti bilemem ama size sınıf derken burayı kastetmiştim.

Venüs – İyi de yanlış anlama ama deminden beri bir takım hikayeler anlatıyorsun. Nereye varacaksın diye sabırla beklemeye çalışıyorum fakat bütün bu anlattıklarının bizimle ne ilgisi var hiç anlamadım. Ayrıca niye Mars’dan uzak oturttun beni? Biz alışık değiliz ki böyle şeylere. Elif bizi ayırmaya mı çalışıyor yoksa? Çok kırgınım yani haberin olsun.

Mars – Ne alakası var Venüs? Noel hoca çok faydalı ve güzel şeyler anlatıyor. Keşke bölmeseydin. Ben merakla dinliyordum valla.

Venüs – Aaa sessizliğin ondan mı? Ben de dedim şimdi birazdan Mars’ın tepesi atacak çekip gidecek buradan. Senin keyfin yerindeyse iyi madem.

Mars – Başta Noel hoca karakterinin varlığına tepki verdim ama bugüne kadar hep savunduğum şeyleri başka bir dille anlatıyor farkında değil misin?

Noel Hoca – Anlatmaya biraz ara versem sizin için daha iyi olacak galiba Venüs hanım. Sanırım bu konular size ağır geldi. Dinlenin biraz en iyisi. Hem teneffüs arası vermek her zaman önemlidir. İhtiyaçlarınızı karşılarsınız. Ben birazdan gelirim.

Noel Hoca sahneden iner ve Anfi Tiyatro’nun dışına çıkar. Venüs oturduğu taşın üzerinden kalkıp Mars’ın olduğu yere giderek yanı başında ayakta dikilir.

Venüs – Aşkım gerçekten iyi misin? Elif’e kızgın filan değil misin yani?

Mars – Aslına bakarsan önceleri çok şaşkındım ama hayır, ona kızgın değilim.

Venüs – Ay iyi bari. Ben de kızgın olmandan çok korkuyordum.

Mars – Neden kızgın olayım ki? Noel hoca karakterini ilk başta çok saçma bulsam da, onun anlattıklarını dinledikçe bazı şeyler kafamda oturmaya başladı.

Venüs – Öyle mi? Ne gibi şeyler mesela?

Mars – Oldukça genç olan Noel hoca karakteriyle neden aynı yüze sahip olduğumuz gibi mesela.

Venüs – Sahi mi? Nedir sebebi sence?

Mars – Ayna! Elif aynayı anlatmaya çalışıyor.

Venüs – Hiçbir şey anlamadım Mars.

Mars – Hayatımıza giren herkes bize bir anlamda aynalık eder. Onda kendimize dair pek çok şey görürüz. Bazen hoşumuza gitmese de karşımızdaki kişi davranışlarıyla, bize bizi anlatır aslında. Noel’in bahsettiği bütün bu hikayelerin bizimle örtüşen tarafları olduğunu fark etmedin mi?

Venüs – Aslında ne yalan söyleyeyim. O konuşmaya başladığından beri senin ne hissettiğini anlamaya çalışıyordum. Anlattıklarına pek de konsantre olamadım o yüzden doğrusu. Hele şu Janus hikayesinden hiçbir şey anlamadım valla. Ama Elif’e kızgın olmamana çok sevindim. Senin yüzüne bu kadar benzeyen başka bir karakter yazmasını aynalama olarak algılaman beni çok mutlu etti. Sana ikiyüzlü demeye çalıştığını düşüneceksin diye ödüm patladı.

Mars – Ne? İkiyüzlü mü? Ayy bir saniye bile aklımdan öyle bir şey geçmedi inan ki. Hem Elif bana ikiyüzlü demeye çalışsaydı yeni bir karakter yaratıp ona benim yüzümü vermezdi ki. Noel’in bahsettiği şu Roma Tanrısı gibi beni iki başlı bir Janus’a dönüştürerek bunu rahatlıkla anlatabilirdi. Yapar mıydı, yapardı valla…. 🙂

Venüs – Ayy gene mi Janus? Off kafam bu tuhaf Tanrıyı hiç almıyor sen de Noel gibi başlama lütfen.

Mars – :)) Biliyor musun Venüs? Seni çok seviyorum. ❤️

Venüs – Canım benimmm. Ben de seni çok seviyorum.

Venüs birden bacaklarını açarak tutkuyla Mars’ın kucağına oturur ve sevdiği adamı dudaklarından uzun uzun öper. Mars şaşırır.

Mars – Venüssss… Zaten çok özledim seni. Zor dayanıyorum. Yapma lütfen! Hem her an Noel hoca gelebilir. Bizi böyle görürse ayıp olur.

Venüs – Mars bana Janus’u uygulamalı olarak anlatıyordu hocam deriz. 🙈😇

Mars – 😇

Venüs – Bu kadar yakınlaştığımızda sence de tek bir beden gibi olmuyor muyuz ama yanlış mıyım? 😇 Sahi sen gerçekten özledin mi beni Mars? Hiç öyle görünmüyor valla. Noel hoca bizi şu koskocaman Anfi Tiyatro’da ayrı yerlere oturttu. Sesini bile çıkartmadın. Bir de üstelik dersi niye böldün diye bana serzenişte bulundun.

Venüs Mars’ın kucağından ayrılıp ayağa kalkar.

Mars – Off Venüs seni nasıl özlediğimi bir bilsen. Ama bütün bu yaşadıklarımızın bir anlamı olmalı. Sadece neler olduğunu anlamaya çalışıyorum. Hepsi bu.

Venüs – Hayret ilk kez Elif’e yazdığı metin yüzünden söylenmediğini görüyorum. Şaşırtıyorsun beni valla.

Mars – Sonuçta her ne kadar bizim diyaloglarımız kadın ve erkek konuşmaları gibi görünse de, aslında ben beyni sen de kalbi simgeliyorsun. Bugüne kadar gösterdiğim eleştirel yaklaşım yerine, bundan böyle daha yumuşak bir bakış açısıyla olaylara yaklaşmamın hepimiz için daha doğru olacağını düşünmeye başladım. Sabırla bekliyorum aslında. Dediğim gibi anlamaya ve oturtmaya çalışıyorum her şeyi. Yoksa olumsuz algılamıyorum asla. Yeni bir karakter yarattığına göre, Elif buna gerçekten ihtiyaç duymuş olmalı.

Mars’ın cümlesinin ortasında Noel hoca sahneye girer. Mars’ın sözü biter bitmez konuşmaya başlar.

Noel Hoca – Yeni baştan bir hayat oluşturmak kolay değil ama başkalarının desteğiyle inanın bana siz bu konuda hiç zorlanmayacaksınız. Sizin de tahmin ettiğiniz gibi Mars bey, ben sadece size yardımcı olmak için buradayım.

Venüs – Ayy Noel hoca sana bir şey soracağım. Çok merak ettim.

Noel Hoca – Buyrun Venüs hanım.

Venüs – Sevgilin var mı?

Noel hocanın yüzü al al kızarır. Mars Venüs’e “tövbe fesupannallah” bakışı atar.

Noel Hoca – Bir sevgilim yok yalnız bir sevdiğim var. Ve inanmayacaksınız ama ona o kadar çok benziyorsunuz ki Venüs hanım.

Mars – Kesinlikle inanırız Noel hocacım emin olabilirsin. 🙈

Venüs – Aaa daha açılmadın mı ona yani?

Noel hoca gülümseyerek utangaç bir şekilde başını öne eğer.

Venüs – Bak hiç vakit kaybetmeden ona duygularını anlatmalısın. Hem belki o da senden hoşlanıyordur. Bir an önce kavuşursun sevdiğine işte fena mı? Aldığın riske kesinlikle değiyor. Hoca olmuşsun filan belki ama bu konudaki hayat tecrübelerime sonuna kadar güvenebilirsin. Ayyyyy demek bana benziyor. Çok tatlı!

Noel Hoca – Evet o kadar benziyor ki size her baktığımda bana onu hatırlatıyorsunuz.

Venüs – Zevkli çocuksun var ya.

Mars – Hoop. Noluyor size? Flörtleşiyorsun adamla gözümün önünde resmen Venüs. Bu kadarı da ayıp ama. Yerine geç de derse devam edelim.

Venüs – Aaa üstüme iyilik sağlık. Ne alakası var? Adam dediğin çocuk daha bu ayol. Bir kere ben olgun erkek severim.

Venüs kendi kendine söylenerek oturduğu yere doğru yürümeye başlar.

Venüs – Gerçi olgun erkek sandıklarımız da çoluk çocuk çıktı ya neyse.

Mars – Efendim Venüs?

Venüs – Yok bir şey hayatım.

Noel Hoca – Aslında bu konuyu daha sonra anlatacaktım ama anladığım kadarıyla öne almam gerek. Hem neden birbirinizden ayrı oturduğunuzla ilgili kafanız netleşmiş olur. Bir kere Venüs hanım ile flörtleşmem söz konusu bile olamaz Mars bey. Her şeyden önce öğretmen öğrenci yasasına aykırı bu. Eğer ki o yasaya uyamayacak biri olsaydım, öğretmencilik oyununu asla kazanamazdım ve burada olamazdım size öyle söyleyeyim. Bir öğretmenin eğitim süreci içindeyken öğrencisiyle ilişkiye girmesi asla kabul edilemez. Anında atarlar beni Karşı Kıyı’dan valla. Bulunduğu konumu kötüye kullanan bir karaktere Elif’in öyküsünde yer vereceğini düşünmüyorsunuz herhalde. Ayrıca burada evli insanlar çok kutsaldır. Kalbi başkasında olan bir kadına asla yan gözle bakılmaz. Yani sizin ilişkinize zarar verecek bir şey yapmam şöyle dursun yapacak kişi çıkarsa karşısında beni bulur emin olun. Hayır her şeyi geçtim yanlış anlamayın ama Venüs hanım annem yaşında. Üstelik ilginç bir şekilde yüzü anneme o kadar çok benziyor ki aklınız durur.

Venüs – Sahi mi? Ayy annenle tanışmak isterim. Bana benzediğine göre çok kafa bir kadın olmalı…

Mars – İyi kaynattın dersi ama sen de Venüs. Yok sevgilisiymiş yok annesiymiş. Sana ne çocuğun hayatından canım. Hadi dersimize geri dönelim artık. Zaten iyice anladık ki, Karşı Kıyı’da karşımıza çıkan herkes ya bana benzeyecek ya Venüs’e. İnsan tasvirinden bu kadar kaçan bir yazar daha görmedim ben ömrü hayatımda.

Venüs – :)))) Gene dayanamadın bakıyorum.

Mars – :))))

Venüs – Noel hoca bizi neden ayrı oturttuğunu ben hala anlamadım ama.

Noel Hoca – Malesef bu öyküye ayrılan süremiz doldu Venüs hanım. Onu da bir sonraki ders anlatırım artık.

Venüs – Aaa ders bitti mi? Yaşasın! Tekrar gidip Mars’ın kucağına oturabilir miyim yani?

Mars – Venüsssss. 🙈

Venüs – Ayy şeyyyy yaniiii, artık yanına gidip oturabilir miyim demek istemiştim. Gerçekten! 😇 Neden ağzımdan öyle çıktı valla bilmiyorum hocam. 🙈

Venüs’ün yüzü kıpkırmızıdır. Noel hoca sevgiyle gülümseyerek sahneden çıkar. Mars ve Venüs Anfi Tiyatro’da başbaşa kalırlar.

Didem Elif

Not: Hayatın bizi nereye vardıracağını bilmediğimiz zor günlerden geçiyoruz. Her geçen gün dayanma gücümüz azalıyor. Yine de; mümkün olduğunca olanın içindeki güzele odaklanarak sabırla akışta kaldığımızda, bu günleri de atlatacağımıza inanıyorum.

Sevgilerimle

Hayattan Al Haberi

Herkesin kabus olarak gördüğü 2020 yılı bitti ve malumunuz yeni bir yıla girdik. Elbette ki bütün dünya adına sarsıcı ve can sıkıcı bir seneydi ama ben kendi hayatımı göz önünde bulundurduğumda bireysel anlamda 2020 yılını kötü geçirdiğimi söyleyemem. Hatta yaklaşık üç yıldır yoğun bir şekilde üzerine eğildiğim üretim sürecimin gittikçe artan bir ivme kazandığını deneyimledim. Büyük bir sonuç elde etmedim belki ama kendi sınırlarımın epeyce üzerine çıktım ve çıkmaya devam ediyorum. Ben dile getirmesem de -aldığım geri bildirimlerin de etkisiyle- bu söylediğimin dışardan gözle görülebilir olduğunu düşünüyorum. Krizi fırsata çevirdiğimi söyleyen bile oldu. Ben böyle ifade etmezdim gerçi. Bugüne kadar elime geçen fırsatları değerlendirebilen biri olsaydım şu an çok daha başka bir yerde olacağımı çok net biliyorum.

Benim hikayem biraz mecbur kalmakla ilgili. Acizliği sonuna kadar hissettiğim için bir çıkış yolu bulma çabasıyla başladı her şey aslında. Herkesin yaklaşık bir sene önce deneyimlediği duygularla ben üç sene önce yüzleşmek zorunda kalmıştım çünkü. Hatta yokluğu o kadar derin duyumsamıştım ki, artık var olmaktan başka çarem kalmamıştı. Kendimden daha fazla kaçmanın bir faydası olmadığını çok iyi anlamış; tüm korkularıma rağmen karşıma çıkan yolları değerlendirmeyi bırak, kendime resmen yeni yollar açmak zorunda kalmıştım.

Bugün etrafımda, yazdıklarımın sadece birkaç tanesini okuyarak bile ne kadar iyi bir kalemim olduğunu düşünen pek çok insan olsa da, aslında yazma dürtüsü benim için yine bir acizlik duygusuyla ortaya çıkıyor. Oldum olası bulunduğum ortamlarda kendimi ifade etmekte o kadar çok zorlanıyorum ki; suyun betonda ince bir açık bulduğunda sızarak ilerlemesi gibi, yazarak o duyguyu akıtacak bir yol bulmaya çalışıyorum.

Bazen o yolu bulmak hiç de kolay olmuyor. Bazen de içindeki su o kadar coşup taşıyor ki; hiçbir açığı olmayan bir beton bile olsa önünde, onu delip geçecek gücün oluyor.

Açıkçası son zamanlarda bu gücü bulmakta zorlanıyordum. Bu kadar üretken geçen bir yılın daha iyi sonuçlar getirmesini beklediğim için olsa gerek, yılın son haftalarında üzerimde biraz umutsuzluk bulutları gezmeye başlamıştı. Geçen sene niyetlendiğim kitap dosyamı hiçbir yayınevinin kabul etmemesi bu bulutlardan bir tanesiydi mesela. Yine de yeni bir dosya ile tekrar şansımı denemekle geçirdim son günlerimi. Ardından, bir süredir çok ciddi emek harcadığım Likya Sohbetleri’nin yaşantıma finansal katkı da sağlayacağına olan inancımın zedeleneceği olumsuz haberler aldım. Oysa bu inancımın yüksek olduğu çok yakın bir tarihte, Türkiye’nin en iyi kurumlarından birinden 10 hafta sürecek Sunuculuk ve Spikerlik Kursu almaya karar vermiştim. Madem hiç bilmediğim bir işe kalkışmıştım, madem Zoom üzerinden böyle bir imkanım vardı, madem hafta sonları tek başıma eve kapanacaktım; neden olmasındı ki. Fakat haberi gelene kadar olumlu olacağından neredeyse çok emin olduğum olumsuz gelişmeler sonrasında, yani yılbaşına sadece bir kaç gün kala “belki de artık bu kadar çabalamaktan vazgeçmeliyim, olmuyor işte,” demeye başlamıştım ki; gece yarısını geçmişti, ilginç bir teklif çıktı karşıma. Yılbaşında Moderatörlük!

Hayat’a inanırım. Biz ne kadar kör, sağır, dilsiz olsak da onun bizimle konuştuğunu düşünürüm. Kendini duyurmaya çalıştığını… Bazen bir çocukla anlatır derdini, bazen bir aşıkla, bazen sokakta yanımızdan öylesine geçen biriyle…

Yılbaşında moderatörlük teklifi üzerine hiç düşünmeden kabul ettim bu yüzden. Her şeyden önce kafamın üstüne çöreklenmiş bulutları bir anda dağıtan, odağımı başka bir yöne çeken bir teklifti sonuçta. “Doğru mu yanlış mı, acaba yapsam mı?” diye düşünmenin sırası değildi. Belki de hayatın bir bildiği vardı. Zaten yasak günlerle birleştiği için yılbaşında kızım da babasında olacaktı.

Bulutlar dağılınca, yılbaşından iki gün önce yılbaşı ağacını ortaya çıkartıp süsleme enerjisi kapladı beni bu sefer. Komşunun çocuklarını ve Likya Sohbetleri’nde son aylarda bana yardımcı olan sevgili arkadaşım Gülizar’ı çağırdım ve hep birlikte süsleyelim istedim. Daha çocuklar eve geleli iki dakika bile olmamıştı ki, kızım Duru’nun “Anne şişe kırıldı,” dediğini duydum. Ne şişesi demeye kalmadan; yerde yarım parça halinde, üzerinde Chopin resmi olan votka şişesini gördüm. Duru coşkuyla zıplarken büfeye çarpmış ve şişe o darbeyle yere düşmüştü.

Normalde kırılan eşyalara hiç üzülmem. Temizlik için iş çıktı diye sinir olurum sadece. Fakat o an resmen kalbimden bir parça koptu. Yaklaşık 25 sene önce Viyana’dan aldığım bu şişe, kimsenin anlayamayacağı bir şekilde benim için o kadar değerliydi ki. Babamın kendisine klasik müzik cdleri ve opera VHS kasetleri aldığı, Viyana’nın göbeğindeki hediyelik eşya dükkanında bu şişeyi gördüğüm an takılıp kalmıştım. Ona baktıkça sadece benim duyduğum bir müzik dinliyordum sanki.

Elimde şişenin neredeyse kusursuz biçimde ayrılmış iki parçasına bakarken, bir şey kırdığımızda babamın her daim rahatlatan klasik cümleleri çınladı kulaklarımda: “Canın sağ olsun kızım.” Ardından hayatın, “Artık geçmişi tamamen geride bırak Elif, her şeye sil baştan başla,” dediğini duyar gibi oldum.

Çocukların büyüdüğünde belki de hatırlayacağı ilk yılbaşı olacaktı. Kırılmış şişe parçalarını hemen kenara kaldırdım ve yeniden onların coşkularına katıldım. Neşe içinde ağacı süslediler. Hep birlikte kelime türetme, tıp gibi oyunlar oynadık. Yılbaşı gecesi ise; internet ortamı üzerinden de olsa adeta bir aile ortamı içinde hissederek -bir oyunla- hayata sil baştan başladım.

Sevgilerimle,

Didem Elif

Bilgi

Venüs – Ayyy tüh yaaaa o söz benim aklıma nasıl da gelmedi. Buraya tam da cuk oturacakmış oysa… Söyledim sana, ben bu işi beceremiyorum.

Mars – Hayırdır Venüs nedir o beceremediğin?

Venüs – Kelime bulmaca. Çözemiyorum işte. Benim hafızam çok kötü. Bildiğim şeyleri bile hatırlayamıyorum ki.

Mars – Nedir soru?

Venüs – Kısa bacaklı.

Mars – Cevap bastıbacak mı?

Venüs – Hah işte bak! Bense bacakbastı dedim. Aklıma o geldi.

Mars – Yok külbastı Venüs. :))

Venüs – Haklısın. Ben en iyisi bulmaca çözmek yerine bir külbastı yapayım. Bari karnımız doyar.

Mars – Külbastı mı yapacaksın? Sahi mi? Vayyy. Ben et işlerinden hiç anlamam yalnız. Kuzu ile koyun etinin arasındaki farkı bile bilmem baştan söyleyeyim. Zaten pek et de yemem. O iş sende artık. Bak sonradan sakın kafamın etini yeme. Yalnız biz şimdi neredeyiz benim iyice kafam karıştı Venüs? Japonya mı, uçak mı, Patara mı yoksa Kaş’ta mıyız?

Venüs – Patara’dayız. O yüzden zaten Külbastı yapayım diyorum ya. Sen işte kuzu yakalarsın ben de onu odun közünün üzerinde pişiririm.

Mars – Ollllduuuu! Üstüme iyilik sağlık. Niye kuzu yakalayacakmışım canım? Boş versene. Cani miyiz biz? Ne kuzu, ne keçi, ne koyun… Yakalayamam ben öyle hayvan filan. Hem Barney Değil bile ortadan kayboldu. Nereye gittiği belli değil. Köpek de olsa hiçbir varlığı istemediği yerde alıkoyamam ben. Bir de yakalayıp pişirmekten bahsediyorsun. Hayatta olmaz.

Venüs – E acıkınca ne yiyeceğiz peki Mars?

Mars – Keçi boynuzu.

Venüs – Ben keçi boynuzuna bayılırım da nerede bulacağız keçi boynuzunu?

Mars – Şu anda tam altında dikiliyorsun Venüs. Hem burada keçi boynuzu bulmakta ne var? Etraftamız ağacıyla dolu.

Venüs – Sahi mi? Bu keçi boynuzu ağacı mı? Ben de “ne güzel, serin bir yerde durduk, bu ağacın burada olması ne iyi oldu,” diye seviniyordum.

Mars – Ben keçi boynuzu hiç sevmem aslında. Yiyeni gördüğümde de “Ne saçma sapan şey,” derdim hep. Şimdi yiyeceğiz artık ne yapalım. Gerçi çok sağlıklı. Bir sürü faydası var. Cinsel gücü bile artırıyor hayatım biliyor musun?

Venüs – Ayyy aman sen sakın yeme o zaman Mars.

Mars – :)))

Venüs – Yalnız şu an olduğumuz yerden durup bakınca fark ettim de, Patara’ya her gelişimde Roma İmparatorluğu döneminden kalma şu Zafer Takı’nı ne zaman görsem içimde tuhaf bir duygu beliriyor.

Mars – Paris’teki Zafer Takı’nı gördüğünde hiç böyle özel bir ilgi göstermiyorsun oysa.

Venüs – Çünkü buradaki farklı duygular hissettiriyor. Sonuçta Paris’teki tak şehrin ortasında duruyor. Belki ondandır. Patara’daki duygu çok daha başka sanki Mars. Artık bu topraklara vuran ışıktan mı öyle hissediyorum bilemiyorum.

Mars – Birazdan senin istediğin gibi yakınına gideriz. Ben önce Likya dönemine ait dünyanın en eski demokratik meclis binasını bir gezelim istedim.

Venüs – İyi yaptın Mars. Gerçekten o da bir o kadar büyüleyici. Az önce içinde gezerken ne hayal ettim biliyor musun? O zamanlarda bizim de burada Likyalılarla birlikte yaşadığımızı. Yani mesela diyorum. Hissederek öyle bir hayalin içine girmeye çalıştım.

Mars – Sahi mi? İlginçmiş. Ne yapıyorduk hayalinde peki?

Venüs – Dur hemen anlatayım. Sen gene korkunç yakışıklısın tabi.

Mars – 🙂

Venüs – Böyle Likyalı kıyafetlerinle sahneye çıkmışsın. İnsanların eşit olabileceğini anlattığın, adalet üzerine sevgi dolu cümleler sıraladığın, nefis bir konuşma yapıyorsun. Ben kalabalık seyircilerin arasında oturmuş sevgiyle seni izliyorum.

Mars – 🙂 Çok tatlısın Venüs.

Venüs’ün yanakları kızarır.

Venüs – Neyse işte böyle… Yalnız bu ağacın burada olması da pek mükemmelmiş. Altında otururken ne kadar da huzurla doldu içim. Peki ya sen? Burasıyla ilgili sen neler hissediyorsun merak ediyorum doğrusu?

Mars – Ben yine her zaman ki gibi yokluk ve varlık üzerine düşünüyordum.

Venüs – Sahi mi? Yine mi? Ne alaka şimdi Mars?

Mars – Şu nefis görünen Antik kentten kalan eski taşlara bakıyorum ve “Yok” diyorum. Altında durduğumuz ağaca bakıyorum ve “Var” diyorum.

Venüs – Ay tek bir şey anladıysam Arap olayım ama Mars.

Mars – Yani onca insan yaşamış bu toprakların üzerinde şimdi hiçbirisi yaşamıyor. Artık yoklar. Geriye onların yaşamış olduğunu bize anlatan bu kalıntılar kalmış. Oysa bu ağaç canlı. Yeşermiş. Resmen nefes alıyor. Meyve veriyor. Varlığıyla bizi serinletiyor. Tam da senin söylediğin gibi onu hissederek huzur buluyoruz. Bunları düşünüyordum. Yokluk ve Varlık iç içe geçmiş. Kısaca “Yok” ve “Var” dediğimiz şeyler hayatımızın içinde hep bir arada yer alıyor. İşte böyle şeyler… Neyse kafanı şişirdim herhalde ben senin yine.

Venüs – Yooo tam tersine. Aslında söylediklerin kafamda başka bir açılım yarattı.

Mars – Sahi mi? Bütün bunlar senin kafanda nasıl bir açılım yarattı merak ettim doğrusu.

Venüs – Senin “Yok” diye nitelendirdiğin taşların arasındayken, ben o dönemdeki insanların varlığını hissederek geçmiş zamanların nasıl olduğunu kafamda hayal etmeye çalışmışım. O hayali kurarken bana onlar hiç de yoklar gibi gelmemişti. Bu sana da ilginç gelmedi mi?

Mars – Ama yoklar Venüs. Sen hayal kurmuşsun sadece. Gerçek değil ki o. Senin hayalin.

Venüs – Evet bunun bir hayal olduğunun çok iyi farkındayım merak etme. Sadece söylemeye çalıştığım, senin “Yok” olarak algıladığını ben “Var” olarak algılamışım.

Mars – Evet zaten en büyük sıkıntımız da o ya. 🙂 O yüzden bir türlü anlayamıyoruz birbirimizi. Gerçi bir anlamda haklısın aslında belki onları görmüyoruz ama bu onların var olmadığını göstermez tabi.

O sırada Mars ve Venüs’ün arka tarafında kalan Anfi Tiyatro’nun içinden değişik bir şapka takmış oldukça genç bir delikanlı çıkar. Yanında Barney Değil vardır. Mars ve Venüs önce onları fark etmezler. Barney Değil’in havlama sesiyle arkalarına dönüp bakınca, gördükleri manzara karşısında şaşırırlar. Genç delikanlı eliyle selam vererek onların yanına ağacın altına gelir. Delikanlının yüzünü görünce Venüs bir çığlık atar. Mars şaşkınlıktan dona kalmıştır. Barney Değil ise bir Mars’ın yanına gider Mars’ı koklar, bir delikanlının yanına gider delikanlıyı koklar. Ardından ne yapacağını bilemez bir şekilde olduğu yerde kalakalır. İçlerinde en sakin olan delikanlıdır. Sanki hep yaptığı bir şeymiş gibi ağacın altına gider. Şapkasını çıkartıp bağdaş kurarak yere oturur.

Venüs – Aman Tanrım Mars! Yüzü aynı sana benziyor. Bu nasıl olabilir?

Mars – Bilmiyorum Venüs. Elif sanırım iyice kafayı yedi. Aynı anda hem seni hem kendimi görüyorum. Sanki aynadan bize bakıyormuş gibi hissediyorum çok tuhaf.

Venüs – Hadi sen aynadan bakıyor gibi hissediyorsun. Bir de daha bana sor ne hissettiğimi? Sanki senin gençlik halinle şimdiki halini aynı anda görüyor gibiyim. Çok acayip…

Mars – Evet haklısın.

Venüs – Yalnız Tanrım tıpkı senin gibi korkunç yakışıklı.

Mars – Bana bak Venüs. Elif ve sen iki kadın bir olup sonunda çıldırtacaksınız beni ama.

Noel Hoca – Sakin olun çocuklar. Korkulacak bir şey yok. Her şey Elif’in kontrolü altında. Ben onun yeni karakteriyim. Adım Noel Hoca. Ayrıca ben Mars beyin gençliği filan değilim. Tesadüfi bir benzerlik hepsi bu. Yakışıklı olduğum anlaşılsın diye Elif öyle kurgulamış olmalı. 🙂

Venüs – He anladım. Tamam o zaman.

Mars – Nasıl hee tamam Venüs? Öyle saçma şey mi olur canım? Hem Noel hoca diye bir şey yok ki, yanlış yazdı Elif galiba. Ya Nasrettin Hoca var ya da Noel Baba. Hangisisin sen acaba?

Noel Hoca – İkisi de değilim. İsmim Noel çünkü Noel Baba’nın Patara’da doğduğuna inanılır. Benim annemler de bana ondan Noel ismini vermişler. Hoca ismini de karakterimdeki özelliklerimden dolayı köydeki arkadaşlar taktı. Öğretmencilik oyununda hep ben birinci oluyorum da. Şimdi Noel Öğretmen deseler komik bir isim oluyor biliyor musunuz uymuyor. O yüzden Noel Hoca diyorlar.

Venüs – Ne? Noel Baba Patara’da mı doğmuş? Olur mu hiç? Karların olduğu bir ülkede kızakları olan kırmızı şapkalı sakallı yaşlı bir adam o bir kere. Üstelik hayali bir karakter, gerçek değil ki.

Mars – Yok o konuda doğru söylüyor Venüs. Noel Baba adıyla bilinen Aziz Nikolaos, Patara’da doğmuştur ve sonra Demre’ye yerleşmiştir. Hatta Elif geçen gün, Kürşat Başar ile Selda Güleç’in yaptığı canlı yayında tesadüfen Noel Baba hakkında konuşulduğunu duyunca igtv’nin mesaj bölümüne bunu yazdı ama Selda Güleç okumadı onun mesajını nedense.

Venüs – Görmemiştir belki.

Mars – Evet herhalde öyle olmalı. Hayır o değil de, Noel Öğretmen ismi komik olacaktı diyor, kafayı yiyeceğim. Barney Değil gibi tuhaf isimli bir köpekle dolaşan o değil sanki.

Noel Hoca – İkinizin arasında geçen konuşmaları ben de duyuyorum Mars bey. Biraz hassas olsanız iyi edersiniz. Sanki ben burada yok muşum gibi davranmayın lütfen.

Venüs – Mars bey mi? Hahaha. Ayy çok alemsin Noel Hoca. Kırk yıllık Mars’ı, Mars bey yaptın… :)))

Noel Hoca – Lütfen benimle dalga geçmeyiniz Venüs Hanım. Köylü bir genç olabilirim ama adab-ı muâşeret kurallarını iyi bilirim.

Venüs – Ay tamam hemen de bozuldu. Pek de ciddi.

Mars – E biz ne demeye burada denk geldik seninle şimdi, Noel Baba’dan doğma Nasrettin Hoca kafalı Noelcim.

Noel HocaAslında her şey Karşı Kıyı’ya geçerken yanınıza akıllı bir telefon almadığınız için oldu. Burada yaşarken bilgiye ihtiyacınız olacak. Bir anlamda sizin yaşamınızın sürdürülebilirliği için size yardımcı olmaya çalışacağım.

Venüs – Bildiğin Hz. Google’sın yani. Bilmediğin şey yok öyle mi?

Noel HocaPek öyle sayılmaz. Her şeyi bildiğimi iddia edemem doğrusu. “Öğretmen” ya da halk ağzı tabiriyle “hoca” her şeyi biliyor diye düşünmek aslında biraz yanlış bir bakış açısı. Öğretmen olan biri öğrenen kişidir aynı zamanda. Siz yol aldıkça beraber öğreneceğiz diyebiliriz.

Mars – Peki söyler misin Allah aşkına? Köpeğinin adı neden Mars Değil?

Noel HocaÇocukken oyuncak bir köpeğim vardı. Adı Barney idi. Nereye gitsem mutlaka yanımda taşırdım. Ne yazık ki bir gün ben o çok sevdiğim sevimli köpeğimi kaybettim. Yıllar sonra Patara yollarında gezerken bu sevimli Golden’ı buldum. Sahipsizdi ve perişan görünüyordu. Bakımını üstlenerek yanıma aldım. Yemek ve su verdim.

Venüs – Ve tabii ki sevgi… 🙂

Noel Venüs’e bakarak sevgiyle gülümser.

Noel HocaTabii ki.

Mars – E hala adının neden Barney Değil olduğunu anlamadım ben ama.

Noel Hocaİyileşip kendini toparlayınca arkadaşlarımın yanına götürdüm onu. Arkadaşlarım adının ne olduğunu sordular. Açıkçası o ana kadar ona bir isim vermek hiç aklıma gelmemişti. Ben de birden Barney Değil dedim. Oyuncak köpeğim Barney’i çok iyi bildikleri için gülüştük kendi aramızda. Sonra öyle adı Barney Değil kaldı.

Venüs – Ayyyy ne kadar anlamlı bir adı var Barney Değil’in gördün mü Mars?

Mars – :))))

Noel ayağa kalkıp garip şapkasını kafasına takar.

Noel HocaHadi gelin şimdi sizi sınıfa götüreyim.

Mars – Sınıf mı?

Noel Hoca Evet Mars bey. Orada size anlatmam ve göstermem gereken şeyler var.

Mars ve Venüs merakla birbirlerine bakarlar. Noel arkasına bakmadan yürümeye başlar. Barney Değil peşinden gider. Mars ve Venüs el ele tutuşup, onları gittikleri yöne doğru takip ederler.

Didem Elif

İyileşmek

Venüs – Tanrım inanmıyorum! Başardım Mars. Başardım!

Mars – Yapacağını biliyordum Venüs.

Venüs nihayet karşı kıyıya ulaşmanın sevincini yaşamaktadır. Sudan çıkıp sahilde zıplayarak koşmaya başlar. Bir yandan sevinç çığlıkları atmaktadır. Mars şaşkınlık içinde Venüs’ü izleyerek yavaş yavaş denizin içinde kıyıya doğru yanaşır. Venüs zıplayan adımlarla kendini tekrar suya atarak çok mutlu bir şekilde Mars’ın yanına doğru yüzer.

Mars – Biliyor musun Venüs? Beni gerçekten çok şaşırtıyorsun. Yol boyunca o kadar söylendin ki, sanmıştım ki kıyıya vardığımızda kendini kumlara bırakıp günlerce kalkmayacaksın. Var ya seni bu halde gören, yüzerken yorulduğuna hayatta inanmaz.

Venüs – Ahh ama ulaşamayacağım sanıyordum. Oysa başardım. Baksana karşı kıyıdayız. Bu bir mucize değil de nedir? Biliyorum çok tuhaf ama birden tüm yorgunluğum gitti. Sense tam tersine bir durgunlaştın sanki. Yoksa geldiğimize sevinmedin mi?

Mars – Sevindim canım sevinmez olur muyum? Bu en başından beri çok istediğim bir şeydi sonuçta. Sadece o kadar uzun süre suyun üstünde kalınca ve buraya ulaşmak için emek verince sanırım şu an biraz…

Venüs – Hmm. Tamam anlıyorum seni canım.

Mars – Duygularına karşılık veremediğim için kusura bakma Venüs.

Venüs – Aaaa hiç olur mu öyle şey! Gerçi ben senin yerinde olsaydım, şimdi kendimi sırtıma almış kumda zıplıyordum ama olsun napalım. 🙂 Birlikteyiz ve sağlığımız yerinde yaa Mars, buna da şükür. Sonuçta herkesin mizacı farklı, benimle aynı tepkiyi vermeni bekleyemem tabi ki. Yani demem o ki, canın sağ olsun bitanem.

Mars – Seni sırtımda taşıyarak kumda zıplamak mı? Kaç kilosun haberin yok galiba Venüs? Belime kastın var anlaşılan senin.

Venüs – :)))

Mars – Yalnız ne kadar devasa bir kumsala geldik değil mi?

Venüs – Evet herhalde burası Patara olmalı!

Mars – Patara mı? Çıldırdın galiba. Karşı kıyı derken Patara’ya mı yüzdük yani biz?

Venüs – Evet sanırım.

Mars – Nasıl olur canım? Patara’nın tam karşısında Rodos Adası var. Yüzerek de gelinecek gibi değil yani Venüs. Kaş’tan karşıya yüzdüğümüzü zannederken yönümüzü karıştırıp yan yan mı yüzdük acaba? Kaputaş’ı filan görmeden geçip Patara’ya nasıl geldik ben hiç anlamadım.

Venüs – Canım ne bileyim ben, sanki Coğrafya’dan mı anlıyorum? Ama bir kumsaldayız işte ve gördüğün gibi kocaman. Dolayısıyla burası Patara olmalı. Çünkü ben Kaş’ta Patara’dan başka kumsal yok diye biliyorum.

Mars – Ayy bu Elif’in hem karakter yaratma sıkıntısı var hem de Coğrafya bilmeden öykü mü yazmaya kalkıyor?

Venüs – :)))) Kaç kere söyleyeceğim ama. İleri geri anlatımlar bunlar Mars. Az sabretsen ne olur sanki? Bizim niye karşı kıyıya doğru yüzdüğümüzü bile daha anlatmadı ki? Hem belki de düşündüğün gibi Kaş’tan yüzmüyoruzdur. Belki de bir teknedeydik ve teknemiz battı. Şu anda ben de bilmiyorum neden buradayız. Sadece bayağı ileri tarihli bir zaman dilimindeyiz onu biliyorum. Elif’in kızı Duru 7 yaşında düşün işte.

Mars – Oooo. 2023 yılındayız yani. Vay be!

Venüs – Ne sandın!

Mars sıcacık bir tebessümle Venüs’e gülümser. Bir yandan suyun içinde yavaşça ilerleyerek Venüs’e iyice yaklaşmaktadır.

Mars – Seninle kumların üstünde şöyle biraz uzansak mı acaba?

Venüs – :)))

Sahilden onlara doğru gelen ani bir havlama sesiyle ikisi birden irkilirler.

Mars – Aaa bu köpek de nereden çıktı şimdi?

Venüs – Aman Tanrım Mars şunun güzelliğine bak. Ayy ne kadar da tatlı!!!

Mars – Abartma sen de canım, bildiğin Golden işte. Hatta konumuzu dağıtmasaydı iyiydi.

Venüs – Ayyy yoksa bu köpek şey olmasın?

Mars – Ne olmasın?

Venüs – Şey işte. Sürpriiizimizzz. Hani “karşı kıyıda onları bir sürpriz beklemektedir,” diye bitmişti ya Tehlike adlı bu yolculuğumuzu anlatan diyaloğumuz. Oradaki sürpriz bu köpek olmasın sakın.

Mars – Köpek mi? O kadar merakta kaldığım sürpriz bir köpek miymiş yani?

Venüs – Ay öyle deme. Baksana ne tatlı! Adı ne acaba? Dur yanına gidip tasmasında ismi yazıyor mu bir bakayım.

Venüs denizden çıkıp köpeğin yanına gider. Çömelip onu sevmeye başlar. Bir yandan da tasmasına göz gezdirmektedir.

Mars – Eeee, tasmada bir şey yazıyor mu Venüs?

Venüs – Evet yazıyor!

Mars – Neymiş adı?

Venüs – Adı Barney Değil.

Mars – Tamam Barney değilmiş de peki neymiş?

Venüs – Hayır yani, adı oymuş: Barney Değil! Tasmada “Barney Değil” yazıyor.

Mars – Adı “Barney Değil” mi? Allahım ne olur sen bana sabır ver. Nereden düştüm ben bu yazar Elif’in eline bilmem ki? Kızın köpeğe verdiği ada bak ama Allah aşkına…

Venüs – Ahahahah… Bak buna ben de bir şey diyemedim şimdi Mars. Senin de kısmetin böyle işte, ne yapalım? :)))))

Mars da sudan çıkar ve Venüs ile Barney Değil’in yanına gider. Barney Değil Mars’ın üstüne doğru koşar ve sevinçle kucağına zıplar. Mars gördüğü bu sevgi karşısında çok mutlu olur. Barney Değil’i sıcacık bir şekilde kucaklayarak bağrına basar. Barney Değil kuyruğunu sallayarak Mars’ın yüzünü yalamaya başlar.

Mars – Sen ne tatlı bir şeymişsin hakikaten. İnsanın seni resmen içine alası geliyor. Hayret bir şey valla. 🙂

Venüs – İnanmıyorum bana bu kadar ilgi göstermedi. Bir de “neresi tatlı, abartma,” diyordun. Seni nasıl da tatlı tatlı yalıyor. Şu kerataya bak.

Mars – Ne o kıskandın mı?

Venüs – Ben seni hep kıskanıyorum ki. 🙂 Seni gören hemen sana bayılıyor. Nasıl tatlı bir şeysen artık!

Mars – :))

Venüs – Acaba aç mı?

Mars – Kim aç mı?

Venüs – Kim olacak Barney Değil.

Mars – Ay şu güzelim köpeciğe başka bir isim mi versek biz acaba? Ne bu böyle Barney Değil.

Venüs – Öyle deme. Sonuçta tasmalı bir köpek, demek ki bir sahibi var.

Mars – Hmm… O da doğru. Kumsalda şu an bizden başka biri daha var diyorsun yani. Baş başa uzanmamız hayal oldu anlaşılan .

Venüs – Yalnız seni sanki sahibini görmüş gibi sevinçle kucakladı. Pek ilginçti doğrusu. Dur ben şuna çantamdan biraz yemek vereyim.

Mars – Yemek mi? Çanta mı? Senin çantan mı var?

Venüs su geçirmez dry bag’ini sırtından çıkartır. İçinden aldığı sandviçten bir parça kopartıp Barney Değil’e uzatır. Barney Değil yaklaşıp Venüs’ün elini koklar ve yemeden Venüs’ten uzaklaşır.

Venüs – Aaa sevmedi.

Mars – Canım demek ki aç değil. Resmen yanına çanta almışsın pes valla.

Venüs – Sen bir kadının çantasız yola çıktığını nerde gördün?

Mars – Neler var peki çantanın içinde?

Venüs – İkimiz için su ve sandviç. Senin için bir şort ve bir tişört. Bana bir elbise. Elbisem ola ki ıslanır ya da kirlenirse diye bir etek ve ona uygun bir tişört, iki tane terlik. Dört tane bandana. Hani başımızı güneşten korumak için. Desenlerine karar veremeyince fazla yer kaplamıyor nasılsa diye dört tane aldım. Değişik değişik takarız. Güneş kremleri. 10, 20, 30 ve 50+ faktörlü. Hatta son anda aklıma geldi bir tane de hindistan cevizi yağı aldım. Çok güzel bronzlaştırıyor. Ama tabi önce 50’den başlayıp yavaş yavaş faktörü düşüreceğim. Ondan sonra ona geçeceğim. Aslında ben yüz için de ayrı krem kullanıyorum. Yalnız her yerde aradım nereye kaldırmışsam bir türlü bulamadım. Diğerleriyle idare edeceğim artık. Ha bir de kitap aldım tabi ki. Bilirsin ben hayatta kitapsız yola çıkamam. Şehir içi dolaşırken bile yanımda mutlaka kitap vardır.

Mars – Venüs sana inanmıyorum. Sen şimdi yüzdüğümüz o yol boyunca bütün bunları kendine yük mü ettin gerçekten? Yüzerken niye bu kadar yorulduğun şimdi anlaşılıyor.

Venüs – Aslında birer tane de havlu alacaktım da, baktım hava çok sıcak aman dedim hemencecik kururuz nasılsa. Hem onları bu çantaya sığdırmak zor olacaktı.

Mars – Hava çok sıcak değil mi? Tabi doğru ya, ben bunu nasıl da akıl edemedim? Herkes denize girerken biz şömine yakıyorduk sonuçta… :))

Venüs – :)))

Mars – Neden bana bir çanta taşıdığını söylemedin Venüs? Sen saydıkça kendimi o kadar kötü hissettim ki. Ne biçim bir adammışım oldum resmen. Sen bunları taşırken ben yanında mal mal yüzmüşüm.

Venüs – Aldıklarıma kızarsın diye söyleyemedim.

Mars – Kızarım tabi. Olacak iş mi Allah aşkına senin bu yaptığın? Üstelik en önemli şeyi almamışsın.

Venüs – Neymiş o?

Mars – Cep telefonu.

Venüs – Haydaaa. Neden ihtiyacımız olsun ki cep telefonuna. Sen burdasın, ben burdayım.

Mars – İlla konuşmak için değil. Sonuçta internete bağlı akıllı bir cep telefonumuz olsa senin bu taşıdıklarının hepsini yanımıza almış gibi olurduk ki.

Venüs – Ay ne saçma. Sandviç yerine kamerayı mı yiyeceğiz Mars?

Mars – Hayır tabi ki. Balık tutacaktım ben sana.

Venüs – Cep telefonuyla nasıl balık tutacaksın acaba? Seni duyan da akıllı telefonun zıpkın ya da olta özelliği var sanır?

Mars – Olta nasıl yapılır onu öğrenecektim önce işte. Şimdi senin bu sandviç bittikten sonra ne yiyeceğiz Venüs? Akıllı bir telefonumuz olsa videolar izleyerek tekne yapmayı bile öğrenebilirdim. O an ihtiyacımız olan doğru bilgiye ulaşmak, sahip olmak istediğimiz pek çok şeyden çok daha önemli aslında.

Venüs – Madem bu kadar önemli. Onu da sen alsaydın Mars.

Mars – Misilleme yaparak konuyu bana döndürme lütfen. Hani okumak istediğin kitaba lafım yok ama gerisi boşuna olmuş. Onu söylüyorum sadece.

Venüs – :((

Mars – Dur sen de asma suratını hemen. Neyse artık, olan olmuş. Yapacak bir şey yok. Ben sen bunca zaman bunları hep üzerinde taşıdın diye üzülüyorum. Oysa sadeleşmek için ihtiyacımız olmayan şeyleri bırakmayı öğrenmeliyiz Venüs. Gerçekte ihtiyacımız olan şey o kadar az ki.

Venüs – Öyle mi diyorsun?

Mars – Tabi ki de öyle. Hayatın içinde yük etmemeliyiz kendimize bu kadar şeyi. Sadece eşyalar için demiyorum; içimizdeki duygulara varıncaya kadar bizi ağırlaştıran, yol almamızı zorlaştıran her şeyi zamanı geldiğinde bırakabilmeliyiz. Bırakabildikçe özgürleşeceğiz. Hatta şifa bulup iyileşmeye başlayacağız.

Venüs – Sahilde mi bırakayım yani şimdi tüm bunları? Yürürken filan yanımızda götüremeyecek miyiz?

Mars – E almışsın artık. Şimdi ziyan etmek olmaz. Taşırız napalım. Elbette ki bundan böyle beraber taşımak kaydıyla.

Venüs – E madem bu kadar çok taşımak istiyorsun. 🙂

Mars – Yalnız biliyorum çok söylendim ama beni düşünerek hareket ettiğin için çok teşekkür ederim sana Venüs. Benim için hem içecek-yiyecek hem de kıyafet taşımışsın. Çok düşüncelisin. Terlik bile almışsın.

Venüs – Aaaa eyvah! Ben sana terlik almayı unuttum. Tüh bak, hiç aklıma gelmedi görüyor musun?

Mars – Olur mu canım? İki tane terlik aldım dedin ya az önce.

Venüs – Evet biri elbisemin altına, biri de etekli kombinimin altına.

Mars – Şaka gibisin gerçekten Venüs. Ben şimdi bu devasa kumsalda, sıcaktan alev alev yanan kumların üzerinde terliksiz mi yürüyeceğim yani? Aşk olsun sana ama.

Venüs – İstersen benim parmak arası terliklerden bir tanesini sana verebilirim. Biraz küçük gelir ama en azından ayakların yanmaz.

Mars – Senin o parlak renklerdeki parmak arası terliklerini giyeceğimi herhalde düşünmüyorsun. Ayaklarım yansın daha iyi.

Venüs – Eee “o zaman ne demişler?” diyerek konuyu burada bağlamak istiyorum Mars.

Mars – :)))) Peki madem, söyle bakalım ne demişler?

Venüs – Yanına akıllı telefon almayan başın cezasını ayaklar çekermiş.

Mars – 🙈

Barney Değil bir anda sanki bir şey duymuş gibi havlayarak uzaklara doğru koşmaya başlar. Mars ve Venüs ise Barney Değil’in bu ani tepkisi karşısında merakla onun koştuğu yöne bakarlar.

Didem Elif

Şifa

Mars; doğanın içinde, bir taşın üzerine oturmuş elindeki gazeteye bakmaktadır. Diğer elinde tuttuğu kalemle kucağında duran deftere bir şeyler yazmaktadır. Birdenbire ağaçların arasından telaş içinde koşturmakta olan Venüs çıkar.

Mars – Hah nihayet geldin.

Venüs – Ne demek nihayet geldin? Allah aşkına sen burada oturmuş elinde gazeteyle ne yapıyorsun?

Mars – Bulmaca ha-…

Venüs – Sana inanmıyorum Marsss. Ben Likya yollarında abidik gubidik taşların üzerindeki işaretlere bakarak seni bulmanın yolunu arıyayım, sen de sakin bir şekilde otur burada bulmaca çöz. Şaka gibisin ama.

Mars – Aslında gazetedeki bulmacayı çoktan çözdüm. Baktım uzadı gelmen, kendim bir tane hazırlayayım bakayım nasıl olacak dedim.

Venüs – Uzadı gelmen diyor hala ya. İnsan hiç mi merak etmez? “Nerede kaldı bu kız, acaba başına bir şey mi geldi?” deyip geri dönüp aramaz mı? Aşk olsun valla.

Mars – Sen de yani bir alemsin ama Venüs. Japonya’da kaybolduğunda merak ettim diye paparayı yedim. Şimdi de telaşlanmadığım için mi kızıyorsun? Pes artık.

Venüs – Aynı şey mi canım? Bu ıssız yolda tek başıma yürürken ya beni bir kurt kapsaydı. Hem baktın yanında yokum niye yürümeye devam ediyorsun ki?

Mars – Hoppala. Sonuçta ikimiz de aynı işaretlere bakarak yürüyoruz Venüs. Aslında yanımda olmadığını fark edince biraz yavaşladım. Yavaş yürürsem yetişirsin sandım. Sonra da senden hiç ses çıkmayınca, burada durup seni beklemeye karar verdim. Hem benim geri dönmem hiç mantıklı olmazdı. Ya yanlış yollara girip birbirimizle karşılaşamazsak, hepten kaybedebiliriz ki birbirimizi Venüs. Ben de en doğru olacak şeyin, doğru yolda olduğumdan emin olduğum bu taşın önünde beklemek olur düşündüm.

Venüs – Hımm.

Mars – 🙂 Gel otur yanıma ateşli hatun. Biraz dinlen. Hadi bana elini ver.

Mars elini Venüs’e doğru uzatır. Venüs Mars’ın elinden tutarak yan tarafındaki taşın üzerine oturur. Mars elini sıkıca tuttuğu Venüs’ün yüzüne doğru yaklaşıp dudaklarına küçük bir öpücük kondurur.

Venüs – Demek bulmaca hazırlıyorsun. Ben hayatta kelime bulmaca çözemem. Beceremediğim için de çok sıkılırım. Sen hem çözmüşsün hem de yenisini oluşturuyorsun. Bravo valla.

Mars – Öylesine deniyordum işte. Aslında tamamen kendime göre sorular hazırlıyorum. Sorayım mı bir tanesini?

Venüs – Sor bakalım.

Mars – Dünyanın en zor mesleği.

Venüs – Soldan sağa mı, yukarıdan aşağıya mı?

Mars – Ne fark eder ki? Bu daha ilk sorun.

Venüs – Peki kaç harf? Aaa dur dur buldum. Fahişelik.

Mars – Oha yani Venüs!

Venüs – Aaa yoksa doğru değil mi? 🙂

Mars – Değil tabi ki. Hem fahişeliğin neresi zor canım. Bence en zevkli meslek. 🙂 Hem çok zevkli bir iş yapıyorsun hem de üstüne para kazanıyorsun düşünsene. Ben bir kadın olsaydım, herkese bedava verirdim valla. :)))

Venüs – Ahh Allahım tipik erkek kafası. Bütün erkekler mi aynı şeyi düşünür yahu?

Mars – Sen bu konuyu kaç erkekle daha konuştun ki Venüs?

Venüs – 🙂 Canımmm, yaniii. Misal olarak dedim.

Mars – Ben anlamam misal filan.

Venüs – Ama gerçekten. Bir kadın ve erkeğin cinselliğe bakışı malesef aynı değil Mars. Onu vurgulamak istemiştim. Bir kadın için sadece seks yapmak, üstüne para alsan bile çok zor bir şey. Daha doğrusu sanırım böyle bir şeyi insan ancak para için yapabilir.

Mars – Aşk için?

Venüs – Aşk için mi?

Mars – Aşk için yapamaz mı mesela? Diyelim ki erkek onunla sadece cinsellik yaşamak istiyor ve böyle bir talebi var ama kadın adama aşık olmuş.

Venüs – Olmaz öyle şey!

Mars – Neden? Dalgaları Aşmak filmini izlediğimizde ben kadının yaptığını çok saçma bulmuştum ama sen insanın aşık olduğunda akla almayacak şeyleri yapabileceğini söylemiştin hatırlasana.

Venüs – O filmde kadın aşkı için fahişelik yapıyordu. Aynı şey değil. Sen diyorsun ki adam sadece seks yapmak istiyor kadınla ama kadın ona aşık ve sırf bu yüzden kabul ediyor. Birlikte yemek yemiyorlar, ortak bir filmi seyretmiyorlar, el ele sokakta gezmiyorlar, yan yana uyumuyorlar; kadın adama gidiyor birlikte oluyorlar ve işleri bitince kadın evden gidiyor. Doğru mu anlıyorum?

Mars – Evet aynen.

Venüs – Çok mantıksız. Bir kere fizik kurallarına aykırı. Hani seks bağımlılığından bahsetsek anlayacağım ama sen aşk diyorsun. Kendisiyle sadece seks yapmak isteyen birine aşık olamaz ki bir kadın. Mümkün değil! Yani ortada bir duygu yoksa adam bu işte ne kadar iyi olsa bile kadın bu duygusuzluğu hisseder ki. Duygu; karşındakinin tavrının senin üzerinde yarattığı bir şeydir. İster dokunma yoluyla, ister sözle olsun. O yüzden de karşılıklıdır. Sana cinsel bir obje gibi davranan birine aşık olamazsın ki Mars.

Mars – Böyle bir şeyi ancak para karşılığında yaparsın diyorsun yani.

Venüs – Yani… Bence öyle. Sonuçta aşk dediğimizde; birini deli gibi istemekten bahsediyoruz öyle değil mi? O yanında yokken bedeninin ateşler içinde hasretle kavrulmasından. Yani onun bedenine kavuşmayı deli gibi özlemekten. Alakasız zamanlarda birdenbire aklına düşmesinden.

Mars – Venüsss…

Venüs – Aşık olduğun biriyle seviştiğinde seni zirveye çıkartan bir haz yaşarsın. Ama böyle bir haz yaşayabilmen için de bunun karşılıklı olması gerekir Mars.

Mars – Venüssss yeter! Konuyu kapatalım bence; yoksa birazdan Likya Yolu’ndayız filan demeyeceğim, zirveye çıkmak isteyeceğim ona göre.

Venüs – :))) Yani Marscım, senin şu adam seks yapıyor gibi görünüyordur ama aslında sevişiyordur kadınla. Bilgin olsun. 🙂

Mars – Hadi hadi bir an önce yürümeye devam edelim. Nereden açtık bu konuyu bilmem. Aklıma getirdin durduk yere. Zor tutuyorum kendimi ama. Girdiğimiz bu Likya Yolu’nu hava kararmadan tamamlayamayacağız bu gidişle. Ondan sonra da hiç yolumuzu bulamayacağız.

Mars ve Venüs yola koyulmak için ayağa kalkarlar. Venüs bir yandan konuşmaya devam etmektedir.

Venüs – Şu hazırladığın bulmacadaki en zor meslekten konu açılmıştı. Sahi neymiş senin kafandaki en zor meslek peki?

Mars – Maden işçiliği.

Venüs – Haa… Hiç aklıma gelmezdi valla. Şimdi fark ettim. Maden işçiliği üzerine bugüne kadar pek de kafa yormamışım doğrusu.

Mars – Ben de tazminat ve emeklilik haklarını alamayan madencilerin, hak arayışları için verdikleri mücadeleyi gazetede okuyunca fark ettim doğrusu. Madenciler bir ülkenin zenginliğine katkı sağlayan yeraltı kaynaklarını çıkartmak için oldukça ağır ve tehlikeli bir iş yapıyorlar. Ne kadar ileri teknoloji kullanılsa da, en çok ölümcül kazalar bu sektörde oluyormuş. Zaten bu kadar tehlikeli olduğu için kadınların ve çocukların madende çalışması yasak.

Venüs – Yaaaa…

Mars – Evet. Sadece 18 yaşından büyük erkekler yer altı madenlerinde işçi olarak çalışabilir. Hem fiziksel, hem kimyasal hem de biyolojik risk faktörleri var. Üstelik düşünsene; işyerin, yerin yüzlerce metre altında!

Venüs – Offf evet doğru söylüyorsun. Yalnız bizim de sevişmekten geldiğimiz konuya bak. 🙂

Mars – Açma şu konuyu artık açma Venüs!!!

Venüs – Ay tamam yaa…

Mars – Bak işte kırmızı beyaz çizgili boya var taşta. Oradan devam edeceğiz.

Venüs – Daha ne kadar yolumuz kaldı acaba Mars?

Mars – Bilmiyorum ki. Sıkıldın mı?

Venüs – Yok canım niye sıkılayım?

Mars – Yoruldun mu yoksa?

Venüs – Ayaklarım biraz ağrıdı. Normal yollarda yürümüyoruz sonuçta ama güzel bir yorgunluk bu açıkçası. Ruhuma ve kalbime o kadar iyi geldi ki. Güzel bir enerji ile doluyum. Söyledikleri kadar varmış. Bu yollar gerçekten şifalı galiba Mars.

Mars – Böyle düşünmene sevindim. Bu arada özür dilerim senden Venüs.

Venüs – Aaa o neden şimdi?

Mars – Geri dönüp seni aramadığım için. Beni öyle otururken görünce seni merak etmediğimi sandın ama seni elbetteki merak ettim. Endişelenip kötü hissetmemek için iyi olduğunu düşünerek kendimi oyalamaya çalışıyordum bir nevi aslında. Az önce dediğim gibi seni aramaya kalksam bir araya gelmemiz adına her şey daha da zorlaşabilirdi. Sana kendini köyü hissettirdiğim için gerçekten özüf dilerim.

Venüs – Aaay Mars ben onu çoktan unuttum ki.

Mars – Sen mi unuttun Venüs? :)))) Bilmiyorum seni sanki. Temcit pilavı gibi sen şimdi bunu ısıtıp ısıtıp sürekli önüme getirirsin.

Venüs – Bana bak Mars…

Mars – :))) Aaaa bak bak bir kırmızı beyaz çizgiyle boyalı taş daha…

Venüs – Hani nerde?

Mars – İşte bak orada.

Mars durup Venüs’ün gözlerinin içine bakar.

Mars – Gördüğün gibi Venüs, yolumuz belli… Hadi bana elini ver. Yürümeye devam edelim.

Venüs – ❤️

Didem Elif

Not: Herkes başkaları hakkında bir şeyler bilir. Belki doğrudur belki de değil. Ama gerçekte kimse bir başkasının ne hissettiğini bilmez. Belki tahmin edebilir ama bilmez. Bilemez…

Sevgilerimle…

Ek not: Başta kullandığım fotoğrafı; bir Likya yürüyüşü sırasında Sandal Ağacı’nın meyvesi olan, halk arasında Ayı Çileği ya da Kocayemiş olarak bilinen Dağ Çileği’ni topladığımda çekmiştim. Şifalı bir meyve olduğuna inanıyorum. 🙂

Sürpriz

Venüs ve Mars Sabiha Gökçen Havaalanı’ndadır. Dalaman’a kalkacak uçak için Boarding Salonu’nda beklemektedirler.

Mars – Ohh nihayet son yolculuğumuz. Hedefe ulaşmaya çok az kaldı.

Venüs – Evet! Çok heyecanlıyım. Yakında Kaş’ta olacağız.

Mars – Az kalsın uçağı kaçıracaktın ama Venüs.

Venüs – Ne yapayım İbrahim amcanın yaptığı dondurmalar öyle güzel görünüyordu ki hangisinden yiyeceğimi şaşırdım. Dayanamadım ben de artık, hepsinden yedim valla. Enfes dondurmaların eşliğinde Zahide teyzeyle sıcacık bir sohbetin içinde kendimi kaybedip zaman mevhumunu yitirmişim. Afedersin Mars.

Mars – Aşk olsun ama Venüs bari böyle ballandıra ballandıra anlatma.

Venüs – Haklısın özür dilerim ama sen de Elif’in ailesine uğramak istemedin ben ne yapayım? Keşke sen de gelseydin.

Mars – Japonya’dan İstanbul’a inince ve Dalaman uçuşumuz arasında altı saat vakit olunca yapmam gereken işleri anca hallettim. Yoksa seninle birlikte gelmeyi ben de isterdim. Ancak İstanbul’ın şartlarını göz önünde bulundurunca maalesef seninle gelmem söz konusu olmadı. Uçağa anca yetiştim ben de.

Venüs – Neyse başka zaman artık. Zaten evlenmeden evlerine gitmemiz de hiç hoş olmazmış.

Mars – Nasıl evlenmeden? Evliyiz ya biz.

Venüs – Nerde evliyiz Mars?

Mars – Hani Tanrının huzurunda evlendik ya. Unuttun mu?

Venüs – Ay öyle evlilik mi olur Allah aşkına. Sen Elif’e ne bakıyorsun? Onun öyle bir inancı olsa da gerçek hayat öyle işlemiyor malesef. Sonuçta farkındaysan Elif Türk aile yapısına sahip. Üstelik Karadenizli bir aile. Madem bundan böyle artık Kaş’ta yaşayacağız, Türk geleneklerine göre evlenmemiz lazım Mars.

Mars – Allah Allah çok saçma. Neyse yine de ne gerekiyorsa yaparız tabi. Neymiş o gelenekler bakalım?

Venüs – Önce senin ailenin gelip beni görmesi gerekiyor.

Mars – :))

Venüs – Ne gülüyorsun?

Mars – Benim ailem mi var Venüs? Topu topu kaç karakteriz şunun şurasında Allah aşkına. Kimi göndereyim ben şimdi seni görmesi için? Uranüs ile mi çözeceğiz o kısmı da yani… 🙂

Venüs – Hmm. Yani… Valla öyle görünüyor. Neyse detaylarda takılı kalmayalım. Çözeriz elbet. Yalnız bir şeyi fark ettim Mars. Sen de beni amma beleşe getirdin ha. Ne düğün, ne gelinlik. Hayret bir şey. Çırılçıplak Tanrının huzurunda evlenmişlermiş. Oldu!!!

Mars – :)) Ay yoksa gelinlik mi giymek istiyorsun?

Venüs – Evet! Tabi ki de. Hatta şöyle ünlü bir modacının elinden olsun. :))

Mars – Elif neler yazıyor böyle Venüs? Bugüne kadar giydiği gelinliklere doyamadı galiba. 🙂

Venüs – Konuyu Elif’e bağlayarak dağıtma. Valla onu bunu bilmem. Dört gün dört gece düğün isterim. Halaylı malaylı vurgulu çalgılı. Bak Tango yapamıyorum ama çok güzel halay çekerim. 🙂 Göbek bile atmazsam bana da Venüs demesinler.

Mars – 🙂 Sen coştun iyice bakıyorum. :))

Venüs – İmam nikahı istemediğime dua et Mars.

Mars – Oldu olacak tüm dinlere göre evlenelim istersen Venüs. Böyle dört gün dört gece değil elli kez düğün yaparız.

Venüs – Fena fikir değil aslında.

Mars – Şaka gibisin ama. Biz evrenseliz ki niye böyle adetlere uymak zorundayız hiç anlamadım.

Venüs – Ha unutmadan söyleyeyim bütün bunlardan önce bana çok güzel pırlanta bir yüzük alman anlamlı olur Mars.

Mars – Sen benimle dalga geçiyorsun öyle değil mi?

Venüs – Hayır dalga geçmiyorum.

Mars – Elif bugüne kadar kocalarından isteyemediği şeyleri senin aracılığınla benden istiyor anlaşılan. 🙂

Venüs – :))))

Mars – Hem hani para, pul, mal, mülk önemli değildi. Aşkımız ve sevgimiz her şeyin üstündeydi.

Venüs – Tabi ki önemli değil. Ayrıca Elif daha önce istememiş olabilir ama şu an düşünüyorum da sevdiğin bir insana verdiğin değeri anlatmak için pırlanta yüzük çok anlamlı bir hediye bence. Maddeye öncelik vermek değil bu. Sevdiğine senin gözündeki değerini maddi boyutta da aktarabilmek önemli. Bu aralarındaki bağı daha da güçlendirecektir.

Mars – Senin altının ne kadar olduğundan haberin var mı Venüs?

Venüs – :(( Aşk olsun ama Mars.

Venüs Mars’ın espri yaptığını anlamaz ve birden yüzü asılır. Venüs’ün ciddi ciddi üzüldüğünü görünce Mars daha fazla dayanamaz. Ceketinin cebinden küçük bir mücevher kutusu çıkartıp Venüs’e uzatır. Venüs şaşkın bir şekilde bir Mars bir de mücevher kutusuna bakar.

Venüs – Bu ne Mars?

Mars – Aç bak.

Venüs kutuyu elir alır, biraz da etraftan utanarak yavaşça açar. Pırlanta yüzüğü görünce yüzü al al kızarır.

Venüs – Marssss. Ama sen…

Mars kutudaki yüzüğü çıkartıp Venüs’ün yüzük parmağına takar.

Venüs – Aman Tanrım! Çok güzel!

Mars – Kapalı Çarşı’nın altını üstüne getirdim. En güzel yüzük buydu Venüs.

Venüs – Demek bunun için benimle gelmedin.

Mars – Sana sürpriz yapmak istemiştim. Kaş’a gidince güzel bir yemek eşliğinde vermek istiyordum ama yüzünün asıldığını görünce dayanamadım.

Venüs – Ne diyeceğimi gerçekten bilemiyorum Mars.

Mars – Bir şey deme. Sadece benim için çok değerli olduğunu bil yeter. Her nerede olursan ol bu değişmeyecek. Ben senin her koşulda mutlu olmanı istiyorum. Bir gün ben yanında olmasam bile bu yüzüğe bakarak bile mutlu ol olur mu?

Venüs – Ne demek ben yanında olmasam bile.

Mars – Hayat bu ya. Her ne kadar bizi Elif yazsa da hayat ne getirir hiç belli olmaz. Dilerim beraber mutlu bir ömrümüz olur Kaş’ta. Onun için bu yola çıktık sonuçta ama eğer başka türlü gelişirse de benim için her zaman özel olduğunu unutma.

Venüs – Niye sanki ayrılıyormuşuz gibi konuşuyorsun Mars.

Mars – Aslında yeryüzündeki hiçbir şeyin bizi ayıramayacağını anlatmaya çalışıyorum Venüs. İnan bana Türk adetleri umurumda bile değil. Başkalarının hakkımızda ne konuşacağı da. Ben sadece sana aldığım bu yüzükle sevgimizi sonsuza dek mühürlemek istedim. Yaşam bitip biz toprak olsak bile yüzüğümüz bizden sonraya da kalacak. Tıpkı 3000 yıl önceki Likya şiirinde yazdığı gibi:

“Beni bulamazsan üzülme,
Eşyalarımı bulacaksın.
Kestiğim taşları, açtığım yolları,
İşlediğim heykelleri bulacaksın.
Ve göreceksin ki binlerce yıl öteden,
Parmak izlerimiz değecek birbirine.”

Fonda bir anons duyulur. Venüs ve Mars bir an önce uçağa gitmeleri gerektiğini anlarlar. Konuşmaları yarıda kalır. Acele içinde eşyalarını toparlamaya başlarlar.

Didem Elif

Not: Bu yaz ilk defa İstanbul’a gidemedim. Babam seksen yaşından sonra çeşit çeşit dondurma yapmaya başlamış. Dondurmayı çok sevmem ama babam yaptığı her şeyi o kadar lezzetli yapar ki istemeden aklım kalıyor. Dilerim en kısa zamanda tadına bakabilmek nasip olsun.

Görsel olarak kullandığım fotoğrafı Dalaman Kaş arasında uçarken uçaktan çekmiştim. Kanatla gökyüzünün oluşturduğu geometri hoşuma gitmişti.

Sevgilerimle