Bir Kadının Ağzından Bartolin Şişlikleri ve Aşk

Emre Karacaoğlu’nun; Didem Elif’in öykü kitabı Aşk Bir Kadın Hastalığıdır hakkında Birgün Gazetesi’nde çıkan yazısı.

“Öyle çok fazla aşık olmadım aslında. Bartolin şişliklerinin sayısı, aşklarımın sayısından fazladır. Demir ilk aşkımdı. Yani hatırlaması en masum olanı. Diğerlerinin sancısı Bartolin’in ağrısını unutturur nitelikte olduğundan, isimleriyle bahsetmeyi sevmiyorum. En sonuncusuyla evliliğin ucundan döndük zaten. Ya da ben döndüm, ansızın.”

Bir kadının tüm içtenliğiyle kendisini başka bir insana açması çok ender rastlanan, dolayısıyla da çok değerli bir andır. Hele hele bunu bir kitapla ve tanımadığı insanlara, yani okuyuculara yapıyorsa, bu çok daha görkemli bir hal alır.

Didem Elif’in ilk öykü kitabına ismini veren öyküden alınan yukarıdaki paragraf bunun güzel örneklerinden bir tanesi. Bartolin bezindeki (bu bezin bir kadında ne işlev gördüğünü öğrenmek için öyküyü okuyun) şişliği, yaşadığı aşk ve acılarla karşılaştıran bir kadını ince ve hafif kara bir mizahla ele alabilen içten ve cesur bir yazar, Didem Elif.

Yazarın kaleme aldığı 15 öykü (ilk ve son öyküler, “Başlangıç” ve “Bitiş” kitaba bir girizgah ve kitabı sonlandırma görevi üstlenen bir öykünün iki parçasıdır), şehir insanının yaşadığı korku, mutluluk, üzüntü ve heyecanları ele alan, içtenliğiyle beğeni toplayacak bir öykü kitabı. Elif, “Cam Oda” isimli öyküsünde ele aldığı, babası hayatta olup, kendisi orta yaşlara yaklaşan kişilerin kafasında kurmaya başladığı “Babam ölürse ne yaparım?” korkusu veya aynı öyküde yer alan “tek çocuk olmanın özellikleri” gibi konuları başarılı psikolojik tahlillerle edebi bir şekilde kaleme alabilmiş.

Yazarın karşı cins üzerinden anlattığı öyküler de bahsi hak ediyor. Bir aşk üçgenini anlattığı “Mektup”ta basit bir olayı her iki cinsin zihinlerinde ne kadar farklı açılardan ele alabildiklerini, hatta Amerikalı John Gray’in 1992 seneli kitabını hatırlatacak şekilde, “erkeklerin Mars’tan, kadınların Venüs’ten” olduğunu düşündürüyor. “Kendi Kendine”de cinsel kimliğiyle barışamamış bir eşcinselin yaşadığı içsel sıkıntıyı, aşık olduğu adamla olan ilişkisini anlatırkenki analizleri de oldukça etkileyici.

Karşı cinsin gözlerinden bakarak ortaya koyduğu öyküler ne kadar etkileyici olursa olsun, Elif asıl edebiyatını öykülerdeki kadınlarıyla kanıtlıyor.

“En çok ellerini merak ediyorum. İnternetten gönderdiği resimde kollarını kavuşturduğu için elleri gözükmüyor. Nerden bilsin çocukcağız benim bir erkekte önce nelere dikkat ettiğimi. Konuştuğumuz birçok şeyin arasında, bir defa bahsedecek olduysam da vazgeçtim hemen. ‘Bir de ellerinin fotoğrafını yolla!’ diyemezdim ya çocuğa. Konuyu açarsam kızlara, muhabbet kesin bu el konusuna da gelecek. Ve yine gülecekler, benim bu ellere olan tutkumu anlamayarak. Ama esas benim anlamadığım, yarın buluşmayacağımızı haber veren son mesajı az önce ona niye attığım. Zaten cevap olarak da ‘Niye?’ yazmış.”

Kadınların kendi gizemlerine ve açmazlarına ayna tutan “Buluşma” bu açıdan çok çarpıcı bir öykü. Benzer şekilde, bir aydan ufak bebeğini düşüren bir kadının anlatıldığı “Doğa” da ilgi uyandırıyor. Yaşadığı üzüntü için bir suçlu arayan öykünün kahramanı, birkaç haftalık hamileliği esnasında başından geçen olayları aklından geçirince hıncını eşine yöneltiyor. Doktoru bu düşüncelerin yersiz olduğunu söylese de kadın, eşinin arkadaşının düğününde içki içtiği için ve eşinin köpeğini o dışarı çıkardığı için eşinin bebeğini düşürdüğü kanısına varmaktadır.

“Onun arkadaşı, onun köpeği, onun bebeği…”

“Aşk Bir Kadın Hastalığıdır,” ismi kadar çarpıcı öyküler içeren ama baskın çekiciliğini içtenliğinden alan bir öykü kitabı. Aslında Didem Elif’in, “Kübik Mars” öyküsünde bahsettiği kurgusal kitap “Karanlık Günler” için düzdüğü tanım kendisi için de geçerli: “Anlatılan herhangi bir hayattı aslında. Olabildiğine basit cümlelerle ve olabildiğine kişisel.”

BirGün Gazetesi Kitap Eki, 2009