Özgürlük

Mars – Allahım offf. Her tarafım ağrıyor.

Venüs – Hayırdır Mars, neyin var?

Mars – Dün geceden sonra oldu. Hep Elif yüzünden. Sabaha kadar kilimin üzerinde sevişilir mi ayol? Nerede görülmüş bu eziyet?

Venüs – Eziyet mi? Benimle sevişmek hoşuna gidiyor sanmıştım.

Mars – Gitmez mi canım? Hem de nasıl gidiyor bir bilsen ama ondan bahseden kim? Ben kilim kısmını söylüyorum. Sırf bizim üzerimizden Sevgi‘yi anlatacak, sırf içine Kilim detayı koyacak diye düştüğüm hallere bak.

Venüs – Sen Elif’e söyleniyorsun ama bak bu sabah Elif’ten bize bir Not gelmiş. Bizi özgür bıraktığını anlatıyor. Artık Japonya’da kalmak zorunda değilmişiz. Dilediğimiz an dilediğimiz yere gidebilirmişiz.

Mars – Ne? Notu ver bana bakayım.

Mars Venüs’ün elindeki not kağıdını alır. Burnuna gül kokusu gelir.

Mars – Haklısın. Artık özgürsünüz diyor. Bizi serbest bırakıyormuş.

Venüs – Evet! Ne güzel değil mi? Sevinmedin mi?

Mars – Bu işte bir bit yeniği var gibi gelmiyor mu sana da? Demiştim bizi Cennet köşesinden kovacak diye. Bak kovuyor işte. Sorsan kibarca gidin başımdan diyor bize.

Venüs – Yaaa offf Mars. Ne alaka? İstersek kalabiliriz ki. Bize bırakmış seçimi. Neyse boşver şimdi bunları da, benim notu okuyunca aklıma ne geldi? Çok güzel bir fikrim var. Üzerinde hazırlık yapamaya başladım bile.

Mars – Nedir o?

Venüs – 30 Ağustos’ta Kaş’a gidelim diyorum. Elif’e sürpriz yapalım.

Mars – Elif’e sürpriz mi yapalım??? Yazdığı karakterleriyle kendi kendine sürpriz yapanı da ilk defa görüyorum Venüs.

Venüs – :)))

Mars – Ayrıca 30 Ağustos da nereden çıktı?

Venüs – E Zafer Bayramı yaa. Orada kutlarız diye düşündüm. Aaa dur bekle hemen geliyorum.

Venüs Mars’ı salonda bırakıp yatak odasına gider. Kısa bir süre geçtikten sonra üzerinde ay ve yıldız olan kırmızı tişört giymiş bir şekilde geri döner. Elinde Türk bayrağını sallamaktadır.

Mars – Ay Venüs sen gerçekten çok alemsin. Yalnız Zafer Bayramı’na daha ne kadar zaman var, şimdiden nedir bu hazırlık Allah aşkına.

Venüs – Öyle deme Mars. Bu sene Türkiye’nin resmi bayramlarını Türk halkı pandemi yüzünden coşkuyla kutlayamadı. Artık sokaklara çıkıldığına göre 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı iyi değerlendirmek lazım. Şimdiden planlar yapmalı. Hem üç günlük Kaş Caz Festivali’nin de son günü 30 Ağustos’a denk geliyor. Üç gün boyunca Kaş’ta muhteşem bir atmosferde müzik dinleyerek Elif ile birlikte oluruz. Ne de güzel olur.

Mars – Üç günlüğüne hiç Japonya’dan Kaş’a gidilir mi Venüs?

Venüs – Canım birkaç gün önceden gideriz biz de. 23 Nisan’da, 19 Mayıs’da kız hep yalnızdı. Zafer Bayramı’nda beraber olalım diyorum.

Mars – Ondan önce 15 Temmuz Bayramı var. O zaman gidelim madem bu kadar Elif’i düşünüyorsun.

Venüs – Temmuz sıcağında Kaş’ta olmak mı? Aman istemem. Gerçi seninle sıcak soğuk demeden her zaman her yerde olurum o başka tabi ama ben şahsen Ağustos sonunda Kaş’a gitmeyi tercih ederim. Belki Eylül’e bile uzatırız tatilimizi bakarsın, olmaz mı?

Mars – Neyse Allahtan bu sefer ne giyeceğim derdin olmayacak Venüs. Anladığım kadarıyla bu tişörtünü giyeceksin… :)))

Venüs – Evet tabi ki. Ama sadece o değil. Bak bu da var. Vee bir de bu…

Venüs bir elinde Türk bayrağını sallar. Diğer elinde duran kırmızı balonu şişirmeye başlar.

Mars – Aaa o ne için?

Venüs – Hala ne için diye soruyor. Dedim yaa “Büyük Zafer” için. Neredeyse yüz yıl önce verilmiş mücadeleyi kutlamak için. Üzerine adını da yazacağım.

Mars – Kimin adını?

Venüs – Tabi ki Büyük Taarruz’un mimarı Atatürk’ün adını. Yüzlerce değil binlerce yıl geçse de adını altın harflerle göklere yazacağım.

Mars – Venüs’cüm biraz fazla abartmadın mı? Evet Atatürk gerçekten çok büyük ve önemli bir lider ama fanatikleşmedin mi şu anda sence? Ülkeye yıllarca bu tavırlar zarar verdi zaten. Mustafa Kemal Atatürk’ü o kadar ilahlaştırdılar ki bir kesim ondan resmen nefret etti. Onu eleştirmek bile bir zamanlar suç sayılıyordu. Düşün ki Yaradana küfür etsen bir şey olmuyordu ama Atatürk’e laf ettin mi hapsi boyluyordun.

Venüs – Canım ben ilahlaştırmak istemem asla. Sonuçta bir peygamber yerine koymuyorum tabi. Hatta bir insan olarak hataları da oldu elbette. Hele şu soyadı kanununu nereden çıkardı Allah aşkına. Elif’in canı çıktı kaç kez soyadını değiştirecek diye valla. 🙂

Mars – :)))

Venüs – Kısaca Marscım ben sadece onu ne kadar kalpten sevdiğimi anlatmaya çalışıyordum. Bir milletin özgür iradeye sahip olmak için verdiği anlamlı mücadelede Mustafa Kemal Atatürk’ün payı o kadar çok ki. Ondan bahsetmeden Cennet köşesinden ayrılmak istemedim doğrusu. Gerçi anlatmak istediğim konuyu Napolyon ile de anlatabilirdim ama kendi anlı şanlı tarihimiz dururken ne işimiz var Fransa’da…

Mars – Peki tamam madem çok istiyorsun gidelim Kaş’a. Ayrıca bu sene Patara Yılı. Şimdi aklıma geldi. Ağustos ayında meteor yağmurları oluyor. Belki ona da yetişiriz.

Venüs – Ah Mars harikasın!!! Ben hiç Patara’da güneşi batırmadım. Kum tepelerinde gün batımı şahane oluyormuş. Birlikte güneşi batırırız, sonra da meteor yağmurlarını seyrederiz. Ne şahane olur.

Mars – Yalnız biraz dur. Yavaş ol. Bütün bunlar çok güzel geliyor kulağa ancak ben hala Japonya’dan dışarı çıkabiliyor olmamızın şaşkınlığını üzerimden atamadım Venüs.

Venüs – Merak etme zamanla alışırsın. Bak tüm insanlık da aynı bocalamayı yaşıyor. Böyle böyle normalleşeceğiz işte.

Mars – Umarım bu özgürlük denen şey iyi bir şeydir Venüs. Tam duruma alışıyorum Elif köşeyi bitiriyor.

Venüs – Valla bu öykünün başında onun hakkında söylediklerinden sonra dua et Elif’in bizi yeniden “yıldız” yapmadığına Mars.

Mars – Ahahaha haklısın. Elif bu. Kızdırırsak yapar mı yapar valla. :))))

Venüs – :))))

Didem Elif

Not: Müzik yerine bu sefer zaferle dolu tarihimizi paylaşmak istedim. Bazen hatırlamakta fayda var.

Sevgilerimle

Sevgi

Venüs yatak odasındadır. Dolabındaki kıyafetleri yatağın üzerine boşaltmıştır. O sırada Mars odaya girer. Fonda Kenan Doğulu’nun Pamuk adlı şarkısı çalmaktadır.

Mars – Venüsss.

Venüs – Ayy korkuttun beni. Geldiğini hiç duymadım.

Mars – Allahım senin bu sıçrayarak ve bağırarak korkmaların bir gün benim yüreğime indirecek ama Venüs.

Venüs – Dalmışım afedersin. Dışardaydın ya, birden odanın içinde sesini duyunca korktum.

Mars – Nereye daldın sen bakayım? Şarkıcıya ne kadar içlenerek eşlik ediyordun öyle.

Venüs – Bu şarkıyı ne zaman duysam çok üzülüyorum Mars. İki insanın birbirini çok sevip de kavuşamaması ne kadar kötü olmalı. Dinlediğimde çok üzüldüğüm bir ayrılık şarkısı daha var. Ay neydi adını hatırlayamadım. Duru gibi yerinde duramayan bir kadın söylüyordu. Ay neydii hay Allah. Benim bu hafızam ne olacak böyle? Neyse aklıma gelince söylerim.

Mars – Kimden bahsettiğini anlamadım. Elif’in radyo programını mı dinliyorsun yoksa yine?

Venüs – Yok radyo değil çalan. Hem Elif radyo programını bıraktı ki.

Mars – Aaa niye?

Venüs – Biz nasıl tüm kıyafetlerimizi boşaltıp, kullanmadıklarımızı eliyoruz ve ihtiyacı olana vereceğiz. Elif de şu anda biraz öyle bir dönemden geçiyor.

Mars – Nasıl yani?

Venüs – Dolabındakileri boşaltmış bir nevi. Son aylarda tüm yaptığı işlere o gözle bakıyor. Şimdi ise içlerinden bazılarını eleyip, öncelik sırasına göre planlı hareket ederek daha nitelikli işler yapmayı hedefliyor.

Mars – Yani bir daha radyo programı yapmayacak mı?

Venüs – Bilmiyor. Ancak mevcut şartlarda yapmayacak. İlerde ne olur bilinmez. Benim işim neredeyse bitti sayılır. Senin kıyafetlerine ellemedim. Sen de yarın yaparsın olur mu?

Mars – Tamam canım. Hadi gel şömineyi yaktım. Karşısında birer kadeh bir şeyler içelim. Yorulmuşsundur.

Venüs – Aaa ne iyi olur. Biraz üşümüştüm de, ısınırız hem.

Mars – Ben de ondan şömineyi yaktım zaten. Üşümüşsündür belki dedim. Yani yaz sıcağında ancak Elif’in karakterleri üşüyebilirdi zaten, öyle değil mi? :))

Venüs – :))

Mars – İşini bitirdiğinde yanıma gelirsin, ben salona geçiyorum.

Venüs – Tamam canım. Şunları poşetlere koyayım geliyorum.

Venüs yatağın üstündeki kıyafetlerin hepsini poşetlere koyup Mars’ın yanına gider. Mars şöminenin karşısında oturmuş küçük bir kağıda bir şeyler karalamaktadır.

Venüs – Hayırdır Mars ne yazıyorsun?

Mars – Alışveriş listesi çıkarıyordum.

Venüs – Alışveriş listesi mi?

Mars – Evet. Alacaklarımızı unutmamak için. Niye şaşırdın bu kadar? Sen ne sanmıştın?

Venüs – İnsan bedeninde bulunan 7 çakrayı yazacağını düşünmemiştim elbette ama senin kafa da pek enteresan çalışıyor. Sadeleşelim diye tüm kıyafetlerimi eledim sense daha şimdiden alışveriş listesi hazırlıyorsun. Şaka gibisin Mars.

Mars – Canım mutfak alışverişi bu Venüs. Elif zayıflamaya taktı diye biz hiç yemek yemeyecek miyiz yani?

Venüs – Haaa mutfak için miydi ayy pardon. Alışveriş deyince benim aklıma kıyafet geldi nedense. :)) Ver bakayım neler yazmışsın? Aaa wok tavası da ekler misin Mars listene?

Mars – Wok mu?

Venüs – Evet Wok. Japonların ve Çinlerin kullandığı bir tava çeşidi.

Mars – Wok’un ne olduğu biliyorum. Sanki yemek yaptığın mı var Allah aşkına Venüs? Ne alaka yani? Olanla idare edelim, gereksiz masraf yapmayalım diyoruz. Yeni bir tava almanın sırası mı şimdi?

Venüs – Aaa bazen yapıyorum ki aşkolsun sana ama. Gözüne dizine dursun yaptığım yemekler. Senin seçtiğin bu malzemeleri görünce aklıma körili, mantarlı tavuk tarifi geldi ne yapayım? Wok tavada yapınca çok güzel oluyor. Sana lezzetli bir yemek pişireyim istemiştim.

Mars – Normal tavada yapsan ne olur sanki?

Venüs – Öyle deme bir tavanın bile yemeğin lezzetine katkısı vardır.

Mars – Seninle tartışılmayacağını hep unutuyorum. Tamam aşkım. Madem çok istiyorsun alırız tabi.

Mars eline bir odun alıp ateşe atar.

Mars – Hadi ateşe odunlarımızı atalım.

Venüs – E şimdi attın ya sen.

Mars – Öyle değil. İçimizde tutup, kendimize yük ettiğimiz her şeyi ateşe odun atar gibi atalım Venüs.

Venüs – Nasıl yani?

Mars – Hani Elif’in Hıdırellez Özel yayınında radyoda yaptığı gibi. Mesela benimle ilgili tüm kötü anılarını şu anda at ateşe Venüs. Yansın kül olup gitsin. Gitsin ki yeni anılarımız için yer açılsın.

Venüs – İyi de benim seninle ilgili hiç kötü anım yok ki.

Mars – Olur mu canım? İlla ki vardır. Hiç istemediğim halde seni çok üzdüm biliyorum.

Venüs – Hayır gerçekten. Geçmişimizle ilgili hiç üzülmüyorum ki ben. Aaa yok yok dur. Buldum. Benimle küstüğün, iletişim kuramadığımız tüm zamanları yakabiliriz aslında. Evet. Evet. O zamanları yakalım. Ne zaman bana küssen çok üzülüyorum çünkü. Onun dışında seninle birlikte olduğum her an benim için o kadar kıymetli ki. İyi ya da kötü, her ne olursa olsun seninle olan anlarımın bir saniyesini bile değiştirmek istemem.

Venüs Mars’tan hiç ses gelmeyince onun oturduğu yöne doğru bakar. Mars gözleri kapalı bir şekilde koltuğa basını yaslamıştır. Venüs içinden “uyumuş,” diye geçirir. Sessizce yerinden kalkıp başını Mars’ın dizlerine yatırarak yere oturur. Mars elini Venüs’ün saçlarına götürüp okşamaya başlar.

Venüs – Afedersin, öyle huzurlu görünüyordun ki, uyandırıp rahatsız etmek istememiştim. Gerçekten çok özür dilerim.

Mars – Uyumuyorum ki. Gözlerimi kapatmış seni dinliyordum. Tuhaf bir huzur veriyor sesin insana. İnsan susup öylece seni dinlemek istiyor.

Venüs – Gerçekten mi? Sesimi beğenmediğini sanıyordum. Böyle hissediyorsan ne mutlu. Peki ya sen Mars? Sen ne yakmak isterdin ateşte?

Mars – Geçmişteki tüm komplekslerimi atmak isterdim ateşe.

Venüs – Kompleks mi?

Mars – Evet. Senin yanında kendimi hep yetersiz hissediyordum. Her konuda o kadar iyisin ki. Bense senin yanında sanki daha olmamış gibiyim. Sana layık değilim diye düşünüyordum çoğu zaman. Senden kaçmak istiyordum bu yüzden. Küsmelerim hep ondandı. Bu duyguyla baş edemediğim için kendi içime kapanıyordum. Ama bu davranışlarım daha çok sensiz kalmama sebep oldu. Seni de kendimi de bu kadar üzdüğüm için çok üzgünüm. Sana daha önce “böğürür gibi konuşuyorsun,” dediğim için çok özür dilerim. O cümle ağzımdan nasıl çıktı gerçekten hiç bilmiyorum. Ben düşmanıma bile söylemem ki öyle şeyler.

Venüs – Dostuna böyleysen düşmanının halini düşünemiyorum Mars. :))

Mars – :))))

Venüs kafasını Mars’ın dizlerinden kaldırıp büyük bir aşkla sevdiği adamın yüzüne bakar. Mars sevgi içinde eliyle Venüs’ün yüzünü okşar. Hüzünlü yüzünde tatlı bir gülümseme vardır.

Venüs – Madem bugüne kadar böyle şeyler hissettin. Yakmakla çok iyi ediyorsun o zaman. Ama evimizde bundan sonra bir daha bunun gibi anlamsız düşüncelere yer vermeyelim olur mu Mars? Birlikte daha bir sürü güzel zamanlar geçireceğiz. Düşünsene bizim yaptığımızı kaç kişi yapabiliyor ki sanki. İnsanlar hep bir ev almanın hayalini kuruyor. Hatta bazılarının şansı oluyor da evlerine şömine bile yaptırabiliyor. Peki acaba bir kere karşısına geçip bizim gibi şöyle baş başa vakit geçiriyorlar mıdır? Hiç sanmıyorum. Oysa biz bak, baş başayız diz dizeyiz. Tek istediğim birlikte olmanın kıymetini bundan sonra unutmayalım. Olur da birimiz unutursa, diğerimiz gurur yapıp inatlaşmadan hatırlatalım. Anlamsız şeylere takılarak dünyayı birbirimize dar etmeyelim. Elimizde olan güzel şeylere odaklanalım ve sahip olduğumuz zamanı en güzel şekilde değerlendirelim. Sevgimizin yeryüzündeki her şeyden daha kıymetli olduğunu bilip, karşılaştığımız her sorunun üstesinden gelmenin yolunu mutlaka bulalım.

Mars kendini koltuktan yere doğru kaydırıp Venüs’ün yanına oturur. Elini Venüs’ün saçlarının arasına dolayarak onu kendine çekip uzun uzun öper. Birbirini çok seven Mars ve Venüs çifti, yerdeki kilimin üzerinde sabaha kadar aşkla sevişirler.

Didem Elif

Bağ

Venüs – Offf yaaa…

Mars – Hayırdır Venüs ne oldu?

Venüs – Şimdi telefonla Türkiye’yi aramak için operatöre adımı yazdırdım. Adımın Venüs olduğunu söylüyorum. O bana habire Veynası gibi bir şey diyor. Nedir benim şu adımdan çektiğim bu hayatta anlamadım. Koskoca Japonya’da adımı doğru düzgün söyleyen bir kişi bile çıkmayacak mı karşıma Allah aşkına?

Mars – Hahaha. Üzüldüğün şeye bak Venüs. Ben de bir sorun çıktı sandım. Adını yazdırdın sonuçta ama değil mi?

Venüs – Evet evet yazdırdım. 🙂 Bakalım ne zaman bağlayacaklar? Bekleyeceğiz artık.

Mars – Kimi arıyorsun peki?

Venüs – Uranüs’ü.

Mars – Uranüs’ü mü? Allah Allah! O da nereden çıktı ki şimdi?

Venüs – Japonya’ya gelecekmiş de, gelirken İstanbul’dan bir şey getirmesini isteyecektim.

Mars – Sahi mi? Uranüs Japonya’ya mı geliyormuş?

Venüs – Ne o, çok mu sevindin?

Mars – Yok be ne sevineceğim. Meraklandım sadece. Niye geliyormuş ki buralara acaba? Ne zaman geliyormuş?

Venüs – Şu an hiçbir şey bilmiyorum. Adımı bile söyleyemeyen şu operatör bağlayabilirse eğer, görüştüğümde öğrenebileceğim.

Mars – :))))

Venüs – Zaten bu teknoloji denilen işten ben hiçbir şey anlamadım. Japonya’nın içinde her yerde cep telefonu kullanabiliyoruz ama yurt dışını aramak için operatöre bağlanıp adımızı yazdırmamız gerekiyor. Şaka gibi. Valla şaka gibi. Bu cennet köşesi denen yer hem gelişmiş hem gelişmemiş. Pek acayip şey.

Mars – Çünkü bulunduğumuz internet sayfasında geçmiş ve gelecek aynı zamanda yazılıyor Venüs, ondan olsa gerek.

Venüs – Nasıl yani?

Mars – Zaman konusunda bir sürü bilimsel okuma yapmadan sana bunu anlatmaya çalışıp kafanı daha fazla karıştırmak istemem ama paralel evren diye bir şey var. Elif onu anlatmaya çalışıyor olmalı.

Venüs – Eskiden Elif’in annesinin evinde kullanılan paralel telefonlar gibi bir şey mi?

Mars – Hahaha. Ne ilginç benzetmelerin var. Ama evet aynı farklı odalara bağlanan paralel telefonlar gibi diyebiliriz aslında. Telefonlardan birini geçmiş, birini gelecek gibi düşün. Ve aralarında eş zamanlı paralel bir bağlantı olduğunu…

Venüs – Ayy dur Mars. Kafam iyice karıştı. Neyse Uranüs’ü bağlasın da şu operatör ne zaman bağlarsa, nasıl bağlarsa bağlasın. Başka hiçbir şey istemiyorum.

Mars – Hayret! Şaşırtıyorsun beni bazen. Uranüs’ü sevmediğini sanıyordum.

Venüs – Elif’in karakter sıkıntısı var. Az karakterle çok şey anlatmaya çalışıyor da, ondan Uranüs’ü ilk gördüğümde hoşlanmamıştım. Yoksa çok tatlı bir kadınmış meğer.

Mars – Tanıyınca seveceğini biliyordum.

Venüs – Evet çok sevdim gerçekten. Çok kafa biri. Yalnız tek bir kusuru var. Çok sigara içiyor. Bir keresinde böyle karşılıklı senle oturduğumuz gibi oturuyorduk. Oturduğumuz kafenin adını hatırlayamadım şimdi. Duvarında bir film afişi vardı. Neyse… Sigara konusunda bana değişik şeyler anlatmıştı. Söyledikleri o an zihnimi açmıştı valla. Ama yine de işte kendisi bir türlü bırakamıyor.

Mars – Ne anlatmıştı ki?

Venüs – Yakından tanıdığı birinin çocuğu genç yaşta çok feci bir trafik kazasında ölmüş. O da destek olmak için o akşam evine gitmiş kadının. Kadın perişanmış tabi. Oğlunu nasıl soğuk morgda bırakıp eve geldiğine üzülüp ağlıyormuş. O an şöyle düşünmüş. Bu kadın en sevdiği varlığı olan çocuğunu morgda bırakıp eve geldi, bense bana ve bütüne zarar verdiğini bildiğim şu sigarayı bile bırakamıyorum. O gün bununla ilgili duyduğu vicdan azabını anlattığında çok etkilenmiştim.

Mars – Ah ne kadar üzücü bir hikaye. Neyse daha güzel şeylerden konuşalım Venüs. Hem sen Uranüs’le ne ara bu kadar samimi oldun ben anlamadım. Bundan benim niye hiç haberim yok?

Venüs – O kısımları Elif daha yazmadığı için öğrenemedin tabi. Böyle canlı bir şekilde öğreniyorsun işte fena mı?

Mars – Sürprizlerle dolusun Venüs.

Venüs – 🙂

Mars – Sahi sen ne isteyecektin Uranüs’ten?

Venüs – Saç boyası.

Mars – Saç boyası mı?

Venüs – Evet. Benim burada her zaman kullandığım markayı bulmam zor oluyor da. Şöyle topluca getirsen ne güzel olur diyecektim.

Mars – Ciddi olamazsın Venüs! Senin saçların boya mıydı? Sen gerçek esmer değil misin?

Venüs – Aaa üstüme iyilik sağlık. Tabi ki gerçek esmerim. Sanki solaryumda mı kararttım ben bu teni Mars. Aşk olsun. Sadece milyarlarca yıl yaşım olunca artık beyazladı saçlarım tabi. Aslında bana kalsa çoktan doğal haline bırakırdım da sen bakımlı kadın seviyorsun diye yapamıyorum.

Mars – :))))

Venüs – Ayy sen bana ne güzel gülümsedin az önce öyle… Keşke şu anı kameraya kaydedebilseydim Mars.

Mars – Niye ki?

Venüs – Tekrar tekrar izlerdim. Öyle güzel gülümsüyorsun ki.

Mars – 🙂 Çok alemsin Venüs. E o zaman ben sana kaydedeyim gülümsememi, sen istediğin zaman izle.

Venüs – Öyle olur mu canım, sen de… Kendiliğinden bana gülümsedin. Hiçbir şey onun yerini tutar mı hiç? İçime yayılan sıcaklığı anlatabilsem keşke.

Mars – Ama sen böyle konuşunca benim de içime bir sıcaklık yayılıyor Venüs.

Mars Venüs’e iyice yaklaşıp onu boynundan öpmeye başlar. Elbisesinin yakasını sıyırıp omzuna doğru ilerlerken birden telefon çalar.

Mars – Hah! Tam zamanında bağlandı yani…

Venüs – Evet sorma. Uranüs sağ olsun tam zamanında yetişip kurtardı beni. :))) Aferin valla ona… :))

Didem Elif

Not: Pandemi tüm dünya için ciddi tehlike yaratıp da ülkeler arası dolaşım durduğunda, pek çok kişi kısa süreliğine gittiği ülkede mahsur kaldı. Bir arkadaşım; Türkiye’deki eşine ve çocuğuna bir an önce kavuşmak istemesine rağmen, İngiltere’de haftalarca kalmak zorundaydı mesela. Kaş’ta ise; yurt dışından tatile gelen bir grup genç, aylarca ülkesine dönemedi. Şimdi uluslararası dolaşımın açılmasıyla herkes bir yerlere gitme peşine düştü. Yalnız ikinci dalganın ne zaman geleceği belli olmaz. Ben hanımların yola çıkmadan önce valizlerine birkaç tüp boya atmalarını öneririm. Ne de olsa birinci dalgada saç meselesi, kadın erkek herkesin en büyük sorunlardan biri olmuştu. 🙂

Sevgilerimle…

Korku

Venüs Mars’ın göğsüne yatmış bir şekilde yatağın içinde uyuyakalmıştır. Mars sevdiği kadının varlığını kalbinde dolu dolu hissederek yumuşacık dokunuşlarla Venüs’ün tenini okşamaktadır. O sırada Venüs rüya görmeye başlar. Rüyasında Mars ile birlikte karanlık bir gecede ağaca tırmanmaktadırlar.

Venüs – Hay Allah bulamıyorum. Sen buldun mu Mars?

Mars – Hayır ben de bulamadım. Karanlıkta tırmanırsak elbet bulamayız. Gündüz çuvala mı girdi Venüs? Ne işimiz var bu saatte ağacın tepesinde anlamıyorum.

Venüs – Ama çok canım çekiyor. Valla çok zor dayanıyorum. Sabah olmasını bekleyemeyeceğim inan ki.

Mars – Canın niye bu kadar çekti hiç anlamadım. Hayır sen elma sevmezsin ki? Düşeceksin başına bir şey gelecek diye korkuyorum. Hele o mantar topuklu ayakkabılarla olacak iş mi bu yaptığın yani Venüs?

Venüs – Taktın sen de ayakkabılarıma ama. Bir daha bahsedersen, yemin ediyorum çıkartıp buradan kafana fırlatacağım Mars. Hedef belirledim mi ıskalamam bilirsin.

Mars – 😄 Ağaca tırmandığın o görüntünü unutamıyorum ne yapayım. Aklım çıkıyor düşündükçe. Hadi gece gece ağaca tırmanmaya kalkıştın, bari spor ayakkabı giyseydin yaa ayağına. Kızıyorsun bana ama hiç ağaca o ayakkabılarla çıkılır mı Venüs? 🙈

Venüs – Boyumun yetmediği yerlere rahat uzanırım diye özellikle bunları tercih ettim. Elmanın olduğu dala ulaşmak için, mesela öne doğru uzanmam gerektiğinde filan daha kolay kaldırma etkisi yapacağını düşünmüştüm.

Mars – 🤭 Seni böyle dinleyen de akıllı bir çözüm buldun sanır.

Venüs – Gülmeee. Ayakkabının teki birazdan kafana geliyor Mars az kaldı.

Mars – 😅 Tamam tamam. Sustum. Elmayı bir an önce bulup yesen de insek şu ağaçtan artık.

Venüs – Çok istiyorsan sen in Mars. Niye beni bekliyorsun ki?

Mars – Ağacı görünce mecburen bekledim. O an seni öylece bırakmak bana tehlikeli geldi. Böyle şeyleri nasıl tutturuyorsun çok acayip.

Venüs – Sen böyle konuştukça motivasyonum bozuluyor ama.

Mars – Hep aynı şeyi yapıyorsun. Öyle inatçısın ki. Ben sana elma yeme demiyorum ama bu işi daha doğru yollarla yapabilecekken aklına estiği gibi davranıyorsun. Söyleniyorum diye kızıyorsun da, ben sana yardımcı olmaya çalışıyorum sadece. Hem ne demek sen in. Şu durumdayken seni yalnız bırakır mıyım Venüs? Aklın alıyor mu yani?

Venüs – Çözüm bulmaya çalışıyorum ben de. Şimdi vazgeçip ineyim mi yani ağaçtan. O kadar da tırmandım.

Mars – Bazen zorlamamak gerekir. Hele ki yöntem yanlışsa. İnelim bence şimdi. Sabah olunca ben sana düzinelerce elma alacağım söz.

Venüs – Peki tamam o zaman. Hadi inelim. Ayyyy….

Mars – Venüsssss…

Venüs çığlık atarak yatağın içinde doğrulur. Mars Venüs’ten gelen beklemediği bu ani tepki karşısında çok korkar.

Mars – Ne oluyorsun Venüs? Ödümü koparttın.

Venüs – Allahım çok şükür rüyaymış.

Mars – Hayırlara gitsin. Ne gördün böyle?

Venüs – Ağaçtan düşüyorum sandım, sanki gerçek gibiydi. Şimdi anlatsam sana saçma gelir. Elma arıyoruz gece vakti ağaçta. Ne alakaysa?

Mars – Elma mı? Allah Allah. Yoksa Elif bizi Cennet köşesinden kovmayı mı planlıyor?

Venüs – Komplo teorilerini bırak şimdi Mars. Ne kovması ne kovulması Allah aşkına. Elif geçenlerde Japonya’daki ayva ağacını araştırıyordu. Hani “evlendiler ayvayı yediler” manasında. 🙂 Ama Japonya’daki ayva ağaçları pek yüksek görünmemişti gözüne. Heralde ondan elma ağacını kullanmış olmalı öyküsünde.

Mars – Ne anlatmaya çalışıyor peki bununla sence?

Venüs – Ay bilmiyorum. Ben hala üzerimdeki korkuyu atmaya çalışıyorum şu an.

Mars – Gerçekten ne biçim sıçradın öyle. Ben bile korktum. Dur sana su getireyim.

Mars su getirmek için mutfağa gider. Venüs dayanamayıp arkasından onu takip eder.

Mars – Sen neden geldin? Ben sana getirecektim. Bak şimdi. Üstüne de bir şey giymemişsin. Üşüyeceksin Venüs.

Venüs – Oda o an çok karanlık geldi. Rüyamı hatırladım. Yine düşecekmişim gibi… Göremeyeceksin beni diye… O halde orada olmak… Tek başıma. Ne anlamı var ki, dedim o zaman. Çok korktum. Yoksa niye geldim yanına kadar sanıyorsun?

Mars – 😅

Venüs – Bak ya gene gülüyor.

Mars – Bazen gerçekten çocuk gibisin ama. Neyse korkmana gerek yok artık. Güvendesin şu anda merak etme. Sadece bir rüyaydı. Hadi şu suyu iç de seni üşütmeden yatağa geri dönelim.

Mars yatağın içinde kendini kötü hisseden Venüs’e sıkıca sarılır. Şevkatle saçlarını okşar.

Mars – Bu korku halinden rüyanı güzel yorumlayarak çıkabilirsin aslında biliyor musun? Hem benim bildiğim kadarıyla rüyada elma görmenin çok güzel anlamları var.

Venüs – Sahi mi?

Mars – Evet. Hele ki ağaçtan bahsediyorsun. Kim bilir nasıl kısmetler bekliyor bizi? 🥰

Venüs – Öyle mi diyorsun?

Mars – Tabi ki. Bizimle ilgili çok güzel şeyler olacak bence. Bak gör.

Venüs – Ahh inşallah. 🙂

Mars – Hem şu an sen böyle kollarımın arasındayken ben öyle mutluyum ki Venüs. Seninleyken geleceğe ya da geçmişe dair her şeyi unutuyorum. Sadece sen varsın burada ve ben şu anın doya doya tadını çıkarıyorum. Sen de şimdiye döndüğün an tüm korkuların geçecek.

Venüs Mars’ın dediği gibi ana döner ve sevdiği erkeğin gözlerinin içine bakar.

Venüs – Canımsın sen benim Mars. Gerçekten sırf varlığın bile ne kadar iyi geliyor bir bilsen.

Mars – İnan benim için de öyle. Zaman algısı içinde her kaybolduğunda, şu ana odaklan Venüs. Şimdiki zamanda kalmayı becerebilirsen korkunu da yönetebilirsin. Bir zamanlar gökyüzünden kayıp düştüğün için bilinçaltında böyle bir korku kalmış olmalı. Normal yani böyle bir rüya görmen.

Venüs – Haklısın. Hem rüyamda sen sürekli söyleniyordun biliyor musun? Şimdi bu konuşmalarına bakınca galiba rüyaların tersi çıkıyor. 😄

Mars – Rüyanda kesin seni hiç öpmemiş olmalıyım o zaman?

Venüs – Evet hiç öpmedin. Nerden bildin?

Mars – Seni şimdi doya doya öpeceğim de ondan. 😍

Venüs – 😍

Didem Elif

Not: Bazı şarkılar üzerinden yıllar geçse bile dinlediğiniz anda hala ne kadar güzel hissettiriyor. Tıpkı bazı duygular gibi…

Sevgilerimle…

Buluşmak

Mars – Bu ne güzellik böyle Venüs? Özel bir yere gidiyorsun galiba bugün.

Venüs – 😍😍😍 Senin için süslendim. Dışarı çıkacaktık ya? “Hadi bugün dışarı çıkalım,” demiştin, unuttun mu?

Mars – Evet. Bugün evde uğraşmak yerine dışarda bir şeyler yeriz diye düşünmüştüm.

Venüs – Tamam işte. Ben hazırım. 😊

Mars – Ama sen çok güzel olmuşsun. O zaman ben de üstümü değiştireyim. Biraz bekler misin?

Venüs – Tamam tabi ki. Demek beni bu kıyafetle beğendin. Nasıl mutlu oldum sana anlatamam. 😍😍😍

Mars – 😍😍😍 Bekle beni. Hemen geliyorum.

Mars Venüs’ü alnından öpüp giyinmek için odaya gider. Venüs de beklerken salondaki koltuğa oturur. Çantasında taşıdığı kitabını çıkartıp okumaya başlar. Gözü bir an sehpanın üzerinde duran nota kağıtlarına takılır. Mars’ın son günlerde yeniden eline gitarını aldığını hatırlayıp gülümser. Onu gitar çalışırken dinlemeyi ne çok sevdiğini düşünür. O sırada Mars yüzünde endişe dolu bir ifadeyle salona doğru yavaş adımlarla yürümektedir. Elinde Venüs’ün günlüğü vardır.

Venüs – Hayırdır Mars neyin var? Bir şey mi oldu? Ama yine günlük konusu mu? Bu meseleyi hallettik sanıyordum. Senin gözünden bakıp anlayabilmek için kaç defa okudum o defteri Mars haberin var mı?

Mars – Yok olmuş.

Venüs – Ne yok olmuş?

Mars – Yazdıklarının hiçbiri yok. Silinmiş.

Mars – Nasıl silinmiş? Öyle saçma şey mi olur? Ver bakayım.

Venüs şaşkın bir şekilde Mars’ın elinden defteri alır. Sayfalarını çevirir. Defter sanki hiç kullanılmamış gibi bomboştur.

Venüs – İyi ama bu benim günlüğüm değil ki? Bu defter zaten boştu canım. Çok alemsin bir şey oldu sandım ben de.

Mars – Nasıl yani? Senin günlük tuttuğun defterin aynısından bir tane daha mı vardı?

Venüs – Evet evet ben bu defterden iki tane almıştım.

Mars – Niye ki? Buna da benim mi yazmamı istiyorsun yoksa?

Venüs – Öyle bir isteğim ya da beklentim yok canım. Ben bu defteri gördüğüm anda tasarımını o kadar çok beğenmiştim ki, iki tane almıştım. Biri bana kalır, diğerini de sevdiğim birine hediye ederim diye düşünmüştüm. Fakat sonra kimseye vermeye kıyamadım. İkisi de bende kalmıştı. 😄 Birini işte virüsle boğuştum günlerde senin için doldurdum. Diğeri de duruyor öyle içi boş bir şekilde. Hem sen giyinmeye gitmedin mi? Ne yapıyordun defterle öyle?

Mars – Aslında onu diyecektim. Bu gömleğin kolları nedense uzun geldi. Her zaman aldığım beden oysa ki. Tam aynaya bakıyordum gözüme defter ilişti. Bana verdiğin defter sandım. Bunu kaldırmıştım burada ne işi var diye düşünürken, bir baktım içi boş. İki tane olduğunu bilmediğim için şok oldum ben de haliyle. Bir an deliriyorum sandım. Aşkolsun yani Venüs.

Venüs – Böyle olacağı aklıma gelmedi. Kusura bakma.

Mars – Neyse olmadı di mi bu gömlek? Kolları tuhaf mı duruyor sence?

Venüs – Yoo ben farkı anlamadım. Rengi çok tatlıymış. 😊 Sen de ne güzel adamsın kardeşim her şey yakışıyor. Hem öyle çok yakışıklı olma zaten kıskanırım ben şimdi seni. 😉

Mars – 😊 Tamam hadi çıkalım o zaman. Seni Japonya’nın en güzel suşi yapan yerine götüreceğim.

Venüs – Suşi mi? Yaşasın! 😍 Bir an önce gitmek için sabırsızlanıyorum. 🎈

Mars – Ay bilseydim bu kadar mutlu olacaksın, daha önce götürürdüm. 😄

Venüs ve Mars evden elele çıkarlar. Japon bir görevli apartmanın yerlerini silmektedir. Venüs görevliye Türkçe “Kolay gelsin,” der. Görevli elindeki temizlik sopasını koltuk altına alıp iki elini göğüs kafesinde birleştirir ve başıöne doğru eğerek onlara selam verir.

Mars – Adamla Türkçe konuştuğuna inanamıyorum. O da ne dediğini anlıyormuş gibi sana teşekkür ediyor. Şaka gibisin valla.

Venüs – Anlıyor tabi. Kalpten dinlediğinde karşındakini duyarsın ki Mars. Hatta konuşmasa bile duyarsın. Sadece bakışından ne dediğini anlarsın.

Mars – Yok artık. Peki ben sana ne diyorum şu an söyle bakalım.

Mars yolun ortasında durup gülümseyen gözlerle sessiz bir şekilde Venüs’ün gözlerinin içine bakar. Sokakta dış sesler devam etmektedir.

Venüs – Ama seni öyle karşımda bana bakarken görünce çok heyecandım ben şimdi. Kalbimin sesinden ne dediğini duyamadım valla.

Mars – İnanmayacaksın ama sana bakınca ben de heyecanlandım. Çok uzaklaşmamışken eve geri mi dönsek acaba? Seni doya doya öpmek istiyorum. Sokak ortasında ayıp olur şimdi. 😉

Venüs – Yaaa Marssss. 😊

Mars – Off tamam tamam. Yalnız yüzün kızarınca çok tatlı oluyorsun. 😊

Venüs – 😍

Mars ve Venüs elele yürümeye devam ederler.

Venüs – E arabaya binmeyecek miyiz? Yürüyerek gidecek kadar yakın mı gideceğimiz yer?

Mars – Biraz yürüyüp sonra arabaya bineceğiz. Yemekten önce uğrayacağımız yere yürüyerek gitmemiz gerek.

Venüs – Nereye uğrayacağız ki?

Mars – Müzeye.

Venüs – Müze mi? Gerçekten mi? Beni müzeye mi götüreceksin?

Mars – Van Gogh seversin ya sen. Onun Japon sanatından ne kadar etkilendiğini anlatan özel bir sergi var. Yolumuzun üzerinde hemen. Yemekten önce onu gezeriz diye düşünmüştüm.

Venüs – Ayy ne güzel olur. Hem de ne kadar severim. Harika bir ressam. Paris’teyken, Montmartre’den aldığı Japon resimlerini taklit ederek kendine bambaşka bir dünya resmetmiş olması ne enteresan değil mi? Sahi Mars, sen az önce bana susarak ne söylüyordun?

Yolun ortasında yeniden dururlar. Mars sevgi içinde Venüs’e bakar.

Mars – “İyi ki buradasın, yanımdasın,” diyordum.

Venüs – ❤️ 😍

Mars – 😍

Didem Elif

Not: Korona günlerinde sevdiklerimizle dışarda buluşmak heralde en çok özlediğimiz şeylerden biri olsa gerek. Aslında “Elbet Bir Gün Buluşacağız,” şarkısı buraya pek yakışırdı. Ama geçen hafta İlhan Şeşen’in sosyal medya hesabında evden gitarla çaldığı çok güzel bir şarkıya rastladım. Size onu dinletmek isterim.

Sevgilerimle…

Zaman

Mars ve Venüs bir masanın başında ayakta durmaktadırlar. Mars, bir yandan elinde tuttuğu parçaya bir yandan da masaya bakmaktadır. Venüs dikkatle Mars’ı izlemektedir.

Venüs – Biliyor musun? Bunu başka birisi yapsa kesin soğumuştum.

Mars – Ne yaptım ki?

Venüs – Daha ne yapacaksın Mars? Yapboz sevmediğimi bildiğin halde 15.000 parçalısını almışsın.

Mars – Öyle mi? Sevmediğini bilmiyordum. Hem ben seviyorum ne yapalım? Ayrıca abartma. 5000 parçalı bir yapboz bu.

Venüs – Doğru 15.000 parça olan senin suratın.

Mars – Uğraşma benimle lütfen. Hem madem sevmiyorsun niye dikiliyorsun başımda Venüs?

Venüs – Bahaneyle şu an doya doya seni izliyorum. O anlamda şikayetçi olduğumu söyleyemem. 😊

Mars bıyık altından gülümser.

Venüs – Oh nihayet biraz yüzün güldü. Neyin var Mars? Hadi anlat!

Mars Venüs’ü duymazdan gelir. Cevap vermeden yapboz yapmaya devam eder.

Venüs – Mars, çok üzülüyorum ama. Yanlış bir şey mi yaptım sana? Öyle bir şeyse inan istemeden olmuştur. Neye bozulduğunu hiç anlamadım açıkçası.

Mars – Ama çok üstüme geliyorsun Venüs. Şu anda bu konuda konuşmak istemiyorum anlasana biraz. Neden her şeyin yoluna girmesi için zamana bırakmıyorsun? Her şeyi söylemek mi lazım?

Venüs – Bir şeye kırılmışsın belli ama anlatmazsan nasıl anlayabilirim? Ben de küsersem ne olacak? Konuşmama hali böyle sürüp gidecek mi? Beni artık istemediğini düşünmeye başladım.

Mars – Seni nasıl istemem iyice saçmaladın Venüs ama.

Venüs – Benimle konuşulmamasından benim kırılabileceğim hiç aklına gelmiyor mu? Aynı evin içinde küsmek olur mu?

Mars – Ben sana küsmedim ki. Konuşuyoruz ya işte.

Venüs – İyi ki küsmedin külahıma anlat sen onu.

Mars omuzlarını silker. Yapboz yapmaya devam eder. Venüs yapboz kutusunu eline alıp incelemeye başlar.

Venüs – Yalnız güzel resim seçmişsin. Yüzlerdeki ifadeyi çok sevdim. Kim yapmış bu resmi acaba?

Mars – Picasso. Kutunun üstünde yazıyor ya bakmıyor musun?

Venüs – Picasso mu? Sen ciddi misin? Aaa hakikaten Picasso yazıyor. Onun bu tarz resimlerini daha önce görmemiştim. Aslında bu bence bildiğimiz meşhur resimlerinden daha güzelmiş. Çocuğun yüzündeki duyguya bak. Vay çok iyiymiş. Çok şaşırdım Picasso olmasına. Ayrıca ne diye habire tersleyip duruyorsun beni? Fark etmemiştim kutuda Picasso yazdığını, ne olmuş? Kırılıyorum artık ama.

Mars cevap vermez. Venüs’ü duymuyormuş gibi kafasını kaldırmadan yapboz parçalarını bulmaya devam eder.

Venüs – Esasında ben sana başka bir şey soracağım, bu tavrın yüzünden çekiniyorum, soramıyorum. Beni üzecek bir şey söylemenden korkuyorum.

Mars – Ne soracakmışsın?

Venüs – Şeyyy, merak ediyorum günlüğümü okudun mu acaba? O günden beri hiç yorum yapmadın da.

Mars – Okudum.

Venüs – Sahi mi? Eee nasıl buldun?

Mars – İlginç.

Venüs – İlginç mi? Kavgada söylenmez ama bu Mars. Aşk olsun sana.

Mars – Ne bekliyorsun ki? Resmen uyurken horladığımı yazmışsın. Ne yani teşekkür mü edeyim?

Venüs – Aaa yoksa sen ona mı bozuldun? Ama ben kötü anlamda söylemedim ki. O cümlelerle aslında seni ne kadar özlediğimi anlatmak istemiştim. Aynen şöyle yazmıştım: “Yanımda uyuduğun zamanlardaki horlamanı bile çok özledim.”

Mars – Bir kere ben horlamıyorum.

Venüs – Sana öyle geliyor. 😄 Hem ben sadece ikimiz arasında olan bir şeyi yine sadece seninle paylaştım. Sanki herkese mi anlattım? Senin sayende herkes okuyup öğrendi ama şimdi.

Mars – Öğrensinler, sanki çok da umrumdaydı.

Venüs – Umrunda değilse neye bozuldun o zaman?

Mars – Varlığımın seni rahatsız ettiğini düşündüm. Benim yüzümden uyuyamadığını. Belki de benden nefret ettiğini…

Mars – Aaa hiç olur mu? Ne kadar yanlış düşünmüşsün. Hay Allah. Keşke hiç günlük yazmasaymışım. Oysa ben o satırları düşünürken, sen yanımda değildin ve ben tek başıma yatağın içinde oturmuş seni düşünüyordum. Sen yoktun ama vardın aslında. Varlığın tüm benliğimi kaplamıştı. Odana süzülüp seni izlemeyi öyle çok istedim ki. Bir melek olsam keşke ve şimdi yanına uzansam dedim. O an ancak öyle yanına gelebilirdim çünkü. Ne yaptığını düşündüğümde, uyuduğunu hatta tuhaf belki evet ama horladığını hayal ettim ve seni öyle izlerken bile içimin sevgiyle dolduğunu fark ettim. Seni karşılıksız, beklentisiz olduğun halinle sevdiğimi, ne olursa olsun ölene kadar seni içimde taşıyacağımı anlatabilmek istemiştim. Demek olmamış. Benden hepten uzaklaştırmışım yazdıklarımla seni.

Mars Venüs’e döner. Göz göze bakışırlar.

Mars – Ne güzel şeyler söyledin. Gerçekten böyle mi hissediyorsun?

Venüs – Tabi ki. Neyse ki O var. Her şeyimi biliyor, görüyor.

Mars – O var derken? Elif’i mi kastediyorsun?

Venüs – Hayır canım. O’nu söylüyorum. Bize şah damarımızdan bile yakın olan Yaradandan bahsediyorum.

Mars – Ne diye meseleyi dine bağladın şimdi anlamadım.

Venüs – Dine bağlamadım. Ben başka bir şey anlatıyorum. Düşünsene O olmasa dünya çok adaletsiz bir yer olurdu. Söylediklerime belki inanırsın belki inanmazsın orası sana kalmış ama benim ne hissettiğimi, niyetimi anlatmak zorunda olmadığım, ikna etmem gerekmeyen bir varlık olması bana muhteşem geliyor. O olmasa senin sabahtan beri şu tavırların karşısında gerçekten çok yalnız hissederdim.

Mars – Özür dilerim. Böyle olmasını hiç istemezdim.

Venüs – Yazdıklarım içinde beğendiğin hiç mi bir şey yok peki?

Mars Venüs’e şevkatle gülümser.

Mars – Gene kızacaksın ama ilginç diyeceğim. Çünkü hem gerçekçi hem fantastik, kara mizah tadında ironik, bazen komik ama aynı zamanda acıklı, sıcacık hatta çok samimi ama bir o kadar da sert ve acımasız.

Venüs – Yorumun Elif’in kızı Duru’nun cümlelerine benzedi. 😄

Mars Venüs’e doğru yaklaşıp burnuna parmağını dokundurur.

Mars – Biliyor musun çok tatlısın ama aynı zamanda cadı… 😉

Venüs – Yani hem sevdin hem sevmedin öyle mi anlamalıyım?

Mars tekrar masaya geri döner ama eline herhangi bir parça alamaz. Kendi içine dalmıştır.

Mars – Aslına bakarsan horladığımı kabullenmek çok zoruma gitmişti. Yoksa sevdim yazdıklarını. Bir kadının aşık olduğunda ne hissettiğini çok iyi anlatmışsın. Hatta sanki birebir benim hissettiklerimi yazmışsın. Beni bu kadar anlaman korkuttu bir yandan beni. Çıplakmışım gibi savunmasız hissettirdi.

Venüs – Demek sevdin. 🥰 Ayy kerpetenle alıyoruz ağzından kelimeleri beyefendinin. 😉

Mars gülümseyerek eline bir parça alır. Masaya bakarak yerini bulmaya çalışmaktadır. Venüs Mars’ı izlemeye devam eder.

Mars – Benimle birlikte yapboz yapmak istemediğinden emin misin? Bitince çok güzel bir resim çıkacağını biliyorsun artık. Hadi gel beraber yapalım.

Venüs – Evet eminim. İki saat bir masaya yığılmış binlerce parçaya bakıp kusursuz olanı aramayı sevmiyorum. Hem ben aradığım parçamı buldum ki.

Mars sevgiyle yüzünü Venüs’e döner. Yüzünde sıcacık, tatlı bir gülümseme vardır.

Mars – Gel buraya.

Venüs Mars’ın yanına gider. Kollarıyla Mars’ın beline yumuşak bir şekilde sarılır. Birbirlerinin gözlerinin içine bakmaktadırlar. Mars elini Venüs’ün yüzüne götürüp sevgiyle okşar. Her ikisi de gözlerini kapatıp birbirlerine sıkıca sarılırlar.

Didem Elif

Not: Aşağıdaki şarkıyı daha önce hiç duymamıştım. Bu öyküye çok uydu sanki…

Yuva

Mars – Vavvv Venüs, yani var yaa, bu seferki çok acayipti. Allahım sana geliyorum, dedirttin bana resmen.

Venüs – 🙈 Abartma istersen Mars.

Mars – Gerçekten! Tanrım seni nasıl da özlemişim. Şunun şurasında birkaç hafta dokunamadım sana ama inan sanki yıllar geçmiş gibi geldi Venüs.

Venüs – Evet aynı evin içinde zorunlu olarak geçirdiğimiz bu uzak mesafeli yaşam bana da çok uzun geldi Mars. Allah Elif’in dünyasındakilere kolaylık versin valla. Çok zor şey sevdiklerinle kucaklaşamamak.

Mars – Neyse ki sonunda sana kavuştum. Ben daha hayattan ne isterim?

Venüs – Canım benim. ❤️

Mars Venüs’ü yanağından sıcacık öpüp duşa girer. Venüs bilgisayarın başına oturur. Bir süre sonra Mars odaya geri döner.

Mars – Ne yapıyorsun hayatım?

Venüs – Haritaya bakıyordum.

Mars – Sahi mi? Gene nerelere gittin bakayım?

Venüs – Türkiye’yi inceliyordum. Ne kadar özel topraklar üzerinde kurulu. Bu anlamda ne kadar zengin bir ülke olduğunu düşünüyordum. Ayrıca insanın Japonya’da oturduğu yerden, bir saniye içinde dünyanın öbür ucunu sokak sokak görebiliyor olması bence muhteşem bir şey.

Mars – Evet teknoloji mucizevi bir şekilde ne kadar gelişti değil mi?

Venüs elini ekrana götürüp görüntüyü parmaklarıyla büyütür.

Venüs – Demek sen bu sokaklarda bisiklete biniyordun. 😍

Mars heyecanla ekrana doğru eğilir.

Mars – Bakayım. Aha evet! İşte bak tam şuralarda geziyordum.

Venüs – 😍

Mars – Gözlerimin içine öyle kalpli gözlerle uzun uzun bakarak gülümseme Venüs, çok fena oluyorum. 😊

Venüs – Biliyor musun Mars? Bunu ben bilerek yapmıyorum.

Mars – Nasıl yani?

Venüs – Garip bir şey oluyor. Anlatması çok güç. Bazen söylediğin bir cümle karşısında kalbimde tarif edemeyeceğim değişik bir duygu oluyor. Bir anlığına sevgiyle bakmak için bakışlarımı sana çeviriyorum ve sanki gözlerin beni içine alıyor. Orada resmen kitlenip kalıyorum. Bu daha önce hiç başıma gelmemişti.

Mars – Sahi mi? Doğru mu bu?

Venüs – Evet tabi ki doğru. İnsan hissettiği şeyi bilmez mi? Sana gülümsediğim gibi bir başkasına gülümsemedim ben.

Mars Venüs’e sıkıca sarılır. Ardından dudak dudağa uzun uzun öpüşürler.

Venüs – Hey hadi ama üstünü giyin artık. Bu arada ben de sana içeriden bir şey getireceğim.

Mars – Öyle mi? Ne getireceksin?

Venüs – Bekle, birazdan geliyorum.

Venüs odadan çıkar. Mars üstünü değiştirip bilgisayarın başına oturur. Ekrana Venüs’ün açık bıraktığı harita gelir. Mars o an sanki ışınlanmış gibi, bisikletle gezdiği İstanbul sokaklarına gider. Yüzünde tatlı bir gülümseme vardır. Venüs’ün elinde bir kutuyla odaya girmesiyle şu ana geri döner.

Venüs – İşte al, bu senin.

Mars – Bir ayakkabı kutusu mu? Yoksa bana ayakkabı mı aldın?

Venüs – Hayır pek sayılmaz.

Mars – Ayakkabı yoksa ne var peki içinde?

Venüs – Hadi ama Mars. Zaten hediye vermekten çok utanıyorum. İşimi daha da zorlaştırma. Aç da kendin gör hadi.

Mars kutuyu açar. Şaşırmış gözlerle Venüs’e bakmaktadır.

Mars – Bir flash disk ve bir not defteri mi?

Venüs – Aslında bir mp3 çalar gibi de düşünebilirsin. Bunun içine, yalnız geçirdiğim gecelerde dinlediğim müzikleri koydum. Bu da benim günlüğüm.

Mars – Bir günlüğün olduğunu bilmiyordum.

Venüs – Yoktu zaten. Hayatımda hiç günlük tutmadım ben. Yalnız şu virüs olayı başımıza geldikten sonra, yani seninle odalarımızı ayırınca, içimden gelenleri yazmak istedim. O artık senin.

Mars – İyi ama günlükler kişiye özeldir. Başka kimsenin okumaması gerekir.

Venüs – Evet ama ben bütün bunları senin için yazdım. 😊 Biliyorum çok iyi olmadı. İlk defa duygularımı anlatmaya çalıştım sonuçta. Dilerim sıkılmazsın.

Mars defteri eline alıp en arka sayfasını açar.

Mars – 1996 mı? Defterin sonuna niye böyle bir tarih attın ki? Dur çözmeye çalışayım. Bakayım biz o tarihte neredeydik? Ha tamam dur hatırladım. Elif ailesiyle birlikte gittiği Viyana’ya bizi de götürmüştü. Tanrım ne güzel bir tatildi. Ama günlüğünün sonuna niye bu tarihi attığını hiç anlamadım Venüs.

Venüs – Tanrım Mars. Defterin direk sonuna bakarsan bir şey anlamazsın tabi ki. Niye sonuna bakıyorsun ki? İnsan ilk önce birinci sayfayı açar. Hem o kadar da defterin kapağını süsledim. Sense tamamen kafamdan attığım bir tarihte takılı kaldın. Şaka gibi ama.

Mars – Ne bileyim ben, eskiden kalma bir alışkanlık benimkisi işte.

Mars defterin ilk sayfasını açar.

Mars –Aşk dünyanın en güzel ilacıdır.” İlaç mı? Aşk mı ilaçmış? Valla başından sonuna ilginç bir defter olacağa benziyor Venüs. Umarım “aşk bir sudur, iç iç kudur,” gibi cümleler de kullanmadın içinde. 😉

Venüs – Dalga geçme benimle Mars.

Mars – Dalga geçmiyorum. Takıldım sadece. 😊

Venüs – Ben aslında, koyduğum bu ismi görür görmez ironi yaptığımı hemen anlarsın sanmıştım.

Mars – Sahi mi?

Venüs – Hani geçenlerde okuduğun Amerika’lı bir yazar vardı senin. Roald Dahl. Kancık adlı kitabını çok sevdiğini, yazarın o güne kadar okuduğun kitapları içinde “tam bir baş yapıt” olduğunu anlatmıştın. Genelde kitaplarının ismini pek sevmemene rağmen; yine de bu kitabın adının, yazarın anlatımındaki ironiye uyduğunu söylemiştin. Ben de senden ilham alıp ironi yapmak istedim işte ama anlaşılan beceremedim. 🙂

Mars – A evet o kitabı ve konuştuklarımızı hayal meyal hatırlıyorum. Hatta kitabın içinde oldukça dikkatimi çeken kısa bir hikaye vardı. Yalnız sana bir şey diyeceğim. Kadınların şu detaylı hafızası beni bazen çok korkutuyor Venüs. 😉

Venüs – 🤩 🤩 🤩 Haklısın aslında. Bu gerçekten biraz korkutucu. Umarım hepsini okuduktan sonra da böyle hissetmezsin. Aslında niyetim sana ne kadar aşık olduğumu anlatmaktı. Seninle aynı evin içinde yaşamamıza rağmen, birbirimize dokunamadan geçirdiğimiz bu günlerde ne hissettiğimi paylaşmak istemiştim. Belki güzel anlatamamışımdır. Yazma konusunda pek iyi sayılmam. Ama ne hissettiğimi ifade etmek kalbime çok iyi geldi Mars. Bedenimdeki virüsle uğraştığım şu zorlu günlerde sana olan aşkıma tutunmak, bana gerçekten büyük bir güç verdi.

Mars – Venüs. Canım benim. ❤️ Şu anda alabileceğim en güzel, en anlamlı hediyeydi. Teşekkür ederim.

Venüs – ❤️

Mars – Daha önce hiç böyle bir ayakkabı kutusunda bu tarz bir hediye almamıştım gerçekten.

Venüs – Yaa Mars… 🙈🤩

Mars – Şaka şaka. İnan dalga geçmiyorum. Sadece seni gülümsetmek istemiştim. Gülmek sana o kadar yakışıyor ki. Biliyorum pek romantik biri sayılmam ve böyle zamanlarda ne diyeceğimi bilmediğimden işi çoğu zaman espriye vuruyorum. Ve bazen çok özel bir anı mahvedebiliyorum. Bu ayakkabı kutusundaki her şey için sana tüm kalbimle teşekkür ederim Venüs. 🙏 Çok incesin.

Venüs – Rica ederim Mars. 😍 Aslında ayakkabı kutusu fikrini bana Elif vermişti.

Mars – Buna hiç şaşırmadım Venüs. 😅

Venüs – Bununla ilgili bir tüyo vereyim. Sana olan aşkımı kül kedisi masalına bağlamak istemiştim. O yüzden Elif’in bu fikri ilk duyduğumda benim çok hoşuma gitmişti. 😊

Mars – Küçük prenses seni. 😊

Venüs – 😍

Mars – 😍 Hadi gel o zaman senin şu flash diski bilgisayara takıp beraber bir müzik dinleyelim.

Venüs – Hadi dinleyelim. ❤️

Mars – ❤️

Didem Elif

Nefes

Mars ve Venüs karşı karşıya oturmaktadır. Mars sessiz bir şekilde hareketler yaparken Venüs de onu izlemektedir.

Venüs – Üç kelime. Bu bir kitap.

Venüs – Yabancı. Birincisini anlatıyorsun.

Venüs – Hmm… Yürüyorsun. Sen kimsin? Mars’sın. Erkeksin. Daha büyük bir şeysin. Tanrısın. Yok o kadar değil. İnsansın. İnsan! Tamam birinci kelime cepte. İnsan.

Venüs – Üçüncü kelimeyi anlatıyorsun. Büyüteç. Büyüteçle bir şey arıyorsun. Büyüteci unut. Unuttum. Arıyorsun. Ne arıyorsun? Birinci kelime insandı. İnsanın Anlam Arayışı!

Mars – Bravo Venüs buldun! Aferin sana.

Venüs – Buldum evet… Yaşasın! Victor Frankl’ın yazdığı “İnsanın Anlam Arayışı”. Vay süper kitap. Cuk oturdu valla. Bayılırım, keşke bir gün filmini de çekseler de izleyebilsek. Tamam şimdi sıra bende.

Mars – Hadi bakalım kolay gelsin sana şimdiden.

Mars – Film anlatıyorsun. İki kelime. Birincisi.

Mars – Kanatlandın. Kuş! Olmadı mı kuş değil mi? Yürüyorsun. İnsansın! İnsan da değilsin. Hayvan mı bu peki? Hayvan da değil. Daha fazlası. İnsan ve hayvan bir arada mı? Allah Allah bu ne yaa. Vampir?

Venüs – Hayır Mars. Hayııırr… Anlattıklarımı pozitif yorumla lütfen. O zaman bulacaksın.

Mars – Ama sen hep konuşuyorsun. Senin konuşman yasak.

Venüs – Tamam tamam, sustum sustum.

Mars – İkinciye geçtin. Senin altında ne var? Pijama! Hayır benim üstümdekini soruyorsun. Atlet! Hayır hayır. İkisi birlikte. Ne bu? Kıyafet! Hayır. Farklı bir şey. Giysi! O da olmadı. Giysinin bir şeyi bu. Nesi? Rengi! Renk söylüyorsun. İkimiz de aynı renk giymişiz. Sarı! Hayır mı? Sarı değil o zaman başka renk. Dur renkleri sayayım. Hangi renkler vardı? Mavi, turuncu, mor? Uzaklaştım mı? Geri geleyim. Nereye geleyim? Giysi. Hayır çok geri gittim ileri gideyim öyle mi? Off kafam çok karıştı ama Venüs.

Venüs – Ayyy yaa süremiz doldu. “Renkleri” olacaktı Mars, renkleri! “Yaşamın Renkleri” adlı filmi anlatmaya çalışıyordum.

Mars – Öyle bir film mi var? Hiç duymadım. E ama renk dediğimde dur demedin ben nereden bileyim Venüs. Ben renk dediğimde elinle dur deyip bu şekilde artı işareti yapacaktın ki, ben de “ler” takısını ekleyeceğimi anlayayım. Neyse sağlık olsun.

Venüs – Yalnız vampir dedin ya Mars. Şaka gibisin valla. Ben sana yaşamı anlatmaya çalışıyorum. Sen Vampir diyorsun. Bundan sonraki oyunlar için bak sana tüyo olsun mutlaka pozitif olanı ele al, gerisine takılma olur mu? Daha hızlı bulursun. Tamam mı?

Mars – Tamam aşkım. Aslında genelde öyle yapıyorum da; “Sessiz Film” oynamaya başlamadan önce “Vampir Kim?” oyununu mu oynasak acaba diye aklımdan geçirmiştim de oradan aklıma geldi.

Venüs – O oyunu bilmiyorum.

Mars – Ben de hayal meyal hatırlıyorum. Bu arada inanamazsın, Google’da “Vampir Kim?” diye aratınca ilk sırada Elif’in web sitesi çıkıyor. Oyunun kurallarına bakayım diye arattım karşıma Cennet Köşemizin yayınlandığı didemelif.com çıktı iyi mi?

Venüs – Ciddi olamazsın. Ne alaka ki?

Mars – Yıllar evvel Elif bu oyunu anlatan bir yazı kaleme almış. Aslında öylesine yazdığı bir yazı. Hiçbir yerde tanıtımı yapılmamış olmasına rağmen Google’da her gün arandığı ve sürekli tıklandığı için şu an Elif’in sitesi “Vampir Kim?” anahtar kelimesi ile birinci sıraya yükselmiş. Ne ilginç di mi? İstersen gir bak kendin gör.

Venüs – Evet haklısın hakikaten öyle. Şaka gibi valla şaka gibi. :)))

Mars – Bahsettiğin filmin adı neydi? Yaşamın Renkleri? Güzel mi bari?

Venüs – Evet evet çok güzel. Ben yıllar önce izlemiştim ama bu günler için çok anlamlı. Yalnız biz bu oyunu neden oynuyoruz Mars? Yani zaten iki kişiyiz. Ortada başka takım yok. Sırayla birbirimize anlatıyoruz. Bilince kim kazandı, bilemeyince kim kaybetti, ben bu işten hiçbir şey anlamadım.

Mars – İkimiz de Venüs. Kazanırsak ikimiz de kazanıyoruz. Kaybedersek ikimiz de kaybediyoruz. O yüzden ikimiz de elimizden geleni yapıyoruz hem anlatmak için hem de bilmek için. Birbirimizle yarışmıyoruz yani, birbirimiz için yarışıyoruz. Çok anlamlı değil mi? Bence çok anlamlı. İkimiz tek bir takımız ve her seferinde daha da geliştiriyoruz kendimizi. Aslında dünyanın düzeni de bu mantıkla işlese onlar için her şey daha güzel olacak.

Venüs – Aaa ne güzelmiş. Ben hiç bu tarafından bakmamıştım olaya. Düşününce ne kadar mantıklı aslında. Ayy dur ben bunu sosyal medyada paylaşayım ki herkes evde oynasın. Valla çok eğlenirler.

Mars – Paylaş tabi ama bu fikrim için telif hakkı isterim Venüs. :)))

Venüs – Ahahahah. İşin o kısmını ben hiç düşünmemiştim? 🙈

Mars – O zaman şöyle yapalım. Sana bulaşan şu virüs olayını atlatır atlatmaz sen bana olan borcunu öpücükle ödersin. Olur mu? Uygun mudur? 😉

Venüs – 😍 Uygun olmaz mı? Şahane olur.

Mars – Hem çok az kaldı. Neyse ki yakında iyileşeceksin. Ben de en kısa zamanda aşımı olacağım. Böylece bundan sonra sana da bana da hiçbir şey olmayacak. Birbirimize virüs bulaşmasından korkmamıza gerek kalmayacak. Yakında gönlümüzce sarılabileceğiz. Öpüşüp, koklaşıp doya doya sevişebileceğiz. Çok seviniyorum. Bunun kıymetini bilmezsem Venüs, bana da Mars demesinler.

Venüs – 😊 Yalnız yeni doktorumuz sayesinde. Bu konuda çok şanslıyız bence. Yani koskoca Japonya’da sen gel Türk doktoru bul. İnanılmaz bir şey valla. Meğer bana bulaşan virüsün aşısı varmış. Boşuna telaşlanmışız. Tabi biz Japonca bilmeyince ve Japon doktorun İngilizcesi çok iyi olmayınca, ilk gittiğimiz doktor tam şifa olamadı bize. Normal. İyi ki seni dinlemişim de başka bir kadın doktoruna daha görünmüşüm Mars.

Mars – Evet kadın hastalıkları şakaya gelmez. Hem HPV virüsü erkekleri de etkiliyormuş. Japon doktor bize o yüzden temas yok demiş baksana. Yalnız nasıl bulaştı sana bu virüs ben anlamadım.

Venüs – Dedi ya doktor. Belki dışarda girdiğim bir tuvaletten filan kapmış bile olabilirmişim. Ya da ellediğim bir yerde bu virüs vardı ve ben ellerimle bulaştırdım belki kim bilir? Artık nereden kaptığımı bilemiyoruz maalesef. En çok da cinsel yolla bulaşıyormuş. E hayatımda senden başka erkek olmadığına göre?

Mars – Zaten Elif de beni senden mahrum bırakacak yaa, gitti cinsel yolla bulaşan virüs buldu hikayesinde yazmak için. Anlamadığım, sen dışarı pek çıkmazsın ki. Bula bula seni nasıl buldu bu virüs yani pes.

Venüs – Hani taş almıştım ya elime kalp şekline benzetip. Acaba ondan mı bulaştı Mars? Keşke almasaydım elime o taşı. Hem sen haklıydın. Pek de kalbe benzemiyordu aslında. Benim işgüzarlığım işte. İlla kalbe benzetmek için ne kadar da zorladım.

Mars – Hep benim yüzümden. Seni konsere götürmek için zamanda yolculuk yapmak istemeseydim bunlar belki de hiç başına gelmeyecekti.

Venüs – Hey hey yapma ama. Olanlar kimsenin suçu değil. Bugün artık geçmişi sorgulamanın bir anlamı yok. Geçecek bu günler. Önemli olan bundan sonraki günlerimizi daha anlamlı geçirmek. Bence biz çok şanslıyız. Sahip olduğumuz şey öyle kıymetli ki Mars. Karşılıksız, beklentisiz bir sevgi bulmak herkese nasip olmaz. Hem buna da şükür diyelim. Daha kötüsü de olabilirdi. Bu günlerimizi aramayalım yeter ki. Biz gene iyiyiz. Baksana dünya ne hale geldi? Dilerim Elif’in dünyasındaki korona virüsüne de en kısa zamanda çare bulurlar.

Mars – Ahh evet en az kayıpla her şeyi yoluna koyarlar inşallah.

Venüs – Yalnız bu arada bizim Türk doktora nasıl baktığını fark etmedim sanma Mars. Ne kadar güzel gözleri vardı değil mi?

Mars – Gözleri mi güzeldi? Hiç fark etmedim. Güzel yüzlü bir kadındı evet ama ben senin hastalığın ile ilgili daha fazla ne öğrenebilirim diye meraktan öyle bakmışımdır. O gözle bakmadım inan ki. Ama ismini duyduğum an çok hoşuma gitti. Ne güzel bir ismi var. Değil mi? Nefes!

Venüs – Evet doğru söylüyorsun ben de bayıldım ismini duyunca. Elif’in daha önce aklına gelse kesin kızının ismini Nefes koyardı bence.

Mars – Madem sen de çok sevdin o zaman biz koyarız eğer kızımız olursa Venüs?

Venüs – Ne? Kızımız olursa mı? Nasıl yani? Bizim çocuğumuz olacak mı ki?

Mars – Neden olmasın ki? Yani Elif ömür boyu bizi tek başı mamur bırakmaz herhalde, o kısmını da kurgulamıştır umarım.

Venüs – Birlikte bir çocuk büyütmek. Ay bilmiyorum. Elif’e bakıyorum da çok zor görünüyor. Hem niye kız dedin? Sen kız mı istiyorsun, belki oğlumuz olacak. Oğlumuz olsa istemez misin?

Mars – Oğlumuz olursa da Nefes koyabiliriz ki. Cinsiyetin ne önemi var? Ben isimden bahsediyorum.

Venüs – Doğru evet hangi cinsiyetten olursa olsun bu isim kullanılabilir. Haklısın. Aslında şimdi aklıma geldi. Nefes adında bir Türk filmi vardı. İzleyememiştim. Merak ettim bak şimdi. İlk fırsatta izleyelim mi? Vatan için mücadele veren askerlerle ilgili bir filmdi yanlış hatırlamıyorsam.

Mars – Evet o filmi ben de duymuştum. Olur ilk fırsatta beraber izleriz.

Venüs – Aaa dur saat kaç? Elif’in radyo programı başlayalı çok oldu. Tüh bak konuşurken kaçırdık. Gördün mü?

Mars – Olsun üzülme kalanını dinleriz. Başımıza bir radyo çıkarmadığı eksikti zaten. Bu kızın el atmadığı bir iş kaldı mı merak ediyorum doğrusu. Adres ne demiştin?

Venüs – kasradyo.com. Yaşasın bitmemiş, bak Elif konuşuyor. Onun sesi. Ay onu bu şekilde dinlemek ne tuhafmış. Aaaa bak aklıma ne geldi? Sıradaki şarkı benim olsun. Bakalım şansıma ne çıkacak? Ondan sonraki de sana gelsin Mars. 🙂

Mars – Eyvah. İşte şimdi ben yandım. Elif benim kısmetime ne çalar Allah bilir? 😊

Venüs – Niye öyle diyorsun? Taktın sen de Elif’e ama. Kız ne yapsa yaranamıyor sana. Hayret bir şey yani. Neyse hadi susalım da şimdi biraz müzik dinleyelim. :))) Ayy çok heyecanlı… 😍

Mars -😊😍❤️

Didem Elif

Özlemek

Venüs – Hayat çok ironik Mars.

Mars – İronik olan nedir hayatım? Neden böyle söyledin şimdi?

Venüs – En sevdiğim aşk kitabı Kolera Günleri’nde Aşk‘tır. Gabriel Garcia Marquez‘in yazdığı bu kitap, benim hayatım boyunca en sevdiğim aşk kitabı oldu. Aşka dair bir sürü güzel kitap okudum elbette ama Kolera Günleri’nde Aşk ilk okuduğumda bana çok başka gelmişti. Duygusunu hiç unutmuyorum. Aslında sana o kitabı çok sevdiğimi daha önce anlatmıştım. Hatta tıpkı şimdi yaptığımız gibi yatağın üstünde oturmuş sohbet ediyorduk. Niye anlattığımı, konunun nereden açıldığını hatırlamıyorum ama anlattığımdan eminim. Sen her zamanki gibi hatırlamıyorsundur tabi… Yine “Sen de amma detaylar hatırlıyorsun Venüs,” diyeceksin değil mi?

Mars – Hayır Venüs demeyeceğim. Belki inanmayacaksın ama hatırlıyorum. O kadar hissederek anlatıyordun ki, sen konuşurken seni etkileyen şeyin ne olduğunu anlamaya çalışmıştım.

Venüs – Sahi mi? Gerçekten hatırlıyor musun? Bu doğru mu? Üstünden onca yıl geçmiş olmasına rağmen, benim için o an sanki dün gibi biliyor musun? Bak sen yatağın tam şurasında oturuyordun, ben de burasında.

Mars – :))) O kadarını hatırlamıyorum Venüs. Lütfen abartma. :)))

Venüs – :))) Biliyor musun mimiklerine bayılıyorum. Öyle tatlısın ki. Koca adamsın ama konuşmalarındaki ifadelerinle bazen küçücük bir çocuk gibi oluyorsun. Ben en iyisi yataktan kalkıp biraz ayakta odada dolaşayım yoksa dayanamayıp sana şimdi sımsıkı sarılacağım.

Mars – Ahhh… Sana dokunamıyor olmak ne kötü Venüs. Yanımdasın ama birbirimize sarılamıyoruz. Haksızlık bu. Elif sanki neden bizim birbirimize dokunmamızı istemiyor ki? Hem biz öykü karakteri değil miyiz? Tüm dünyayı tehlike altına alan şu virüsten bize ne? Bulaşıcı bir virüsün bizim hikayemize girmesi bence çok saçma. Hani cennetteydik. Cennette virüs mü olur? Ayrıca Japonya’nın neresi cennet Allah aşkına. Ne zamandır söyleyeceğim içimde tutuyorum. Takmış efendim neymiş Fuji Dağı’nı görüyormuşuz. Bizdeki bu kısmetle 1708 yılından beri aktif olmayan bu yanardağ yakında patlar ben sana söyleyeyim.

Venüs – Hahaha. Bak buna ben de şaşırmam Mars. Olur mu olur… 🙂 Yalnız Elif’e niye kızıyorsun ki sen şimdi? Bulunduğumuz yerin adını Cennet koyduysa da sonuçta o bir Tanrı değil ki canım. Onun hayatının içinde bir gerçek var ve ister istemez onun öykü karakterleri olduğumuz için biz de o gerçeği farklı bir boyutta yaşıyoruz. Hepsi bu.

Mars – Olsun istese bu konuyu bize hiç bulaştırmayabilirdi. Sonuçta o kurgulamıyor mu yazdıklarını?

Venüs – Tamam o kurguluyor. Bu aşk hikayesini hayalinden yazıyor elbette. Yine de kendi içinde olduğu durumu göz ardı edemez ya Mars. Yoksa inan bana en çok o istemezdi böyle olsun. Seninle benim bolca sarıldığımız, öpüştüğümüz hatta doya doya seviştiğimiz diyaloglar yazmak isterdi. Emin ol buna. Her ne yaşarsa yaşasın sevgi dolu güzel bir ilişkinin var olabileceğine sonuna kadar inanmak ve kendince bunu anlatmak istiyor ama işte yaşadığı hayat onu çok zorluyor. O ne yapsın? Bizim üzerimizden kolonya esprisi yapmadığına şükret valla.

Mars – E ne zaman sarılabileceğiz peki? Seninle kucak kucağa olmayı öyle çok özledim ki. Hep böyle mi olacak yoksa? Bir daha hiç dokunamayacak mıyım o güzel tenine?

Venüs – Hiç bilmiyorum Mars. İkimizle ilgili neler olacağına dair inan hiçbir fikrim yok. Elbette ben de seninle özgür bir biçimde birlikte olmayı çok özledim ama şu anda yanımda olduğuna şükretmekten, senin iyi olduğunu bilmekle yetinmekten başka çarem yok.

Mars – Venüsüm benim. Sen benim canımsın. Yalnız bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacak biliyorsun değil mi? Bu virüs olayını atlatsak bile alıştığımızın çok ötesinde bir dünya bekliyor bizi. Bütün bunlarla baş edebilecek miyiz? Her şeye sıfırdan başlamamız gerekebilir.

Venüs – Şimdi böyle mi diyorsun? Japonya’yı beğenmeyip, habire yeniden başlayalım dediğini unuttun galiba. Al işte sonunda senin istediğin gibi oldu.

Mars – Canım ben böyle mi olsun dedim? Sanki her dediğimi anında yapıyor da Elif. Seninki de laf.

Venüs – Bir şey isterken dikkatli olmak lazım yine de. Ayy bak yoldan ne kadar güzel bir araba geçiyor Mars. Aman Allahım ne kadar da tatlı. Ama ben onu yerim.

Mars – Hani hangisi?

Venüs – Sen yataktan kalkıp cam kenarına gelene kadar gitti maalesef. Tüh, göremedin kaçırdın.

Mars – Markası neydi?

Venüs – Bilmem. Ben anlamam ki araba markasından ama içinde birbirini çok seven bir çift vardı. O kadar belli oluyordu ki.

Mars – Peki nasıl bir şeydi? Modelinin nesini sevdin bu kadar? Yok onu yerimler filan. Bari biraz tarif etsen. O kadar ayağa kalktım sırf göreyim diye Venüs…

Venüs – Hmm… Nasıl anlatayım bilemedim. Güzeldi işte. Şeyi güzeldi. Şeyiiii… Buldum! Rengi… Rengi güzeldi.

Mars – :))) Allahım Venüs valla şaka gibisin.

Venüs – Ahh hatta bak, tam da şu an üstünde giydiğin tişörtün ile aynı renkteydi. Ne kadar tesadüf görüyor musun sen şu işi? İlk gördüğümde de bayılmıştım zaten bu tişörte ben.

Mars – Beğenmiş miydin gerçekten? Ama hiç tepki vermemiştin.

Venüs – Beğenmek mi? Dalga mı geçiyorsun? Nasıl beğenmem? Öyle güzel bir deseni var ki, baksana şuna tam benlik. Ayrıca bunu daha önce söylememiş olmam çok ilginç, atlamış olmalıyım çünkü sana çok yakıştırmıştım.

Mars – Git yanımdan Venüs. Git yoksa şimdi elimden bir kaza çıkacak.

Venüs – Niye kızdın ki şimdi?

Mars – Böyle güzel şeyler söylediğin zamanlarda seni resmen içime sokmak istiyorum ama sana dokunamıyorum ve bu beni gerçekten delirtiyor. Sarılsam ya doya doya ne olacak ki sanki?

Venüs – Olmaz. Lütfen Mars. Sana virüs bulaştırmak istemiyorum.

Mars – Olsun bulaşmaz belki.

Venüs – Neden böyle yapıyorsun? Daha önce de konuştuk. Bu öyle bir virüs ki eğer birlikte olursak sana da bulaşır. Bu yüzden birbirimizle temas etmememiz lazım.

Mars – Madem sende virüs var bende de olsun o zaman Venüs. Razıyım ben.

Venüs – Öyle deme hayatım. Kabul edemem. Bile bile sana bunu yapamam. İnan benim için her şeyden daha zor ama inanıyorum bir şekilde her şey yoluna girecek. Umudumuzu asla yitirmeyelim. Hem sana ironik bir şey daha söyleyeceğim. En sevdiğim diğer bir kitap da Körlük. Zekasına ve anlatım gücüne hayran olduğum yazar Jose Saramago‘nun kitabı. Bu kitapta körlük durup dururken bulaşıcı bir salgın hastalık olarak kısa bir süre içinde tüm dünyaya yayılıyordu. Toplumdaki ahlak kavramının içinin ne kadar boş olduğunu anlatan şahane bir kitaptı. Kolera Günleri’nde Aşk gibi onun da filmini yaptılar. Yine de kitapların verdiği duygu bambaşka oluyor. Her iki film de güzeldi ama kitaplarının yerini tutmaz bence. Körlük kitabında sonradan her şey düzeliyordu. Bizim dünyamızda da düzelecek eminim. Her şey yoluna girene kadar biz mümkün olduğunca dikkatli olalım yeter. Unutma, sen bana lazımsın Mars.

Mars – Elimden geleni yapıyorum hayatım.

Venüs – Hadi asma artık suratını. Bak en azından evimizde birlikteyiz. Birbirimize dokunmadığımız sürece sana bulaşmayacak. Buna da şükür. İki ayrı evde kalmak zorunda da olabilirdik. Birbirimizi hiç bir şekilde göremeseydik ne kadar felaket olurdu bir düşünsene.

Mars – Sen böyle söyleyince Yeryüzündeki Son Aşk filmini hatırladım birden.

Venüs – Ahh evet ne acayip bir filmdi. Film olarak çok beğenmiştim ama korkunç bir senaryoydu aslında. Tam da dünyanın şimdiki hali ile ne kadar ilintili konusu. Bak şimdi filmi hatırlayınca, hayat bana daha da ironik geldi Mars.

Mars – Neden?

Venüs – Filmin orjinal adı Perfect Sense idi yani Mükemmel Duyu. İki insanın aşkla birbirine dokunmasının ne kadar müthiş bir duygu olduğunu, bulaşıcı bir salgın hastalık ile vurucu bir şekilde anlatıyordu. O kadar etkilenmiştim ki filmin son sahnesinde çok ağlamıştım. O zaman seninle daha dünyada buluşmamıştık. Bir yıldız olduğumuz zamanlarda sana olan aşkımı hatırlamış, kavuşamayıp düştüğüm anı düşünerek hüzne boğulmuştum.

Mars – Sen de konusunda salgın hastalık olan kitaplara, filmlere ne kadar derinden empati yapmışsın. Hakikaten çok ironikmiş Venüs.

Venüs – Evet gerçekten çok acayip. Bundan böyle umalım da şansımız senin sevdiğin kitaplardan, filmlerden yana olsun Mars. :))) Şaka bir yana bırakalım artık bunları. Bu konulardan içim şişti valla. Hadi gel seninle beraber güzel bir şeyler izleyelim.

Mars – Evet haklısın hadi öyle yapalım. Aaa dur, ne izleyeceğimizi biliyorum.

Venüs – Nedir?

Mars – Bekle, hemen açacağım. Birazdan görürsün.

Venüs – 🙂 Mars?

Mars – Efendim canım?

Venüs – Seni seviyorum. Bu hikayenin sonu ne olursa olsun bunu hiç unutma olur mu?

Mars – Ben de seni seviyorum Venüs. Bizi ne olursa olsun hatırlayacağımdan hiç kuşkun olmasın.

Didem Elif

Not: Televizyon seyretmeyi, hele saatlerce karşısında oturmayı kendimi bildim bileli sevmedim. Hatta evde yalnızsam, televizyonu açmak aklımın ucundan bile geçmez. Yalnız eskiden; bir şekilde bir programı izleyip sevmişsem, onun gününü – saatini bilirdim ve eğer evdeysem mutlaka yakalamak isterdim. Sonuçta zamanını kaçırdığımızda sonradan izleme şansımız olmayan yıllardan bahsediyorum. İşte Bir Demet Tiyatro yıllar önce müptelası olduğum televizyon programlarından biriydi. O yüzden bu hikayeyi yazmadan hemen önce; tesadüfen karşıma çıkan, aşağıdaki videonun başında yer alan Bir Demet Tiyatro parodisine bayıldım. Belki geçmiş yılları benim gibi sevgiyle, gülümseyerek ve belki biraz da hüzünlenerek yad etmek isteyen olursa diye de sizinle paylaşmak istedim.

Her zamanki gibi edebiyatla kalın diyeceğim ama siz en iyisi sanatın en sevdiğiniz dalıyla kalın… Hangisi size kendinizi iyi hissettiriyorsa hayatınızda ona bolca yer verin.

Sevgilerimle.

Güzel Adam

Venüs – Bugün de amma güldük Mars. 😄

Mars – Evet sorma çok fazla güldük, aman sonra ağlamayalım valla Venüs.

Venüs – Niye ağlayalım ki canım? Çağırma şimdi sen de durduk yere. Şurda ne güzel gülüyoruz. 😉

Venüs – Biz birlikte olduğumuzda ne çok gülüyoruz farkında mısın? En çok da sen.

Mars – :))) Ne güzel işte.

Venüs – Gerçekten de gülmek ne güzel şey. Hele seni güldürmek beni öyle mutlu ediyor ki. Tahmin edemezsin.

Mars – Canım benim. 😍

Venüs – Bir elime geçirsem seni var ya, sana yapacaklarımı biliyorum ben.

Mars – 😮 Efendim Venüs? Bana mı dedin?

Venüs – Ay yok şu örümceğe diyordum. Baksana gene ağ örmüş şu köşeye. Örüp örüp ortadan kayboluyor. Bir bulsam mahvedeceğim onu.

Mars – 😄 Ben de ne diyor diyorum. Ne güzel gülmekten bahsederken… Çok alemsin. 🙂

Venüs – Ama haksız mıyım? Şu hale bak.

Mars – Esas önce ben yakalasam keşke. Çok güzel planlarım var. Sahi sen yakalayınca ne yapacaksın Venüs? Öldürmeyeceksin onu değil mi?

Venüs – Yok, “Akşam yemeğine kal, beraber yemek yiyelim,” diyeceğim.  Tabi ki öldüreceğim Mars. Başka ne olabilir ki? Peki önce sen yakalarsan planların neymiş bakalım?

Mars – Büyüteç tutarak ağ örmesini izleyeceğim.

Venüs – Şaka yapıyor olmalısın.

Mars – Hayır şaka yapmıyorum. Daha önce videosunu izlemiştim. Çok büyüleyiciydi. Canlı görmeyi çok istiyorum. Aslında sen de izlesen benimle birlikte eminim örümceklerle ilgili fikrin değişir Venüs. Onlar tam bir geometri ustası.

Venüs – Geometri ustası mı? Örümcekler? Ne alaka?

Mars – Örümcekler kendi vücudundan çıkan ipek ile, sanki kusursuz bir dantel işler gibi ağlar oluşturuyorlar. Üstelik resmen geometrik bir düzen içinde yapıyorlar bunu. Mucize gibi bir şey Venüs.

Venüs – Bu sevimsiz ağların geometrik bir şekli mi var?

Mars – Tabi ki. Onların ördükleri ağı çizebilmek için bile, üç boyutlu düşünebilme yeteneği gerekir. Örümcekler hiç ölçmeden sanki bir mühendis gibi dünyanın en sağlam ağını üretiyorlar. Üstelik ağlarını örerken hiç hata yapmıyorlar düşünsene. Bir örümcek ağı bir sürü çokgenden oluşuyor. Muhteşem bir tasarım bence.

Venüs – Allah Allah örümcek ağları hakkında hiç böyle düşünmemiştim. Peki neden ağ örüyorlar?

Mars – Birkaç nedeni var. Bunlardan biri avlanmak. Yani onların da tüm canlı varlıklar gibi yaşamlarını sürdürmek için beslenme ihtiyacını gidermeleri gerekiyor. Bu ağlara takılan sineklerle ve böceklerle ihtiyaçlarını giderebiliyorlar. Onun dışında yumurtalarını bırakabilecekleri en güvenli yer yine ağları onlar için. Böylece hem kendilerini hem yumurtalarını dış tehlikelere karşı koruyabiliyorlar. Tabi evin içinde senin gibi bir Venüs varken bu pek mümkün olmayabiliyor. 🙂 Ava giderken avlanıyor zavallıcıklar. :))

Venüs – Ay kendimi çok kötü hissettim şimdi. Şu az önce parçalayıp yok ettiğim ağdan bu şekilde bahsettiğimize inanamıyorum. Çünkü bence pis duruyor. Açıkçası ben evimde örümcek ağı görmekten hiç hoşlanmıyorum. Sanki o alan temiz değil duygusu veriyor. Senin ağlara bu kadar hayran olmana şaşırdım doğrusu.

Mars – Evimizin içinde ağ olması hoş değil elbette. Yine de bunun için illa örümcekleri öldürmemiz gerekmiyor. Onları güven içinde başka alana taşıyıp ağlarını evin dışında bir yerde örmelerine destek olabiliriz.

Venüs – Haklısın. Yalnız bunu nasıl yapacağız? Ben hayatta bir örümceğe elleyemem.

Mars – Kavanoz yardımıyla. Örümceği gördüğün anda boş bir kavanozu üzerine kapatıp, onun kavanozun içine yürümesini sağlayabilirsin Venüs. Sonra kavanozun kapağını kapatıp, balkona ya da bahçeye bırakabilirsin. Kavanozun kapağını açık bir şekilde bıraktığında, o kendi istediği zaman çıkacaktır içinden ve doğada kendine güvenli yeni bir yer bulacaktır.

Venüs – Doğru söylüyorsun.

Mars – Böyle düşünmene sevindim.

Venüs – Bundan böyle elimden geleni yapacağım. Yalnız yine de benden önce görürsen büyüteçle alıp izlemek yerine lütfen bana söylediğini önce sen yap olur mu hayatım? Çok izlemek istiyorsan gene videosunu izle bence. Hatta bul da o videoyu birlikte izleyelim Mars. Çok merak ettim senin şu geometri ustasının işini nasıl yaptığını.

Mars – Tamam anlaştık. Sen otur şöyle yamacıma, ben hemen sana youtube’tan videosunu açıyorum. Ama önce o güzel yanaklarından bir bal alabilir miyim Venüsüm? Ne demişler; arııııı vız vız vız… :)))

Venüs – :)))

Didem Elif

Not 1: Bir kaç hafta önce sosyal medyada örümcek ağı üzerine izlediğim bir video bu öyküye ilham verdi. Eminim örümcek ağı mucizesini anlatan çok daha etkileyici videolar vardır. Ben yine de bana ilham veren videonun linkini paylaşmak istedim. Merak edenler izleyebilir. En az benim kadar samimi, doğal ve sıcak bulacağınıza eminim.

https://www.youtube.com/watch?v=kcqZ4Y1FXr8

Not 2: Sadece kadınlar değil, yaşama emek veren tüm canlılar sırf var olduğu için hak ettiği gerçek değeri gördüğünde, yeryüzünün cennet gibi bir yer olacağına inanıyorum…

Not 3: Mars ve Venüs olmak, birlikte büyümeyi gerektirir. Birlikte büyüyemezseniz, birlikte yürüyemezsiniz. O yüzden 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde, “güzel adamlar” için yazmak istedim. Çünkü kadının kendi varlığının sorumluluğunu gerçek anlamda eline aldığında, onun yaşam yolculuğuna sevgi ve saygıyla eşlik edecek güzel adamlar olduğuna hala inanıyorum… Hala…

Edebiyatla kalın

Sevgilerimle