Nefes

Mars ve Venüs karşı karşıya oturmaktadır. Mars sessiz bir şekilde hareketler yaparken Venüs de onu izlemektedir.

Venüs – Üç kelime. Bu bir kitap.

Venüs – Yabancı. Birincisini anlatıyorsun.

Venüs – Hmm… Yürüyorsun. Sen kimsin? Mars’sın. Erkeksin. Daha büyük bir şeysin. Tanrısın. Yok o kadar değil. İnsansın. İnsan! Tamam birinci kelime cepte. İnsan.

Venüs – Üçüncü kelimeyi anlatıyorsun. Büyüteç. Büyüteçle bir şey arıyorsun. Büyüteci unut. Unuttum. Arıyorsun. Ne arıyorsun? Birinci kelime insandı. İnsanın Anlam Arayışı!

Mars – Bravo Venüs buldun! Aferin sana.

Venüs – Buldum evet… Yaşasın! Victor Frankl’ın yazdığı “İnsanın Anlam Arayışı”. Vay süper kitap. Cuk oturdu valla. Bayılırım, keşke bir gün filmini de çekseler de izleyebilsek. Tamam şimdi sıra bende.

Mars – Hadi bakalım kolay gelsin sana şimdiden.

Mars – Film anlatıyorsun. İki kelime. Birincisi.

Mars – Kanatlandın. Kuş! Olmadı mı kuş değil mi? Yürüyorsun. İnsansın! İnsan da değilsin. Hayvan mı bu peki? Hayvan da değil. Daha fazlası. İnsan ve hayvan bir arada mı? Allah Allah bu ne yaa. Vampir?

Venüs – Hayır Mars. Hayııırr… Anlattıklarımı pozitif yorumla lütfen. O zaman bulacaksın.

Mars – Ama sen hep konuşuyorsun. Senin konuşman yasak.

Venüs – Tamam tamam, sustum sustum.

Mars – İkinciye geçtin. Senin altında ne var? Pijama! Hayır benim üstümdekini soruyorsun. Atlet! Hayır hayır. İkisi birlikte. Ne bu? Kıyafet! Hayır. Farklı bir şey. Giysi! O da olmadı. Giysinin bir şeyi bu. Nesi? Rengi! Renk söylüyorsun. İkimiz de aynı renk giymişiz. Sarı! Hayır mı? Sarı değil o zaman başka renk. Dur renkleri sayayım. Hangi renkler vardı? Mavi, turuncu, mor? Uzaklaştım mı? Geri geleyim. Nereye geleyim? Giysi. Hayır çok geri gittim ileri gideyim öyle mi? Off kafam çok karıştı ama Venüs.

Venüs – Ayyy yaa süremiz doldu. “Renkleri” olacaktı Mars, renkleri! “Yaşamın Renkleri” adlı filmi anlatmaya çalışıyordum.

Mars – Öyle bir film mi var? Hiç duymadım. E ama renk dediğimde dur demedin ben nereden bileyim Venüs. Ben renk dediğimde elinle dur deyip bu şekilde artı işareti yapacaktın ki, ben de “ler” takısını ekleyeceğimi anlayayım. Neyse sağlık olsun.

Venüs – Yalnız vampir dedin ya Mars. Şaka gibisin valla. Ben sana yaşamı anlatmaya çalışıyorum. Sen Vampir diyorsun. Bundan sonraki oyunlar için bak sana tüyo olsun mutlaka pozitif olanı ele al, gerisine takılma olur mu? Daha hızlı bulursun. Tamam mı?

Mars – Tamam aşkım. Aslında genelde öyle yapıyorum da; “Sessiz Film” oynamaya başlamadan önce “Vampir Kim?” oyununu mu oynasak acaba diye aklımdan geçirmiştim de oradan aklıma geldi.

Venüs – O oyunu bilmiyorum.

Mars – Ben de hayal meyal hatırlıyorum. Bu arada inanamazsın, Google’da “Vampir Kim?” diye aratınca ilk sırada Elif’in web sitesi çıkıyor. Oyunun kurallarına bakayım diye arattım karşıma Cennet Köşemizin yayınlandığı didemelif.com çıktı iyi mi?

Venüs – Ciddi olamazsın. Ne alaka ki?

Mars – Yıllar evvel Elif bu oyunu anlatan bir yazı kaleme almış. Aslında öylesine yazdığı bir yazı. Hiçbir yerde tanıtımı yapılmamış olmasına rağmen Google’da her gün arandığı ve sürekli tıklandığı için şu an Elif’in sitesi “Vampir Kim?” anahtar kelimesi ile birinci sıraya yükselmiş. Ne ilginç di mi? İstersen gir bak kendin gör.

Venüs – Evet haklısın hakikaten öyle. Şaka gibi valla şaka gibi. :)))

Mars – Bahsettiğin filmin adı neydi? Yaşamın Renkleri? Güzel mi bari?

Venüs – Evet evet çok güzel. Ben yıllar önce izlemiştim ama bu günler için çok anlamlı. Yalnız biz bu oyunu neden oynuyoruz Mars? Yani zaten iki kişiyiz. Ortada başka takım yok. Sırayla birbirimize anlatıyoruz. Bilince kim kazandı, bilemeyince kim kaybetti, ben bu işten hiçbir şey anlamadım.

Mars – İkimiz de Venüs. Kazanırsak ikimiz de kazanıyoruz. Kaybedersek ikimiz de kaybediyoruz. O yüzden ikimiz de elimizden geleni yapıyoruz hem anlatmak için hem de bilmek için. Birbirimizle yarışmıyoruz yani, birbirimiz için yarışıyoruz. Çok anlamlı değil mi? Bence çok anlamlı. İkimiz tek bir takımız ve her seferinde daha da geliştiriyoruz kendimizi. Aslında dünyanın düzeni de bu mantıkla işlese onlar için her şey daha güzel olacak.

Venüs – Aaa ne güzelmiş. Ben hiç bu tarafından bakmamıştım olaya. Düşününce ne kadar mantıklı aslında. Ayy dur ben bunu sosyal medyada paylaşayım ki herkes evde oynasın. Valla çok eğlenirler.

Mars – Paylaş tabi ama bu fikrim için telif hakkı isterim Venüs. :)))

Venüs – Ahahahah. İşin o kısmını ben hiç düşünmemiştim? 🙈

Mars – O zaman şöyle yapalım. Sana bulaşan şu virüs olayını atlatır atlatmaz sen bana olan borcunu öpücükle ödersin. Olur mu? Uygun mudur? 😉

Venüs – 😍 Uygun olmaz mı? Şahane olur.

Mars – Hem çok az kaldı. Neyse ki yakında iyileşeceksin. Ben de en kısa zamanda aşımı olacağım. Böylece bundan sonra sana da bana da hiçbir şey olmayacak. Birbirimize virüs bulaşmasından korkmamıza gerek kalmayacak. Yakında gönlümüzce sarılabileceğiz. Öpüşüp, koklaşıp doya doya sevişebileceğiz. Çok seviniyorum. Bunun kıymetini bilmezsem Venüs, bana da Mars demesinler.

Venüs – 😊 Yalnız yeni doktorumuz sayesinde. Bu konuda çok şanslıyız bence. Yani koskoca Japonya’da sen gel Türk doktoru bul. İnanılmaz bir şey valla. Meğer bana bulaşan virüsün aşısı varmış. Boşuna telaşlanmışız. Tabi biz Japonca bilmeyince ve Japon doktorun İngilizcesi çok iyi olmayınca, ilk gittiğimiz doktor tam şifa olamadı bize. Normal. İyi ki seni dinlemişim de başka bir kadın doktoruna daha görünmüşüm Mars.

Mars – Evet kadın hastalıkları şakaya gelmez. Hem HPV virüsü erkekleri de etkiliyormuş. Japon doktor bize o yüzden temas yok demiş baksana. Yalnız nasıl bulaştı sana bu virüs ben anlamadım.

Venüs – Dedi ya doktor. Belki dışarda girdiğim bir tuvaletten filan kapmış bile olabilirmişim. Ya da ellediğim bir yerde bu virüs vardı ve ben ellerimle bulaştırdım belki kim bilir? Artık nereden kaptığımı bilemiyoruz maalesef. En çok da cinsel yolla bulaşıyormuş. E hayatımda senden başka erkek olmadığına göre?

Mars – Zaten Elif de beni senden mahrum bırakacak yaa, gitti cinsel yolla bulaşan virüs buldu hikayesinde yazmak için. Anlamadığım, sen dışarı pek çıkmazsın ki. Bula bula seni nasıl buldu bu virüs yani pes.

Venüs – Hani taş almıştım ya elime kalp şekline benzetip. Acaba ondan mı bulaştı Mars? Keşke almasaydım elime o taşı. Hem sen haklıydın. Pek de kalbe benzemiyordu aslında. Benim işgüzarlığım işte. İlla kalbe benzetmek için ne kadar da zorladım.

Mars – Hep benim yüzümden. Seni konsere götürmek için zamanda yolculuk yapmak istemeseydim bunlar belki de hiç başına gelmeyecekti.

Venüs – Hey hey yapma ama. Olanlar kimsenin suçu değil. Bugün artık geçmişi sorgulamanın bir anlamı yok. Geçecek bu günler. Önemli olan bundan sonraki günlerimizi daha anlamlı geçirmek. Bence biz çok şanslıyız. Sahip olduğumuz şey öyle kıymetli ki Mars. Karşılıksız, beklentisiz bir sevgi bulmak herkese nasip olmaz. Hem buna da şükür diyelim. Daha kötüsü de olabilirdi. Bu günlerimizi aramayalım yeter ki. Biz gene iyiyiz. Baksana dünya ne hale geldi? Dilerim Elif’in dünyasındaki korona virüsüne de en kısa zamanda çare bulurlar.

Mars – Ahh evet en az kayıpla her şeyi yoluna koyarlar inşallah.

Venüs – Yalnız bu arada bizim Türk doktora nasıl baktığını fark etmedim sanma Mars. Ne kadar güzel gözleri vardı değil mi?

Mars – Gözleri mi güzeldi? Hiç fark etmedim. Güzel yüzlü bir kadındı evet ama ben senin hastalığın ile ilgili daha fazla ne öğrenebilirim diye meraktan öyle bakmışımdır. O gözle bakmadım inan ki. Ama ismini duyduğum an çok hoşuma gitti. Ne güzel bir ismi var. Değil mi? Nefes!

Venüs – Evet doğru söylüyorsun ben de bayıldım ismini duyunca. Elif’in daha önce aklına gelse kesin kızının ismini Nefes koyardı bence.

Mars – Madem sen de çok sevdin o zaman biz koyarız eğer kızımız olursa Venüs?

Venüs – Ne? Kızımız olursa mı? Nasıl yani? Bizim çocuğumuz olacak mı ki?

Mars – Neden olmasın ki? Yani Elif ömür boyu bizi tek başı mamur bırakmaz herhalde, o kısmını da kurgulamıştır umarım.

Venüs – Birlikte bir çocuk büyütmek. Ay bilmiyorum. Elif’e bakıyorum da çok zor görünüyor. Hem niye kız dedin? Sen kız mı istiyorsun, belki oğlumuz olacak. Oğlumuz olsa istemez misin?

Mars – Oğlumuz olursa da Nefes koyabiliriz ki. Cinsiyetin ne önemi var? Ben isimden bahsediyorum.

Venüs – Doğru evet hangi cinsiyetten olursa olsun bu isim kullanılabilir. Haklısın. Aslında şimdi aklıma geldi. Nefes adında bir Türk filmi vardı. İzleyememiştim. Merak ettim bak şimdi. İlk fırsatta izleyelim mi? Vatan için mücadele veren askerlerle ilgili bir filmdi yanlış hatırlamıyorsam.

Mars – Evet o filmi ben de duymuştum. Olur ilk fırsatta beraber izleriz.

Venüs – Aaa dur saat kaç? Elif’in radyo programı başlayalı çok oldu. Tüh bak konuşurken kaçırdık. Gördün mü?

Mars – Olsun üzülme kalanını dinleriz. Başımıza bir radyo çıkarmadığı eksikti zaten. Bu kızın el atmadığı bir iş kaldı mı merak ediyorum doğrusu. Adres ne demiştin?

Venüs – kasradyo.com. Yaşasın bitmemiş, bak Elif konuşuyor. Onun sesi. Ay onu bu şekilde dinlemek ne tuhafmış. Aaaa bak aklıma ne geldi? Sıradaki şarkı benim olsun. Bakalım şansıma ne çıkacak? Ondan sonraki de sana gelsin Mars. 🙂

Mars – Eyvah. İşte şimdi ben yandım. Elif benim kısmetime ne çalar Allah bilir? 😊

Venüs – Niye öyle diyorsun? Taktın sen de Elif’e ama. Kız ne yapsa yaranamıyor sana. Hayret bir şey yani. Neyse hadi susalım da şimdi biraz müzik dinleyelim. :))) Ayy çok heyecanlı… 😍

Mars -😊😍❤️

Didem Elif

Özlemek

Venüs – Hayat çok ironik Mars.

Mars – İronik olan nedir hayatım? Neden böyle söyledin şimdi?

Venüs – En sevdiğim aşk kitabı Kolera Günleri’nde Aşk‘tır. Gabriel Garcia Marquez‘in yazdığı bu kitap, benim hayatım boyunca en sevdiğim aşk kitabı oldu. Aşka dair bir sürü güzel kitap okudum elbette ama Kolera Günleri’nde Aşk ilk okuduğumda bana çok başka gelmişti. Duygusunu hiç unutmuyorum. Aslında sana o kitabı çok sevdiğimi daha önce anlatmıştım. Hatta tıpkı şimdi yaptığımız gibi yatağın üstünde oturmuş sohbet ediyorduk. Niye anlattığımı, konunun nereden açıldığını hatırlamıyorum ama anlattığımdan eminim. Sen her zamanki gibi hatırlamıyorsundur tabi… Yine “Sen de amma detaylar hatırlıyorsun Venüs,” diyeceksin değil mi?

Mars – Hayır Venüs demeyeceğim. Belki inanmayacaksın ama hatırlıyorum. O kadar hissederek anlatıyordun ki, sen konuşurken seni etkileyen şeyin ne olduğunu anlamaya çalışmıştım.

Venüs – Sahi mi? Gerçekten hatırlıyor musun? Bu doğru mu? Üstünden onca yıl geçmiş olmasına rağmen, benim için o an sanki dün gibi biliyor musun? Bak sen yatağın tam şurasında oturuyordun, ben de burasında.

Mars – :))) O kadarını hatırlamıyorum Venüs. Lütfen abartma. :)))

Venüs – :))) Biliyor musun mimiklerine bayılıyorum. Öyle tatlısın ki. Koca adamsın ama konuşmalarındaki ifadelerinle bazen küçücük bir çocuk gibi oluyorsun. Ben en iyisi yataktan kalkıp biraz ayakta odada dolaşayım yoksa dayanamayıp sana şimdi sımsıkı sarılacağım.

Mars – Ahhh… Sana dokunamıyor olmak ne kötü Venüs. Yanımdasın ama birbirimize sarılamıyoruz. Haksızlık bu. Elif sanki neden bizim birbirimize dokunmamızı istemiyor ki? Hem biz öykü karakteri değil miyiz? Tüm dünyayı tehlike altına alan şu virüsten bize ne? Bulaşıcı bir virüsün bizim hikayemize girmesi bence çok saçma. Hani cennetteydik. Cennette virüs mü olur? Ayrıca Japonya’nın neresi cennet Allah aşkına. Ne zamandır söyleyeceğim içimde tutuyorum. Takmış efendim neymiş Fuji Dağı’nı görüyormuşuz. Bizdeki bu kısmetle 1708 yılından beri aktif olmayan bu yanardağ yakında patlar ben sana söyleyeyim.

Venüs – Hahaha. Bak buna ben de şaşırmam Mars. Olur mu olur… 🙂 Yalnız Elif’e niye kızıyorsun ki sen şimdi? Bulunduğumuz yerin adını Cennet koyduysa da sonuçta o bir Tanrı değil ki canım. Onun hayatının içinde bir gerçek var ve ister istemez onun öykü karakterleri olduğumuz için biz de o gerçeği farklı bir boyutta yaşıyoruz. Hepsi bu.

Mars – Olsun istese bu konuyu bize hiç bulaştırmayabilirdi. Sonuçta o kurgulamıyor mu yazdıklarını?

Venüs – Tamam o kurguluyor. Bu aşk hikayesini hayalinden yazıyor elbette. Yine de kendi içinde olduğu durumu göz ardı edemez ya Mars. Yoksa inan bana en çok o istemezdi böyle olsun. Seninle benim bolca sarıldığımız, öpüştüğümüz hatta doya doya seviştiğimiz diyaloglar yazmak isterdi. Emin ol buna. Her ne yaşarsa yaşasın sevgi dolu güzel bir ilişkinin var olabileceğine sonuna kadar inanmak ve kendince bunu anlatmak istiyor ama işte yaşadığı hayat onu çok zorluyor. O ne yapsın? Bizim üzerimizden kolonya esprisi yapmadığına şükret valla.

Mars – E ne zaman sarılabileceğiz peki? Seninle kucak kucağa olmayı öyle çok özledim ki. Hep böyle mi olacak yoksa? Bir daha hiç dokunamayacak mıyım o güzel tenine?

Venüs – Hiç bilmiyorum Mars. İkimizle ilgili neler olacağına dair inan hiçbir fikrim yok. Elbette ben de seninle özgür bir biçimde birlikte olmayı çok özledim ama şu anda yanımda olduğuna şükretmekten, senin iyi olduğunu bilmekle yetinmekten başka çarem yok.

Mars – Venüsüm benim. Sen benim canımsın. Yalnız bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacak biliyorsun değil mi? Bu virüs olayını atlatsak bile alıştığımızın çok ötesinde bir dünya bekliyor bizi. Bütün bunlarla baş edebilecek miyiz? Her şeye sıfırdan başlamamız gerekebilir.

Venüs – Şimdi böyle mi diyorsun? Japonya’yı beğenmeyip, habire yeniden başlayalım dediğini unuttun galiba. Al işte sonunda senin istediğin gibi oldu.

Mars – Canım ben böyle mi olsun dedim? Sanki her dediğimi anında yapıyor da Elif. Seninki de laf.

Venüs – Bir şey isterken dikkatli olmak lazım yine de. Ayy bak yoldan ne kadar güzel bir araba geçiyor Mars. Aman Allahım ne kadar da tatlı. Ama ben onu yerim.

Mars – Hani hangisi?

Venüs – Sen yataktan kalkıp cam kenarına gelene kadar gitti maalesef. Tüh, göremedin kaçırdın.

Mars – Markası neydi?

Venüs – Bilmem. Ben anlamam ki araba markasından ama içinde birbirini çok seven bir çift vardı. O kadar belli oluyordu ki.

Mars – Peki nasıl bir şeydi? Modelinin nesini sevdin bu kadar? Yok onu yerimler filan. Bari biraz tarif etsen. O kadar ayağa kalktım sırf göreyim diye Venüs…

Venüs – Hmm… Nasıl anlatayım bilemedim. Güzeldi işte. Şeyi güzeldi. Şeyiiii… Buldum! Rengi… Rengi güzeldi.

Mars – :))) Allahım Venüs valla şaka gibisin.

Venüs – Ahh hatta bak, tam da şu an üstünde giydiğin tişörtün ile aynı renkteydi. Ne kadar tesadüf görüyor musun sen şu işi? İlk gördüğümde de bayılmıştım zaten bu tişörte ben.

Mars – Beğenmiş miydin gerçekten? Ama hiç tepki vermemiştin.

Venüs – Beğenmek mi? Dalga mı geçiyorsun? Nasıl beğenmem? Öyle güzel bir deseni var ki, baksana şuna tam benlik. Ayrıca bunu daha önce söylememiş olmam çok ilginç, atlamış olmalıyım çünkü sana çok yakıştırmıştım.

Mars – Git yanımdan Venüs. Git yoksa şimdi elimden bir kaza çıkacak.

Venüs – Niye kızdın ki şimdi?

Mars – Böyle güzel şeyler söylediğin zamanlarda seni resmen içime sokmak istiyorum ama sana dokunamıyorum ve bu beni gerçekten delirtiyor. Sarılsam ya doya doya ne olacak ki sanki?

Venüs – Olmaz. Lütfen Mars. Sana virüs bulaştırmak istemiyorum.

Mars – Olsun bulaşmaz belki.

Venüs – Neden böyle yapıyorsun? Daha önce de konuştuk. Bu öyle bir virüs ki eğer birlikte olursak sana da bulaşır. Bu yüzden birbirimizle temas etmememiz lazım.

Mars – Madem sende virüs var bende de olsun o zaman Venüs. Razıyım ben.

Venüs – Öyle deme hayatım. Kabul edemem. Bile bile sana bunu yapamam. İnan benim için her şeyden daha zor ama inanıyorum bir şekilde her şey yoluna girecek. Umudumuzu asla yitirmeyelim. Hem sana ironik bir şey daha söyleyeceğim. En sevdiğim diğer bir kitap da Körlük. Zekasına ve anlatım gücüne hayran olduğum yazar Jose Saramago‘nun kitabı. Bu kitapta körlük durup dururken bulaşıcı bir salgın hastalık olarak kısa bir süre içinde tüm dünyaya yayılıyordu. Toplumdaki ahlak kavramının içinin ne kadar boş olduğunu anlatan şahane bir kitaptı. Kolera Günleri’nde Aşk gibi onun da filmini yaptılar. Yine de kitapların verdiği duygu bambaşka oluyor. Her iki film de güzeldi ama kitaplarının yerini tutmaz bence. Körlük kitabında sonradan her şey düzeliyordu. Bizim dünyamızda da düzelecek eminim. Her şey yoluna girene kadar biz mümkün olduğunca dikkatli olalım yeter. Unutma, sen bana lazımsın Mars.

Mars – Elimden geleni yapıyorum hayatım.

Venüs – Hadi asma artık suratını. Bak en azından evimizde birlikteyiz. Birbirimize dokunmadığımız sürece sana bulaşmayacak. Buna da şükür. İki ayrı evde kalmak zorunda da olabilirdik. Birbirimizi hiç bir şekilde göremeseydik ne kadar felaket olurdu bir düşünsene.

Mars – Sen böyle söyleyince Yeryüzündeki Son Aşk filmini hatırladım birden.

Venüs – Ahh evet ne acayip bir filmdi. Film olarak çok beğenmiştim ama korkunç bir senaryoydu aslında. Tam da dünyanın şimdiki hali ile ne kadar ilintili konusu. Bak şimdi filmi hatırlayınca, hayat bana daha da ironik geldi Mars.

Mars – Neden?

Venüs – Filmin orjinal adı Perfect Sense idi yani Mükemmel Duyu. İki insanın aşkla birbirine dokunmasının ne kadar müthiş bir duygu olduğunu, bulaşıcı bir salgın hastalık ile vurucu bir şekilde anlatıyordu. O kadar etkilenmiştim ki filmin son sahnesinde çok ağlamıştım. O zaman seninle daha dünyada buluşmamıştık. Bir yıldız olduğumuz zamanlarda sana olan aşkımı hatırlamış, kavuşamayıp düştüğüm anı düşünerek hüzne boğulmuştum.

Mars – Sen de konusunda salgın hastalık olan kitaplara, filmlere ne kadar derinden empati yapmışsın. Hakikaten çok ironikmiş Venüs.

Venüs – Evet gerçekten çok acayip. Bundan böyle umalım da şansımız senin sevdiğin kitaplardan, filmlerden yana olsun Mars. :))) Şaka bir yana bırakalım artık bunları. Bu konulardan içim şişti valla. Hadi gel seninle beraber güzel bir şeyler izleyelim.

Mars – Evet haklısın hadi öyle yapalım. Aaa dur, ne izleyeceğimizi biliyorum.

Venüs – Nedir?

Mars – Bekle, hemen açacağım. Birazdan görürsün.

Venüs – 🙂 Mars?

Mars – Efendim canım?

Venüs – Seni seviyorum. Bu hikayenin sonu ne olursa olsun bunu hiç unutma olur mu?

Mars – Ben de seni seviyorum Venüs. Bizi ne olursa olsun hatırlayacağımdan hiç kuşkun olmasın.

Didem Elif

Not: Televizyon seyretmeyi, hele saatlerce karşısında oturmayı kendimi bildim bileli sevmedim. Hatta evde yalnızsam, televizyonu açmak aklımın ucundan bile geçmez. Yalnız eskiden; bir şekilde bir programı izleyip sevmişsem, onun gününü – saatini bilirdim ve eğer evdeysem mutlaka yakalamak isterdim. Sonuçta zamanını kaçırdığımızda sonradan izleme şansımız olmayan yıllardan bahsediyorum. İşte Bir Demet Tiyatro yıllar önce müptelası olduğum televizyon programlarından biriydi. O yüzden bu hikayeyi yazmadan hemen önce; tesadüfen karşıma çıkan, aşağıdaki videonun başında yer alan Bir Demet Tiyatro parodisine bayıldım. Belki geçmiş yılları benim gibi sevgiyle, gülümseyerek ve belki biraz da hüzünlenerek yad etmek isteyen olursa diye de sizinle paylaşmak istedim.

Her zamanki gibi edebiyatla kalın diyeceğim ama siz en iyisi sanatın en sevdiğiniz dalıyla kalın… Hangisi size kendinizi iyi hissettiriyorsa hayatınızda ona bolca yer verin.

Sevgilerimle.

Güzel Adam

Venüs – Bugün de amma güldük Mars. 😄

Mars – Evet sorma çok fazla güldük, aman sonra ağlamayalım valla Venüs.

Venüs – Niye ağlayalım ki canım? Çağırma şimdi sen de durduk yere. Şurda ne güzel gülüyoruz. 😉

Venüs – Biz birlikte olduğumuzda ne çok gülüyoruz farkında mısın? En çok da sen.

Mars – :))) Ne güzel işte.

Venüs – Gerçekten de gülmek ne güzel şey. Hele seni güldürmek beni öyle mutlu ediyor ki. Tahmin edemezsin.

Mars – Canım benim. 😍

Venüs – Bir elime geçirsem seni var ya, sana yapacaklarımı biliyorum ben.

Mars – 😮 Efendim Venüs? Bana mı dedin?

Venüs – Ay yok şu örümceğe diyordum. Baksana gene ağ örmüş şu köşeye. Örüp örüp ortadan kayboluyor. Bir bulsam mahvedeceğim onu.

Mars – 😄 Ben de ne diyor diyorum. Ne güzel gülmekten bahsederken… Çok alemsin. 🙂

Venüs – Ama haksız mıyım? Şu hale bak.

Mars – Esas önce ben yakalasam keşke. Çok güzel planlarım var. Sahi sen yakalayınca ne yapacaksın Venüs? Öldürmeyeceksin onu değil mi?

Venüs – Yok, “Akşam yemeğine kal, beraber yemek yiyelim,” diyeceğim.  Tabi ki öldüreceğim Mars. Başka ne olabilir ki? Peki önce sen yakalarsan planların neymiş bakalım?

Mars – Büyüteç tutarak ağ örmesini izleyeceğim.

Venüs – Şaka yapıyor olmalısın.

Mars – Hayır şaka yapmıyorum. Daha önce videosunu izlemiştim. Çok büyüleyiciydi. Canlı görmeyi çok istiyorum. Aslında sen de izlesen benimle birlikte eminim örümceklerle ilgili fikrin değişir Venüs. Onlar tam bir geometri ustası.

Venüs – Geometri ustası mı? Örümcekler? Ne alaka?

Mars – Örümcekler kendi vücudundan çıkan ipek ile, sanki kusursuz bir dantel işler gibi ağlar oluşturuyorlar. Üstelik resmen geometrik bir düzen içinde yapıyorlar bunu. Mucize gibi bir şey Venüs.

Venüs – Bu sevimsiz ağların geometrik bir şekli mi var?

Mars – Tabi ki. Onların ördükleri ağı çizebilmek için bile, üç boyutlu düşünebilme yeteneği gerekir. Örümcekler hiç ölçmeden sanki bir mühendis gibi dünyanın en sağlam ağını üretiyorlar. Üstelik ağlarını örerken hiç hata yapmıyorlar düşünsene. Bir örümcek ağı bir sürü çokgenden oluşuyor. Muhteşem bir tasarım bence.

Venüs – Allah Allah örümcek ağları hakkında hiç böyle düşünmemiştim. Peki neden ağ örüyorlar?

Mars – Birkaç nedeni var. Bunlardan biri avlanmak. Yani onların da tüm canlı varlıklar gibi yaşamlarını sürdürmek için beslenme ihtiyacını gidermeleri gerekiyor. Bu ağlara takılan sineklerle ve böceklerle ihtiyaçlarını giderebiliyorlar. Onun dışında yumurtalarını bırakabilecekleri en güvenli yer yine ağları onlar için. Böylece hem kendilerini hem yumurtalarını dış tehlikelere karşı koruyabiliyorlar. Tabi evin içinde senin gibi bir Venüs varken bu pek mümkün olmayabiliyor. 🙂 Ava giderken avlanıyor zavallıcıklar. :))

Venüs – Ay kendimi çok kötü hissettim şimdi. Şu az önce parçalayıp yok ettiğim ağdan bu şekilde bahsettiğimize inanamıyorum. Çünkü bence pis duruyor. Açıkçası ben evimde örümcek ağı görmekten hiç hoşlanmıyorum. Sanki o alan temiz değil duygusu veriyor. Senin ağlara bu kadar hayran olmana şaşırdım doğrusu.

Mars – Evimizin içinde ağ olması hoş değil elbette. Yine de bunun için illa örümcekleri öldürmemiz gerekmiyor. Onları güven içinde başka alana taşıyıp ağlarını evin dışında bir yerde örmelerine destek olabiliriz.

Venüs – Haklısın. Yalnız bunu nasıl yapacağız? Ben hayatta bir örümceğe elleyemem.

Mars – Kavanoz yardımıyla. Örümceği gördüğün anda boş bir kavanozu üzerine kapatıp, onun kavanozun içine yürümesini sağlayabilirsin Venüs. Sonra kavanozun kapağını kapatıp, balkona ya da bahçeye bırakabilirsin. Kavanozun kapağını açık bir şekilde bıraktığında, o kendi istediği zaman çıkacaktır içinden ve doğada kendine güvenli yeni bir yer bulacaktır.

Venüs – Doğru söylüyorsun.

Mars – Böyle düşünmene sevindim.

Venüs – Bundan böyle elimden geleni yapacağım. Yalnız yine de benden önce görürsen büyüteçle alıp izlemek yerine lütfen bana söylediğini önce sen yap olur mu hayatım? Çok izlemek istiyorsan gene videosunu izle bence. Hatta bul da o videoyu birlikte izleyelim Mars. Çok merak ettim senin şu geometri ustasının işini nasıl yaptığını.

Mars – Tamam anlaştık. Sen otur şöyle yamacıma, ben hemen sana youtube’tan videosunu açıyorum. Ama önce o güzel yanaklarından bir bal alabilir miyim Venüsüm? Ne demişler; arııııı vız vız vız… :)))

Venüs – :)))

Didem Elif

Not 1: Bir kaç hafta önce sosyal medyada örümcek ağı üzerine izlediğim bir video bu öyküye ilham verdi. Eminim örümcek ağı mucizesini anlatan çok daha etkileyici videolar vardır. Ben yine de bana ilham veren videonun linkini paylaşmak istedim. Merak edenler izleyebilir. En az benim kadar samimi, doğal ve sıcak bulacağınıza eminim.

https://www.youtube.com/watch?v=kcqZ4Y1FXr8

Not 2: Sadece kadınlar değil, yaşama emek veren tüm canlılar sırf var olduğu için hak ettiği gerçek değeri gördüğünde, yeryüzünün cennet gibi bir yer olacağına inanıyorum…

Not 3: Mars ve Venüs olmak, birlikte büyümeyi gerektirir. Birlikte büyüyemezseniz, birlikte yürüyemezsiniz. O yüzden 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde, “güzel adamlar” için yazmak istedim. Çünkü kadının kendi varlığının sorumluluğunu gerçek anlamda eline aldığında, onun yaşam yolculuğuna sevgi ve saygıyla eşlik edecek güzel adamlar olduğuna hala inanıyorum… Hala…

Edebiyatla kalın

Sevgilerimle

Aşk Durmaz

Mars – Neredesin Venüs?

Venüs – Geldim geldim buradayım.

Mars – Yürürken yanımda seni göremeyince yine düştün sandım. Düz yolda yürürken bile düşüyorsun malum.

Venüs – Yok yok düşmedim. Sadece biraz durdum.

Mars – Niye durdun hayatım?

Venüs – Yerde bu taşı buldum Mars. Onu inceliyordum. Baksana ne kadar güzel.

Mars – Sen şimdi gerçekten bir taş için mi durdun Venüs?

Venüs – Öyle deme Mars. Şunun formuna bir bak, görünce eminim sen de bayılacaksın.

Mars – Ne varmış formunda? Taş işte.

Venüs – Görmüyor musun? Resmen kalp şeklinde. Bugün çok şanslı günümde olmalıyım. ❤️

Mars – 😊

Venüs – Yalan mı ama Mars? Kalbe benzemiyor mu?

Mars – Yaniii, çok zorlarsan, evet biraz benziyor. 😊

Venüs – Aaa basbayağı kalp Mars. Sadece birazcık yamuk bir kalp ama olsun, kalp kalptir neticede. 😉

Mars – Tamam tamam öyle olsun. Yalnız yerdeki taşlara bakmayı bıraksan da yanımda yürüsen nasıl olur? Her zaman başına geldiği gibi bir taşa takılıp düşeceksin diye korkuyorum. Artık durmasak ve önümüze bakarak ilerlesek aşkım.

Venüs – Evet doğru çok düşerim ama uzun zamandır düşmüyorum bana haksızlık ediyorsun bence.

Mars – Doğru söylüyorsun aslında. Neyse geç kalmadan yetişelim istiyorum, o yüzden rica ediyorum daha fazla durma lütfen Venüs. Ben sana başka zaman çok güzel taşlar bulacağım söz.

Venüs – Peki hayatım ama bizim nereye gittiğimizi ne zaman söyleyeceksin?

Mars – Söyledim ya sürpriz. Bakalım görünce sevinecek misin?

Venüs – Biliyorsun sürprizlere bayılırım. İyice merak etmeye başladım.

Mars – Az kaldı. Aslında seni buraya arabayla da getirebilirdim. O zaman daha çabuk gelirdik tabi ama ben yürümek istedim. Ellerinin yumuşaklığını hissetmeye bayılıyorum. Seninle el ele yürümek o kadar hoşuma gidiyor ki. Umarım çok yorulmadın.

Venüs – Biraz yoruldum ama hiç şikayetçi değilim. Hem ne iyi oldu işte. Yürüyüşümüz sayesinde kalp şeklindeki bu taşı buldum. 😍

Mars – 🙈 Senin için şekiller niye bu kadar önemli Venüs? Yani kalp şeklinde olunca ne oluyor ki sanki anlamıyorum.

Venüs – Kalp, aşk demek Mars.

Mars – Tamam onu anladık da, çok klişe değil mi? Sen seviyorsun biliyorum ama bana çok anlamsız geliyor. Hem kalbin gerçekte şekli böyle değil ki?

Venüs – Elbette değil çünkü tekrar ediyorum bu şekil aşkın, sevginin simgesi. Vücuda kan pompalayan her kalbin aşk ve sevgi dolu olduğunu söyleyemeyiz değil mi? Ayrıca günümüze kadar gelen bu kalp sembolü çok eskilere dayanıyor. Taa Antik Roma döneminde madeni paranın üzerine bile basmışlar Mars.

Mars – Ciddi olamazsın.

Venüs – Çok ciddiyim.

Mars – Neden öyle bir şey yapmışlar ki?

Venüs – Silphium bitkisi meyvesinden ilham almışlar. Bu bitkinin tohumları kırmızı kalp şeklindeymiş.

Mars – Bunun aşkla ne alakası var peki?

Venüs – Erkeklerde çok güçlü biçimde afrodiziyak etkisi yaratıyormuş. Kadınlarda da doğum kontrol hapı işlevi görüyormuş. Dolayısıyla sevenler özgürce sevişebiliyorlarmış. Erotik sevgiyi çağrıştırdığı için bu sembol o zamanlar çok değerliymiş. Ayrıca bu bitkiyi yiyen erkeklerde şey sorunu olmuyormuş. Gel bunu kulağına söyleyeyim. 😉

Mars – Bak sen şu işe. Hmm. Konu ilginç bir hal aldı gözümde şimdi. 😊 Sen şu taşı versene bana bir daha bakayım.

Venüs – Yalnız şunu da belirtmeliyim Mars, elbette ki bu kalp sembolünün sana olan aşkımı ifade etmesi imkansız. O kadar yetersiz kalır ki…

Mars – Venüsss… Canım benim. Sen benim birtanemsin. 😍

Venüs – 😍

Venüs ve Mars yolun ortasında durup, sevgi içinde birbirlerine sarılırlar.

Mars – Hah işte sonunda geldik.

Venüs – Ooo. Burası ne kadar kalabalık böyle. İnanmıyorum Mars. Yoksa sen beni bir konsere mi getirdin?

Mars – Evet! Tam üstüne bastın. Seni Japonya’daki Barış Manço konserine getirdim Venüs.

Venüs – Yok artık. Öyle bir şey mümkün değil ki, biliyorsun Barış Manço şu anda yaşamıyor.

Mars – Kim demiş yaşamıyor. Hem biz zamanda yolculuk yapıp geçmişe geldik ki.

Venüs – Marscım seni kırmak istemiyorum ama daha henüz zamanda yolculuk yapılamıyor hayatım. Konser biletini sana kim sattıysa seni çok fena kandırmış.

Mars – Allah Allah Venüs. Hayret bir şeysin. Gökyüzünden kayan bir yıldız olduğuna inanıyorsun da, zamanda yolculuk yapabileceğine neden inanmıyorsun?

Venüs – Hahaha. Seni çok Nasrettin Hoca gördüm Mars. 🙂

Mars – 🙂

Ve efsane konser başlar…

Venüs – Aaa inanmıyorum, haklıymışsın Mars. Gerçekten Barış Manço çıktı. Ama bu nasıl oldu ki? Bütün bunları organize ettiğine inanamıyorum. Sen delisin.

Mars – Hani hep zamanda yolculuk yapmak istersin ya Venüs, seni buraya getirirsem çok mutlu olursun diye düşündüm. Hem sana olan sevdamı daha iyi kim anlatabilirdi ki?

Venüs – Marssss aşkımmm… ❤️❤️❤️

Mars – ❤️❤️❤️

Didem Elif

Not 1: Bazı gerçek karakterler öykülerle yaşatılmalı. 7’den 70’e kadın, erkek, çocuk demeden; hangi dinden, hangi ırktan olursa olsun onu tanıyan herkesin yüreğinde sevgi tohumları ekmiş Barış Manço’yu tüm kalbimle anıyorum. Dilerim varlığı daha nice yaşasın. ❤️

Not 2: Öyküye verdiğim Aşk Durmaz ismi, Yüksek Sadakat grubunun Aşk Durdukça şarkısını dinlerken aklıma geldi. Onlar her ne kadar 90’lı yıllarda kurulmuş bir müzik grubu olsa da, şarkıları 2000’li yıllarda albümleştiği için, -hep beraber zamanda yolculuk yapalım diye- bu öykünün sonunda kullanmak istemedim. 😉 Hem Japonya’da konser denince, sizin de aklınıza ilk olarak Barış Manço gelmiyor mu? Eğer öyleyse, ne derim ben hep? Kalp kalp kalp… 😊 Eğer öyle değilse de aşağıdaki videonun kalbinize çok iyi geleceğini düşünüyorum.

Edebiyatla ve müzikle kalın,

Sevgilerimle…

Tepe

Venüs – Aa Mars resim yaptığını ilk kez görüyorum.

Mars – Aslında resim yapmıyordum. Camdan bakarken Fuji Dağı’nın ne kadar efsanevi formu olduğunu düşünüyordum. Birdenbire bu formu kağıda aktarma duygusu kapladı içimi.

Venüs – Evet ama yaptığın bire bir dağın formu sayılmaz. Sen burada bir sürü üçgen çizmişsin.

Mars – Yedi tane çizdim.

Venüs – Evrenimizdeki yedi gezegen gibi mi yani?

Mars – Sekiz.

Venüs – Nasıl anlamadım?

Mars – Evrenimizde sekiz gezegen var hayatım. Hatta astrolojik anlamda ay ve güneşi de içine katarsan on. Gerçi daha çok gezegen var ama neyse kafanı iyice karıştırmayayım.

Venüs – Tüh yanlış mı söyledim yani? Zaten ben gezegenlerden ne anlarım? Niye onlarla anlatmaya çalıştıysam? Doğrusunu istersen isimlerini say desen sayamam. 🙈 Beni düzelttiğin için teşekkür ederim. O zaman cümlemi değiştirip şöyle tekrar sorayım. İstanbul’un yedi tepesi gibi mi yani?

Mars – Tam üstüne bastın Venüs. İstanbul’un yedi tepesi gibi. Ne tesadüf ben de tam İstanbul’un ne kadar özel bir yer olduğunu düşünüyordum. Yedi tepe üzerine kurulmuş efsane bir şehir.

Venüs – Ahh ama sen İstanbul’u özlemişsin.

Mars – Evet gerçekten çok özledim. Keşke Elif bizi de yanında götürseydi.

Venüs – Bazen her şey istediğimiz gibi olmuyor malesef. Napalım? Bizim hayatımız da böyle. Çok uzakta da olsak, seninle burada olmayı seviyorum. Yalnız İstanbul’u ben de çok özledim. Gerçekten öylesine özel bir şehir ki.

Mars – Düşünsene İstanbul bir zamanlar dünyanın merkeziymiş. Her gün yüzlerce kişi bunu bilmeden Million Taşı‘nın önünden sıradan bir şeyin önünden geçer gibi geçiyor. Oysa Greenwich’ten önce ölçümlerde tüm dünyada merkez olarak kabul görmüş bir yer.

Venüs – Doğru. Yine de insan bilmese de o bölgenin enerjisinde bir başkalık olduğunu hissediyor.

Mars – Evet ama artık insanlar hislerine yoğunlaşmaktan o kadar uzaklaşmışlar ki. Anlamsız bir koşturmaca içinde oradan oraya savrulup duruyorlar. Oysa enerji ne kadar da önemli. Resmen karşımızda sabit duran şu Fuji dağının bile bir enerjisi var. Tepesine hala çıkamadığımız halde buradan bakarken bile hissedebiliyorum.

Venüs – Havalar güzelleşsin çıkarız Mars. Sana daha önce de dedim hava şartları yürümek için çok da elverişli değil. Hem benim şu sıralar hiç evden çıkasım yok.

Mars – Sahi sen son günlerde niye bu kadar yorgunsun Venüs?

Venüs – Bilmiyorum ki. Enerjim çok düşük.

Mars – Hmm. O zaman senin enerjini yükseltecek bir şeyler yapalım hemen.

Venüs – Ne gibi?

Mars – Gel bak odada sana ne göstereceğim?

Venüs – Gene aklından neler geçiyor Mars?

Mars – Sana hediye almıştım onu verecektim. Sen ne sanmıştın ki?

Venüs – Nee? Hediye mi? Sevgililer Gününü unutmayacağını biliyordum.

Mars – Aa bugün Sevgililer Günü mü? Ben şey… Aslına bakarsan Venüs ben hiç onu hesaba katmamıştım. En sevdiğin renkte olduğu için, bu elbiseyi görür görmez sen geldin aklıma. Sevinirsin diye hemen aldım. Gerçi bak şimdiden bile nasıl da canlandın. Hadi bir an önce üstüne giy de seninle dışarı çıkıp bir şeyler içelim. Eminim kendini daha da iyi hissedeceksin. Enerjini değiştirmek için önce fizyolojini değiştirmek sana çok iyi gelecek.

Venüs hemen Mars’ın ona aldığı elbiseyi giyer. Çok ama çok mutludur fakat aynada kendini bir türlü beğenmez. Hazır olmasına rağmen Mars’ın yanına gidemez.

Mars – Hadi Venüs. Nerede kaldın? Bitmedi mi işin? Gelsene artık yanıma.

Venüs – Olmaz gelemem.

Mars – Neden? Yoksa elbise sana olmadı mı?

Venüs – Hayır oldu da…

Mars – Elbiseyi mi beğenmedin?

Venüs – Hayır elbise gerçekten çok güzel ama bana hiç yakışmadı sanki. Kendimi hiç beğenmedim.

Mars – Gel bir de ben bakayım.

Venüs – Işıkları kapatırsan gelirim.

Mars – Ne saçmalıyorsun Venüs?

Venüs – Bu halimle beni beğenmezsen diye çok korkuyorum. Öyle kilo aldım ki hiç güzel görünmüyorum. Acaba başka rengi var mıydı elbisenin? Sarı diye mi yakışmadı acaba? Siyah olsa daha zayıf gösterirdi belki.

Mars – Ama sen sarı seviyorsun diye bu modeli seçtim. Bir görsem de kararı ben versem aşkım.

Venüs – Yok valla çıkamam bu şekilde karşına.

Mars – Hoppala. Ben sen kendini daha iyi hissedersin sanmıştım. Şu halimize bak ama.

Venüs – Seni bu kadar yorduğum için gerçekten özür dilerim Mars.

Mars – Tamam madem daha rahat edeceksin. Işıkları kapattım. Gel yanıma hadi.

Venüs – Yok, yok kapatmana gerek kalmadı. Çıkarttım bile elbiseyi. Bence biz direkt bunun siyahını almalıyız hayatım.

Mars – 🙂

Venüs – Niye gülüyorsun?

Mars – Elbisenin sarı dışında sadece beyaz rengi vardı da ona gülüyorum. Zaten sana aldığım bir şeyi de bir gün beğensen dişimi kıracağım Venüs.

Venüs – Olsun inan beni çok mutlu ettin. Düşünmen yeter hayatım. Gerçekten. Bak kendimi beğenmedim filan ama keyfim biraz yerine geldi. Enerjim birden yükseldi.

Mars – Sahi mi? Ben de daha kötü hissettin sanmıştım.

Venüs – Yok yok. Tam tersine. Nasıl zayıflayacağım bak gör. Bana aldığın bu elbise öyle güzel duracak ki üzerimde, görür görmez bayılacaksın.

Mars – Venüsss… Canım benim… Ben sana zaten bayılıyorum ki. Sana olan duygularımın görüntünle ne alakası var? Sanki hiç mi güzel kız görmedik?

Venüs – Ne yani? Çok mu güzel kız gördün?

Mars – :))) Ne yalan söyleyeyim, evet Venüs, tahmin edemeyeceğin kadar çok güzel kız gördüm ama inan bana, benim için sen herkesten başkasın.

Venüs – Marsss…. Canımmm… 😍

Mars – 😍🤗

Didem Elif

Not 1: İstanbul’da Sultanahmet bölgesinde kendimle başbaşa geçirdiğim Sevgililer Günü’nün akşamında, Etiler’de oturan amcamlara gitmem gerekiyordu. Güzergahı bilenlere sorarak gerekli aktarmaları öğrendim ve tren aracılığıyla Haliç’ten Etiler’e geçtim. İlk kez kullandığım bu metro beni Dünya Göz Hastanesi’nin önüne çıkartmıştı. Ne kadar İstanbul’lu olsam da yön duygum çok kötüdür. Hele şimdi İstanbul’da yaşamayınca caddeleri sokakları hepten karıştırıyorum. Yine de Dünya Göz Hastanesi’ni görünce, Nispetiye caddesi tarafına doğru yürümem gerektiğini düşündüm ve o yöne doğru yöneldim. Kısa bir süre sonra karşıma Venüs Pastanesi çıktı. O bölgeyi bilenler eminim Venüs Pastanesi’ni de iyi bilirler. Ben kendimi bildiğimden beri biliyorum çünkü. Venüs Pastanesi, çocukken amcamların evine yaklaştığımızın en güzel işaretiydi benim için. Dolayısıyla pastanenin tabelasını görünce birden aklım karıştı. Yanlış yöne doğru yürüyüdüğümü düşünüp geri dönmeye başladım. Tekrar Dünya Göz Hastanesi’ne görünce hepten kafam gitti. Yardım almak için telefonuma sarıldım ama aradıklarıma bir türlü ulaşamadım. Pastanenin yerinin değişmiş ya da şube açmış olabileceği ihtimali sonradan aklıma geldi. Şüphe içinde Venüs Pastanesi’ni ardımda bırakarak ilk yöneldiğim tarafa doğru caddede yürümeye devam ettim. Allahtan biraz sonra amcamların sokağını gördüm de tekrar geri dönmedim. Yoksa Boğaziçi Üniversitesi’ne kadar gitmem an meselesiydi. Yengemin söylediğine göre yılların Venüs Pastanesi eski yerini kapatmış, kafamın karışması gayet normalmiş. İnsan, bildiğini sandığı bir şey konusunda emin olmak için zihniyle sağlama yapmak istiyor bazen. Eldeki bilgiler tutarlı olmazsa doğru karar vermekte zorlanabiliyor. Başıma gelen yukarıdaki olayı örnek teşkil etmesi için bu yüzden anlattım. Pastanenin adının Venüs olması ise tamamen tesadüf. Ne ilginç bir tesadüf ama değil mi? :)))

Not 2: Sevgililer Günü için özel olarak, John Lennon ve Yoko Ono’nun birlikte yazdığı, Imagine şarkısını seçmek istedim. Ne de olsa onlar benim için yeryüzünde buluşmuş en güzel Mars ve Venüs çiftlerinden biri. Sevgiyle anıyorum… Bu arada Sevgililer Günü’nün geçtiğinin farkındayım. O güne yetiştirememiş değilim. Tarihlerin benim için hiçbir önemi yok. Hiçbir zaman da olmadı. Sonuçta takdir edersiniz ki, benim dünyamda Mars ve Venüs’e her gün sevgililer günü.

Edebiyatla ve müzikle kalın,

Sevgilerimle…

Yumak

Venüs – Offf yanlış oldu. Tüh.

Mars – Ne oldu Venüs?

Venüs – Yanlış örmüşüm şimdi fark ettim. Ta şuraya kadar sökmem gerekecek. Hay Allah.

Mars – Sahi sen günlerdir ne örüyorsun Venüs?

Venüs – Sana atkı örüyorum aşkım. 🙂

Mars – Ay sakın Venüs, istemiyorum örme. Sevmem ben öyle el örgüsü atkı filan. Hem sen benim atkı taktığımı ne zaman gördün Allah aşkına? Ayrıca bana bu kadar yakın oturmak zorunda mısın? Sen ördükçe kalçan habire kıpraşıyor dibimde. Dikkatim dağılıyor. Kitabıma konsantre olamıyorum. Biraz yana kayar mısın?

Venüs – Aaa niye kayacakmışım? Şimdi kıpırdayamam söktüğüm ipler birbirine karışır. Valla bu yumak çok özel bir yumak aşkım. Taa Venedik’ten almıştım. Rahatsız oluyorsan sen değiştir yerini. Hem niye örmemi istemiyorsun? Ne güzel el emeği bir şey yapıyorum senin için Mars. Benden hatıra kalsın sana istemez misin?

Mars – Annemmişsin gibi davranma bana lütfen Venüs. Ben el örgüsü sevmiyorum diyorum zorluyorsun ama. Hayatta giymem ben onu. O yüzden boşuna uğraşma. Örmekle yorma kendini lütfen. Sonra giymedim diye bozulacaksın. Boş yere huzursuzluk çıkacak yine aramızda.

Venüs – Giymen önemli değil ki Mars. Gerçekten. Zaten ben kendim için ördüklerimi de neredeyse hiç giymedim ki.

Mars – Peki neden örüyorsun o zaman?

Venüs – Ben örmenin kendisini seviyorum. Tıpkı yaşamın kendisini sevdiğim gibi. Bittiğini görmek tabi ki mutlu ediyor ama esas keyifli olan sürecin kendisi. Hem ayrıca kafamı boşaltıyorum. Ellerimle bir şeyler üretmek çok iyi geliyor. Yalnız baksana habire söküp duruyorum. Sen istesen de istemesen de bitmeyecek sanki bu gidişle Mars.

Mars – La Sagrada Familia Kilisesi gibi desene.

Venüs – Nasıl yani?

Mars – Barcelona’da bulunan yapımı bir türlü bitmeyen kilise var ya.

Venüs – Öyle bir kilise mi var? Bilmiyorum.

Mars – Tam sana göre bir kilise aslında. Eminim görsen bayılırsın. Öyle acayip detaylar var ki, sanki dantel yapar gibi tek tek işlenmiş. Ama işte düşün 1880’li yıllarda yapılmaya başlanmış ve hâlâ bitmemiş. Senin örgü de o hesap olacak anlaşılan. 🙂

Venüs – Bitiremeyeceğim dediysem de abartma istersen Mars. Sadece biraz zor bir motif seçmişim. Kafam karıştı hepsi bu. Sen de tüm hevesimi kırıyorsun doğrusunu istersen. Hiç enerjim kalmadı. Bu motivasyonla bundan sonrasını nasıl öreceğim ben şimdi? Bendeki heyecan sende de olsaydı çok daha farklı olurdu. Atkıyı çoktan bitirmiş olurdum inan ki. Biricik el emeğimle; şimdi boynuna sarılmış, bu soğuk havada seni sıcacık ısıtıyor olacaktım.

Mars – Gördün mü bak? Sana demiştim. Daha şimdiden ben suçlu oldum, bitince kim bilir başıma neler gelecek? Bana atkı ördüğünü daha az önce öğrendim Venüs. Bitmemiş olmasının heyecan duymamla ne alakası var. Bilmediğim bir şey için nasıl heyecan duyabilirim acaba?

Venüs – Ben hissetmiştim zaten. Yine de emin olamadım. Senin için ördüğümü anladın da ilgilenmiyor gözükerek çaktırmıyorsun sanmıştım. Ne kadar da safım.

Mars – Neyse tamam sen haklısın hayatım. Hepsi benim suçum. Hatta sarı saçlarımdan bile ben suçluyum. Niye esmer değilim ki sanki? 🙂

Venüs – Dalga geçme Mars. Hem ben senin saçlarının rengine bayılıyorum bir kere. Ellerim boş olsa gezdirmek isterdim şimdi saçlarının arasında valla. Ay bak şimdi konuşmaya dalıp yanlışlık yapacağım yine. Sana zahmet şuraya işaret olsun diye parmağını koyar mısın? En azından onu görünce emin olurum. Daha fazla sökmeden dururum.

Mars – Anlaşıldı sen bana kitap okutmayacaksın.

Venüs – Sahi sen ne okuyordun? Önemli bir şey değildi umarım.

Mars – Aslında daha önce okuduğum bir kitabı okuyordum. Travenian’ın Şibumi adlı kitabı beni yıllar evvel çok etkilemişti. Evimiz Japonya’da olunca merak ettim acaba şimdi okuyunca neler hissedeceğim diye ama sayende tek satır bile okuyamadım.

Venüs – Afedersin Mars. Gerçekten özür dilerim. Ben nasıl örgü örmeyi çok seviyorsam biliyorum sen de kitap okumayı çok seviyorsun. Senin okuma tutkun öyle başka ki. İçine kadar hissediyor insan.

Mars – Evet gerçekten farklı seviyorum. Okurken zihnimde fotoğrafların oluşması çok hoşuma gidiyor. Sanki oturduğum yerden bambaşka diyarlara seyahat ediyorum. Bir sürü dünya geziyormuş gibi hissediyorum.

Venüs – Tutkunu ne güzel anlatıyorsun aşkım. Keşke ben de senin gibi anlatabilseydim. Oysa çok zorlanıyorum kendimi ifade etmekte. Bu arada fotoğraf demişken aklıma ne geldi Mars? Hatırlıyor musun? Bir keresinde seninle birlikte çok güzel manzarası olan bir tepeye tırmanmıştık.

Mars – Bugüne kadar bir sürü güzel manzarası olan tepeye tırmanmıştık Venüs. Hangi tepeden bahsediyorsun?

Venüs – Adını hatırlayamadım. Hani sen fotoğraf makineni yeni almıştın. “Arkanda çok güzel bir manzara var, fotoğrafını çekeceğim illa,” diye tutturmuştun. Hatırladın mı?

Mars – Venüscüm senin binlerce kez fotoğrafını çektim nasıl hatırlayayım?

Venüs – Elimde, yürürken çok terlediğim için yüzümü sildiğim bir havlu vardı. Fotoğrafta yüzümün yanında görünüp kötü çıkmasın diye elimi aşağı indirmemi istemiştin.

Mars – Havlunun rengini de söyle de tam olsun Venüs. Şaka gibi. Terini sildiğin elindeki havluya kadar tüm detayları hatırlıyorsun ama tepenin adını hatırlamıyorsun yani öyle mi? Pes valla. Neyse çıkaramadım hangi fotoğraftan bahsettiğini. Ne olmuş o fotoğrafa?

Venüs – Ben de onu soracaktım. Ne oldu o fotoğraf? Merak ettim. Nasıl çıkmıştım acaba? Tepeye çıkarken kafam o kadar başka yerdeydi ki, fotoğrafa bakmak hiç aklıma gelmemişti.

Mars – Venüs sen ciddi misin hayatım? Ben sana kitap okurken ne hissettiğimi anlatıyorum. Bu senin aklına, öylesine çekilmiş bir fotoğrafta nasıl göründüğünü mü getirdi gerçekten? Çok alemsin hayatım. 😝

Venüs – Ne var canım? Ay aman tamam. Çok da önemli değil. Sana da bir şey sorulmuyor. Bana habire gülüp duruyorsun. Bir daha da sormayacağım işte. Elini artık çekebilirsin. Söktüm tüm yanlış ördüklerimi.

Mars – Venüs sen de çok çabuk kırılıyorsun ama. Hemen niye suratını asıyorsun ki? Bak benim şahane bir fikrim var. Yarın ilk iş seninle birlikte Fuji Dağı’na çıkalım. Buraya geldim geleli istiyordum zaten. Epeydir de seninle birlikte bir tepeye tırmanmamıştık. Hem Fuji Dağı’nın manzarasından senin yepyeni bir fotoğrafını çekerim. Bu sefer doya doya bakarsın. Ne dersin?

Venüs – 😊 Hmm. Fena fikir değil aslında. Ama bilemedim. 😊 Yarın olsun da havanın durumuna göre bakarız.

Mars – 😊 Peki hayatım.

Venüs – Ay iki düz, bir ters mi yapacaktım sanki ben bu sırada. Bak gene söktüğümün aynısını yapmışım. Hay Allah ben niye habire aynı şeyi örüyorum yaa?

Mars – Madem hep aynı şeyi örüyorsun, sen en iyisi bir daha sökme Venüs. 😊 Hem versene sen bana o şişleri artık.

Venüs – Aaa napıyorsun Mars? Bırak şişlerimi.

Mars – Sen az önce boynumu sıcak tutmak istediğini söylememiş miydin? Gel bak ben sana onun başka bir yolunu göstereceğim. 😉

Venüs – 😍

Mars – 😍

Didem Elif

Okuyucuya oldukça uzun bir not: Yaklaşık üç haftadır İstanbul’dayım. Öyle yorgun hissediyordum ki kendimi, garip bir atalet duygusu içindeydim. Çağrıldığım ve gitmem gereken yerleri saymazsak, çok az dışarı çıktım. Neredeyse hep evdeydim. Fakat Yumak adlı bu öyküyle -bu diyaloglara öykü demek de ne kadar doğru bilmiyorum- haşır neşir olurken, Kutsal Aile anlamına gelen -daha önce görme fırsatım olmadığı- La Sagrada Familia Bazilikası hakkında o kadar çok şey okudum ki; bu diyaloğu yazarak sanki içinde tek başıma ayin yapmış gibiyim. Ayin müziğim ise -neredeyse çocuk yaşta- abimle birlikte sesini sonuna kadar açarak dinlediğimiz, Alan Parsons Project grubunun La Sagrada Familia şarkısı oldu. Metni bitirene kadar defalarca başa alıp tekrar tekrar dinledim. Oysa son günlerde sürekli Cem Adrian’ın Şeker Prens ve Tuz Kral albümünü dinliyordum. Açıkçası Yumak’ı yazmaya başlamadan önce aynı isimli parçasını paylaşmayı düşünüyordum. Dolayısıyla yazmayı bitirdikten sonra iki şarkı arasında oldukça kararsız kaldım.

Garip gelecek belki ama Cem Adrian daha yeni yeni dinlemeye başladığım bir isim. Başlarda Cem Adrian bana pek benim tarzım değilmiş gibi gelse de, Şeker Prens ve Tuz Kral albümü ilk dinlediğim andan itibaren yüreğime oturdu. Hatta geçtiğimiz yaz kendisi Kaş’ta konser vermişti. Gitmediğim için bayağı hayıflandım.

Alan Parsons Project’e gelince… Açıkçası; Beatles ve Pink Floyd için ses teknisyenliği yapan sonra da kendine grup kuran Alan Parsons ismi, benim gençlik yıllarımın yapı taşlarını oluşturdu diyebilirim. Onlar etkilendikleri sanat eserlerini ve toplumsal meseleleri müzik albümlerine taşıyan bir İngiliz grubu. 80’li yıllarda ön planda olan grubun; La Sagrada Familia’yı bitiremeden ölen, mimarı Antoni Gaudí‘nin yaşamı ve çalışmalarından ilham alarak yaptıkları Gaudi adlı bir albümü var. Bahsettiğim La Sagrada Familia şarkısı da bu albümde bulunuyor. Öykümde bir türlü bitirilemeyen bu büyülü bazilikadan boşuna bahsetmiyorum. Elbette bir anlamı var ama onu detaylı olarak anlatacak değilim. Bakmayın sürekli notlar bıraktığıma, normalde öykülerim ile ilgili her şeyi anlatmayı sevmem… 🙂 Okuyucu fark etsin isterim ama hadi size bir iyilik yapıp bu sefer biraz ipucu vereyim. Gaudi; tasarladığı La Sagrada Familia’nın kulelerinin tepesinde kullandığı süslemeleri anlatırken, onları cennet ile yeryüzü arasında bir bağlantı olarak gördüğünü belirtmiş. Bu kadarı yeterli oldu sanırım. 🙂

Yani kısacası La Sagrada Familia şarkısı bu metne çok uyacaktı…

Yıllar önce kendi kurduğum bir işin sloganında “İki seçenek arasında kaldığında, kendine üçüncü bir seçenek yarat.” cümlesini kullanmıştım. O yüzden iki şarkı arasında kararsız kalınca, üçüncü bir şarkı seçmeyi düşündüm önce; fakat sonra aklıma uyanı değil kalbimin istediğini seçmeye karar verdim. Dilerim siz de seversiniz. Keyifli dinlemeler.

Edebiyatla ve müzikle kalın,

Sevgilerimle…

Kaybolmak

Mars – Venüs kaç saattir neredesin sen? Çok merak ettim seni.

Venüs – Merak edilecek bir şey yok Marscım. Sadece biraz dışarı çıkıp hava almak istemiştim. Yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. Aslında bu kadar uzun süreceğini düşünmemiştim. Yürürken dalmışım, sonra birden kafam karıştı ve kayboldum sokaklarda. Bilirsin benim yön duygum çok iyi değildir. Beni eve ulaştıracak doğru yolu seçmek konusunda bir türlü karar veremedim. O yüzden biraz geciktim. Kusura bakma.

Mars – İyi de gideceğini bana neden haber vermedin?

Venüs – Haber verecektim ama öyle güzel uyuyordun ki kıyamadım. Aslına bakarsan hazırlanırken ses yapmaya da çalıştım. Kaç kere odaya girip çıktım. Hatta dudağına ufak bir öpücük bile kondurdum. Senden herhangi bir tepki gelmeyince, ben de uyandırmak istemedim.

Mars – Uyandırsaydın keşke Venüs. Uyanıp da seni evde bulamayınca başına bir şey geldi diye çok endişe ettim.

Venüs – Amma da abarttın. Başıma ne gelecek Allah aşkına Mars? Tek başıma dışarı çıkamaz mıyım yani? Hep beraber mi olacağız canım? Benim kendime ait bir alanım olamayacak mı?

Mars – Canım ne ilgisi var Venüs? Ben sana öyle bir şey mi dedim? O konunun bununla ne alakası var? Tabi ki kendine ait bir alanın olacak ama ben senin ne dışarı çıkacağını biliyorum ne de ne zaman geleceğini. Tüm evi aradım, herhangi bir not da bırakmamışsın. Sonuçta Japonya’dayız. Merak etmem normal değil mi? Bari yanına telefonunu alsaydın da en azından seni arayabilseydim. Sana nasıl ulaşacağımı bir türlü bilemedim Venüs.

Venüs – Sadece yürümeye çıktığım için telefon ağırlık yapmasın diye almadım. Nasılsa sen uyanana kadar dönerim diye düşünmüştüm. Tabi kaybolunca işler değişti. Senin telefonunu da bilmiyorum. Japonya’daki yeni numaralarımızı bir türlü ezberleyemedim. Yoksa bir şekilde seni arar haber verirdim inan ki. Dediğim gibi doğru olan yolu bir türlü bulamadım.

Mars – Neyse çok şükür ki iyisin.

Venüs – Evet evet çok iyiyim. Hiçbir sorun yok.

Mars – Biliyorum saçma ama aklıma kötü kötü şeyler geldi. Elif İstanbul’a giderken seni de yanında götürdü ve beni burada Japonya’da yalnız bıraktı sandım.

Venüs – Ay çok alemsin valla Mars. Elif neden öyle bir şey yapsın ki?

Mars – Ne bileyim? Şu aralar çok sessiz. Aklından ne geçiyor kestiremiyorum.

Venüs – Kestiremezsin tabi çünkü biz müneccim değiliz Mars. Kimsenin aklından ne geçiyor bilemeyiz. O yüzden kendi kafamızdan böyle şeyler kurarsak hiç sağlıklı bir şey yapmış olmayız. Doğru iletişim işte bu yüzden çok önemli ya. Elif şu aralar bize yeterince vakit ayıramıyor hepsi bu. Yoksa biliyorsun ki bizim mutlu bir birlikteliğimiz olmasını herkesten çok o istiyor. Ama her ne kadar Elif, sevgi dolu bir ilişkiyi bizimle anlatmak isteyen bir yazar olsa da, sonuçta her şeyden önce o bir anne ve hala ona çok ihtiyacı olan dört yaşında bir kızı var. Ne olursa olsun bunu önceliğine alması önemli.

Mars – Sanki ben farkında değil miyim Venüs? Başından beri bunu çok önemsiyorum.

Venüs – Biliyorum. İnan ki bazı şeyleri konuşmasak da biliyorum Mars.

Mars – Canım benim. Gel buraya. ❤️

Mars Venüs’e içten bir şekilde sarılır. Sevgi ve özlem içinde uzun uzun kucaklaşırlar.

Venüs – ❤️

Mars – E hadi anlat bakalım, kaybolunca nasıl buldun sonra evin yolunu?

Venüs – Ay hiç sorma. O kadar karışık geldi ki yollar, aklımla bir türlü çözemedim sokakları. E haliyle kimseye de soramadım. Ben de mecburen sezgilerime göre yol aldım. Bir ara ben de endişelenmedim değil. Neredeyse ümidimi kaybettiğim bir anda, bir baktım eve gelmişim. Nasıl sevindim anlatamam. Mucize gibi bir şeydi valla.

Mars – Evet gerçekten mucize gibi geliyor kulağa. Ama buna güvenmesen iyi edersin Venüs, her zaman böyle şanslı olmayabiliriz. O yüzden dışarı çıktığında kendince işaretler koyarak yol alırsan, bundan sonra evin yolunu bulman daha kolay olur.

Venüs – Hansel ve Gretel’in hikayesindeki gibi mi?

Mars – Evet ama tabi ki ekmek ile değil. O hikayede de biliyorsun ekmekleri kuşlar yiyordu. Yürüdüğün sırada kendine ev ya da dükkan gibi dikkatini çekecek bir kaç nokta belirlersen hiç fena olmaz. Özellikle dönüş yaptığın sokaklarda böyle nişanlar koy ki, şüpheye düştüğün zaman onları gördüğünde doğru yolda olduğunu anlayasın. Ayrıca şundan eminim ki bir süre sonra, evimize gelen tüm yolları iyice öğreneceksin hayatım. Sana sonuna kadar güveniyorum bu konuda.

Venüs – Bana güvenmene çok sevindim Mars. Bu benim için öyle kıymetli ki. Sana haber vermediğim için güvenini kaybettim sandım bir an.

Mars – Sen benim bu hayatta en güvendiğim insanlardan birisin Venüs. Yoksa seninle nasıl evlenebilirdim ki? Kimseyle olmayacak mahrem bir hayatı paylaşıyoruz biz seninle. Beni hesaba katmadan hareket etmişsin sadece. Ben de biraz kötü senaryolar kurmaya meyilli biri olunca yaşadığımız kaçınılmaz oldu.

Venüs – Evet haklısın.

Mars – Yalnız mahrem bir hayat paylaşıyoruz deyince ben birden şey oldum Venüs. 😊

Venüs – Ne oldun Mars? 😊

Mars – Hani şey diyorum, biraz fazla mı konuştuk ne? Acaba sussak da şey mi yapsak? 😍

Venüs – Bence de fazla konuştuk. Deli gibi başım ağrımaya başladı. 😉

Mars – A harika.

Venüs – Ne? Harika mı?

Mars – Başının ağrısına neyin iyi geleceğini biliyorum hayatım ama önce soyunup yatağa girmemiz gerek. 😍

Venüs – Marssss… 😍

Mars – Venüsümmmm… 😍

Didem Elif

Not 1: İstanbul’da olduğum süre içinde katıldığım ODM Aile Eğitimi’nde öğrendim ki; cinsel ilişki, sempatik sinirlerin fonksiyonunu arttırıyormuş ve orgazm baş ağrısına iyi geliyormuş. 5 günlük koca eğitimden aklında en çok bu mu kaldı derseniz; tabi ki hayır. 🙂 Çok değerli ve çok önemli bilgiler öğrendim ve bildiğim pek çok şeyi de yeniden hatırladım. Sonuçta bilmek yetmiyor, dolayısıyla öğrendiklerimi hayatıma geçirmek için yaşam boyu emek harcayacağım ve elimden geleni yapacağım. Yalnız doktorları, bilim adamlarını ve terapistleri saymazsak; Tamer Dövücü’nün kurduğu bir model olan ODM (Optimum Denge Modeli) eğitimlerine katılan çok fazla erkek olmadığını görünce; yukarıda verdiğim bilginin belki hayat kurtarabileceğini düşündüm. Ne de olsa evliliğin en önemli temel taşlarından biri cinsellik. Tabi sevgi, saygı ve güvenle yoğrulduğunda ancak güzel bir ilişki için bir anlamı var.

Not 2: Annemlerin balkonuna bir süredir bir çift kumru dadandı. İlk yavruları malesef yaşamadı. Şu sıralar yine bir telaşeleri var. Tüm sabah onları izledim. Yuvayı dişi kuş yapar derler ya. Doğru, dişi kuş yuvayı yapıyor ama yuva için gereken tüm çalı çırpıyı toplayıp getiren erkek kuş oldu. Her seferinde sadece tek bir çalı taşıyabildiği için defalarca gitti geldi balkona. Onları izlediğimin farkında olduğundan her yalnız bırakışında endişeyle bakınıp durdu bana. Daha önce yaptığı gibi -belki de mecburen- bu evin insanlarına güvenmeyi seçerek; yeni bir çalı bulmak için, biraz sonra geri gelmek üzere, kanatlarını çırparak uçup gitti. Düşünüyorum da… Bazen hayvanlardan öğrenecek çok şeyimiz var.

Not 3: Kumrularla yaşadığım bu sahne, Fazıl Say’ın kızına bestelediği Kumru adlı eseri hatırlattı. O zaman sevgi dolu bu parça, kızım Duru için gelsin… Keyifli dinlemeler.

Edebiyatla ve müzikle kalın,

Sevgilerimle…

Kimlik

Venüs – Aşk olsun sana ama Mars. Ben seninle bir daha konuşmayayım da gör gününü.

Mars – Haydaaa… Gene ne oldu Venüs?

Venüs – Senin bir göbek adın varmış hiç söylemiyorsun.

Mars – Ah evet. Çok saçma bir isim. Kullanmayı sevmiyorum hiç. İyi de sen nereden biliyorsun?

Venüs – Kimliğinde yazıyor.

Mars – Sen benim eşyalarımı mı karıştırıyorsun Venüs?

Venüs – Hayır canım. Kimliğini kitap ayracı olarak kullanmışsın. Kütüphanede seçtiğim kitabın içinden çıktı. Doğal olarak ben de inceledim. Şuna bak hem suçlu hem güçlü. Diğer isminin Kübik olduğunu niye bana söylemedin?

Mars – Sormadın ki. Ayrıca bir kimliğim olduğundan bile haberim yok hayatım. Hiç kimliğe ihtiyacım olmamıştı. Demek bir kimliğim varmış ve kitap arasında kalmış öyle mi? İlginçmiş.

Venüs – Nasıl sormadım? İnsan durup dururken birine senin başka bir ismin var mı diye sormaz ki. Senin söylemen gerekirdi.

Mars – Aklıma gelmedi valla. Kullanmadım ki bugüne kadar Venüs.

Venüs – Senin bu yaptığını Çorumlular yapmaz ama Mars.

Mars – Kimliğimde o konuda ne yazıyor baktın mı? Elif kesin beni Çorumlu da yapmıştır. Eğer öyleyse hiç şaşırmayacağım valla. Bu kadının kesin benimle bir derdi var.

Venüs – Gök Kubbe yazıyor.

Mars – Eh iyi bari. Oradan yırttık. Peki senin bir göbek adın var mı Venüs?

Venüs – Hayır benim göbek adım yok.

Mars – Ne güzel ne şanslısın. Ben hiç sevmiyorum iki ismim olmasını. Oldum olası sevemedim. Bir de ne kadar saçma. İsme bak. Kübik.

Venüs – Neden saçma olsun ki? Acaba kübizmden mi etkilenerek sana Elif bu ismi vermiş?

Mars – Hmm. Bilmem. Duymuşluğum var ama Kübizm hakkında fazla bir şey bilmiyorum.

Venüs – Kübizm denince Picasso akla gelir. Gerçeği olduğu gibi yansıtmaz onun resimleri. Geometrik biçimlerle çizer resmettiklerini.

Mars – Geometri mi? Aslında ben geometriyi çok severim. İlgimi çekti sen böyle deyince. Bana verdiği bu ismin anlamını merak ettim bak şimdi.

Venüs – Neyse konuyu dağıtmayalım. Bu seferlik seni affediyorum ama benden bir daha böyle şeyler saklama olur mu Mars?

Mars – Canım benim ama anlamıyorsun saklamadım ki. Aklıma bile gelmedi inan ki. Gelse söylerdim merak etme. Boş yere güvensizlik yaratmaya gerek yok. Bence de konuyu dağıtmayalım hatta kapatalım. Bir fikrim var. Aramızda az önce esen bu soğuk rüzgarı kaldırıp, seninle güne daha sıcak bir giriş yapalım. Hadi kalk ayağa.

Venüs – Neden ayağa kalkacakmışım? Hem sen ne yapıyorsun ellerin havada öyle?

Mars – Vals yapıyorum hayatım. Sen de bana katılsana.

Venüs – Ayy gene mi dans edeceğiz Mars? Tango maceramızdan sonra emin misin gerçekten benimle dans etmek istediğine?

Mars – Evet tabi ki. Hiç kuşkun olmasın. Senin varlığını kollarımda hissetmek dünyanın en güzel şeyi. Bundan vazgeçeceğimi nasıl düşünürsün?

Venüs – Ne bileyim? Beceremiyorum dans etmeyi bir türlü. Yüzüme gözüme bulaştırıyorum.

Mars – Bir de vals deneyelim seninle. Bence bunu seveceksin. Yapması çok keyifli. Düşünerek dans etmen gerekmiyor, müziği içinde hissederek, duyduğun ritmi tutturman yeterli. Beni izle, önce olduğun yerde tek başına yap. Hatta senin elbisen olduğu için illa ellerini havaya kaldırman da gerekmiyor benim gibi. Tut eteklerinden şu şekilde. Bir sağa doğru bedeninle yaylanarak adım at. Sonra aynı şekilde sola doğru. Kendini her iki tarafa sallayarak akışa bırak. Hah bak oldu. İşte böyle. Gördün mü çok kolay.

Venüs – Harika… Evet. Gerçekten oldu. Yapabildim. Yaşasın…

Mars – Şimdi tut elimi beraber yapalım.

Venüs – Ay Mars. Sanki bulutların üzerinde uçuyorum. Muhteşem bir şey bu. Çok güzel. Gerçekten çok teşekkür ederim. Nasıl iyi geldi anlatamam sana.

Mars – Hoppala. Sen gene mi ağlıyorsun Venüs? Ne çok ağlıyorsun sen de ama.

Venüs – Birden çok duygulandım. Güne böyle seninle dans ederek başlamayı hiç beklemiyordum doğrusu.

Mars – Ne güzel dedin. Harika bir fikrim var. Bundan böyle güne her gün dans ederek başlayalım Venüs. Eminim bu şekilde başlamak bütün günümüze etki edecektir. Dur sana bayılacağın bir vals çalacağım şimdi.

Venüs – Olur Mars. Güne böyle başlamayı gerçekten çok isterim.

Mars – Canım benim. Hadi gel o zaman. Bu sefer şarkıyla birlikte dans edelim seninle.

Venüs – ❤️

Mars – ❤️

Didem Elif

Not 1: Bu öykünün kapağında kullandığım Ağlayan Kadın adlı resimde; Picasso’nun, hayat arkadaşı Dora’yı resmettiği söylenmektedir.

Not 2: Özellikle Çorumlulardan özür dilerim. Ben sadece ağızlara yerleşmiş bu tanımlamayı kullanmak istedim o kadar. Yoksa Çorumluları severim. Ne de olsa kızımın babası bir Çorumlu. 🙂 Ama siz siz olun evlenmeden önce evleneceğiniz insanın kimliğine bir bakın. Sonradan bir sürpriz olmasın.

Not 3: Hangi ruh halinde olursanız olun, dinlediğiniz zaman kendinizi iyi hissettirecek bir müzik paylaşmak istedim sizlerle. Second Waltz; İkinci Dünya Savaşı’nın tüm etkilerini üzerinde hissetmesine rağmen, müziğiyle barış dilini anlatmaya çalışmış bir Dmitri Shostakovich bestesidir. Ama ben burada bir Andre Rieu yorumunu seçmeyi tercih ettim. Çünkü onun videosunu izledikten sonra bu melodiyi nerede duysam, kendimi tutamayıp kalpli gözlerle yerimde sallanmaya başlıyorum. Dilerim sizde de benzer bir etki yaratır. 🙂

Edebiyatla ve (tabi ki) müzikle kalın,

Sevgilerimle…

Oyun

Mars – Salla hadi Venüs. At zarları…

Venüs – Yaaa tüh yaa. Gene olmadı. 😞

Mars – Şeşi Dü… Bekleyeceksin napalım. Sıra bende. 😊 Hadi bakalım. Penc-ü Se! Severim güzeli gencüse… 🙂

Venüs – Ya Mars Allah aşkına, bari baş başayken Japonca konuşmasan. Aralarda ne demek istediğini anlamıyorum.

Mars – Ben Japonca konuşmuyorum ki güzelim. Tavlada zar attığımız zaman çıkan sayıların Farsça isimleri bunlar. Sana altı iki geldi, bana da beş üç. Onu söylüyorum. Tavla oynarken adettir bu. Sayıları Farsça sesli söyleyerek oynarsın.

Venüs – Ay bir de Farsça çıkartma başıma ne olursun? Zaten neredeyse bütün kapıları kapatmışsın, oyuna bir türlü yeniden giremiyorum. Resmen sen orada kendi hanende tek başına oynuyorsun, ben de durmuş seni bekliyorum. Aşk olsun sana ama.

Mars – Sen de ona göre hamleler alsaydın Venüs.

Venüs – Kırmasan beni olmuyor muydu yani Mars? Ne güzel tam pullarımı toplamaya başlamıştım. Hevesim kursağımda kaldı.

Mars – Neden kırmayacakmışım canım? Oyunu kendi lehime döndürme fırsatını yakalamışım, hiç kaçırır mıyım? Hem tavlada kırmadan olur mu Venüs?

Venüs – Tavla oynarken zar da tutulmaz ama sen hep zar tutuyorsun, sanki fark etmedim.

Mars – Yeniliyorsun diye niye mızıklanıyorsun ki şimdi? Oyun oynamayı sen istedin hayatım.

Venüs – Ben tavla mı oynayalım dedim sana? Ne vardı sanki normal insanlar gibi yılbaşında biz de tombala oynasaydık?

Mars – İyi de tombala kalabalık oynanınca güzel. İki kişi çok zevksiz olur. İkimizin beraber oynayabileceği en keyifli oyun tavla olur diye düşündüm.

Venüs – Gerçi Allah’tan Japonya’dayız diye Go oynayalım demedin. Buna da şükür tabi.

Mars – Bak iyi dedin. Go oynamayı da öğreniriz ilerde inşallah. Duyduğuma göre tavla gibi onun da hayata benzeyen bir felsefesi varmış.

Venüs – Hahaha. Ay sesli güldüm yani Mars. Tavlanın ne felsefesi varmış acaba? Pulları bir o yana, bir bu yana götürmek mi felsefe? İyi salladın şimdi.

Mars – Hayır hiç de sallamıyorum Venüs. Hayat bir nevi oyundur aslında. Tavla oyunu da tıpkı hayat gibidir.

Venüs – Hayat gibi midir? Nasıl yani?

Mars – Tavlada, tıpkı hayat gibi fırsatlar çıkar karşına ve zaman zaman risk alman gerekir. Gidişata göre taktikler geliştirip bir strateji uygularsın.

Venüs – Satrançta da var ki bütün bunlar.

Mars – Evet ama satranç tamamen strateji oyunudur. Oysa tavlada zara göre hamle yapıldığı için şans faktörü vardır. Tıpkı hayat gibi.

Venüs – Aaa evet doğru. Zar olunca işin içine şans da giriyor tabi.

Mars – O yüzden her ne kadar bir stratejin olsa da, şans faktöründen dolayı, çoğu zaman sezgilerini de içine katarak karar verirsin. İşte burada denge çok önemlidir Venüs. Kafana göre sürekli risk alamazsın. Alacağın risk ile değerlendireceğin fırsatların dengesini iyi hesaplaman gerekir ki çuvallamayasın.

Venüs – Doğru haklısın. Ben de kiminle aşık atıyorum di mi? 🙂 Seni böyle dinleyince şimdi, benim kazanmam imkansız şu durumda.

Mars – Niye canım? İmkansız diye bir şey yoktur. Hemen pes etme. Bazı hamlelerin fena değil aslında. Sadece biraz amatörsün. Bolca tavla oynarız, geliştirirsin kendini merak etme. Hem düzenli oynayınca; zihnimiz günlük rutininden çıkarak işlem hesapları yapacağı için, Alzeimer hastalığından korur bizi. Bu arada üzgünüm canım ama seni yine yendim Venüs. 😊 Neyse bu sefer en azından Mars olmadın. O da bir şey.

Venüs – Nasıl olmadım? Hayatım hep Mars ki benim. 😉

Mars – Aşkım benim.

Venüs – Aaaaa Marssss…

Mars – Ne oldu?

Venüs – Saat 12 olmak üzere. Bak sohbete dalıp yeni yılı kaçıracaktık neredeyse.

Mars – O zaman hadi hemen ışıkları söndür. Gözlerimizi kapatarak girelim yeni yıla.

Venüs – Tamam hemen söndürüyorum ışıkları ama gözlerimizi niye kapatıyoruz onu anlamadım. Baksana ışıkları söndürünce zaten karanlık oldu her taraf.

Mars Venüs’ü kollarının arasına alıp sevgiyle dudaklarından öper.

Mars – İşte bunun için Venüs. Her şey doya doya bunu yaşamak için.

Venüs – ❤️

Mars – ❤️

Didem Elif

Not: Çocukluğumdan beri tavla oynamayı çok severim. Fena bir oyuncu değilimdir aslında. Ancak sayıların Farsça isimlerini oldum olası öğrenemedim. O yüzden yanlış bir şey yazmamak için, tüm sayıların karşılıklarına internetten baktım. Hikayenin içinde hangisini kullanacağıma bir türlü karar veremeyince, ben de çıkarttım tavlayı ve zar attım. Şansıma hikayede yazdığım gibi altı iki çıktı. Yani Şeşi Dü. 🙂

Yeni yılda; hedeflerimiz doğrultusunda akıllı ve planlı bir şekilde emek harcarken, umarım şansımız da yaver gider de her birimiz kalbimizde olanı hayata geçirebiliriz. 🙂

Edebiyatla kalın,

Sevgilerimle…

Mustafa Kemal Atatürk’ün çocukluk arkadaşı ve yaşamının sonuna kadar ona en yakın kişi olan yaveri Salih Bozok ile tavla oynarken

Hayal Gücü

Venüs – Tanrım Mars şu manzaranın güzelliğine bak. Resmen Cennet burası.

Mars – Haklısın şahane bir yerde yaşıyoruz. Yeni doğan her güne şükrediyor burada insan. Bir de etrafımızdakilerin konuştuğu dili anlasaydık hiç fena olmazdı. 😉

Venüs – Evet haklısın. Senin gene yabancı dile karşı yeteneğin var. Şimdiden üç beş kelime öğrendin bile. Ben Japonca’yı hiç anlamıyorum. Kafam zerre kadar basmıyor valla.

Mars – Yani yine şikayetlenmek istemiyorum ama Elif bizim evimizi Kaş’a yapsa ne olurdu sanki? İlla bizi cennete gönderecekse Kaş da cennet gibi bir yer. Her gün Fuji Dağı’nı gören bu manzaraya bayılıyorum elbette ama kafam patlıyor şu garip harfleri anlayacağım diye.

Venüs – Canım vücut diliyle herkesle anlaşıyoruz ki, ne var sanki bu kadar büyütecek. Şikayetlenme lütfen, bir şeyden de mutlu ol canım. Hem Kaş diyorsun ama yaşlı insanlar için Kaş yaşaması zor bir yer. Her taraf yokuş. Belki ondan bizi Kaş’a yerleştirmemiştir.

Mars – Sen bana yaşlı mı demek istiyorsun Venüs?

Venüs – Hahahaha. Ne alakası var canım? Ben öyle bir şey mi dedim? Bunun yaşlılığı var demek istiyorum. Gerçi sen şimdi söyleyince düşündüm de yıldız olarak evet hepimizden biraz büyüksün aslında. 4,603 Milyar yaşındasın. Dünyanın yaşı ise 4,543 Milyar. Bu anlamda dünyadan bile eskisin Mars. 😊 Bense 4,503 Milyar yaşındayım sadece. 😉

Mars – Küçül de cebime gir Venüs. Duyan da çıtırsın sanır. Hem sen benden önce düştün gökyüzünden. İnsan olarak senden gencim bir kere.

Venüs – Ahh orası kesinlikle öyle canım. Hatta oyun oynamayı çok seven büyümeyen bir çocuk olduğunu söyleyebiliriz. Yalnız ben sana zaten yaşlı filan demedim ki, bu işin yaşlılığı var dedim. Ama düşündüm de yaş konusuna takılmak anlamsız. Bak tıpkı Duru’nun babası gibi, Elif’in babası da annesinden 12 yaş büyük. Tam 81 yaşında. Üstelik 18 yaşındayken vapurdan düşüp bacağı pervaneye takılarak parçalandığı için 13 ay hastanede yatmış defalarca ameliyat olmuş. Bacağı hiç bir zaman eskisi gibi olmamış yine de ona rağmen her sabah mutlaka yürüyüş yapıyor. Elif’in Kaş’ta çıkmaya korktuğu o dik yokuş var ya onu bile defalarca çıkmış. Maşallahı var. Hiç yaşa başa bakmıyor bu işler valla. Belki de yaşla ilgili değil de Elif bu manzarayı çok sevdiği için bizi buraya getirmiştir kimbilir.

Mars – Daha önce gelmiş mi ki Elif buraya?

Venüs – Yok henüz gelmemiş. Bizim vesilemizle bir nevi gelmiş gibi oluyor işte. Hem Mars, nerede olduğumuzun ne önemi var ki? Yıllar önce Semiramis Pekkan‘ın söylediği şarkıdaki gibi, sen neredeysen orası benim cennetim ki…

Mars – Canımsın benim. Gerçekten benimle nerede olsan mutlu olur musun?

Venüs – Olurum tabi ki. Bak mesela ben Japonya’da olmamıza hiç takılmıyorum. Doğrusu yeni bir dil öğrenebileceğimi sanmıyorum, berbat bir hafızam var zaten ama zamanla İngilizce bilen anlaşabileceğimiz kafa dengi arkadaşlar bulacağımızı düşünüyorum. Ayrıca buraya getirdiğim okumak istediğim o kadar çok kitap var ki, zamanım yetecek mi onların hepsini okumaya bilmiyorum. E sen de yanımdasın. Bütün gün seninle birlikte yaşıyorum, hayatı paylaşıyoruz, yaptıklarını izliyorum, varlığını doya doya içimde hissediyorum. Hem evimiz Japonya’da ama hayal gücümüzü kullanarak dilediğimiz zaman dilediğimiz yere gidebiliriz ki. Özgürüz biz. Hayattan daha ne isterim?

Mars – Haklısın. Seni dinlerken Piyanist filmi geldi birden aklıma.

Venüs – O neden aklına geldi şimdi? Çok hüzünlü bir film o. Ben sana güzel şeyler anlatıyorum senin aklına ne geliyor. Ne alaka yani Mars?

Mars – Benim o filmde en çok sevdiğim sahne; yahudi piyanistin, bulunduğu o kötü şartlara rağmen parmaklarıyla hayali bir piyano çalarak içinde müziği duyması olmuştu.

Venüs – Ahhh evet! İnsan kesinlikle şartları ne olursa olsun onu mutlu eden bir şeyler bulmalı içinde.

Mars – Zaten Albert Einstein da ne demiş?

Venüs – Ne demiş?

Mars – Hayal gücü bilgiden önemlidir, demiş. Yani bunu bir çocuk dese çok önemsemem de bütün varlığını bilgiye adayan bir adam bunu söylüyor, düşünsene.

Venüs – Evet ve de çok haklı.

Mars – O zaman ne yapalım biliyor musun?

Venüs – Ne yapalım?

Mars – Hava çok güzel. Termosa kahvelerimizi koyup şöyle Fuji Dağı’nı gören güzel bir yerde gidip piknik yapalım. Ne dersin?

Venüs – Aaa harika fikir. Hemen gidip kahveleri hazırlayayım.

Mars – Dur dur acele etme. Önce bu güzel fikrim için bana bir öpücük ver bakalım.

Venüs – 😍

Mars – 😍

Didem Elif

Not: İkinci Dünya Savaşı’nda geçen Polonya’lı ünlü piyanist Wladyslaw Szpilman’ın gerçek hayatının anlatıldığı Piyanist filminde, çoğunlukla Chopin’in müzikleri kullanılmıştır. Ben de bu hikayenin sonunda zorlu bir mücadeleden sonra hayatı kurtulan Wladyslaw Szpilman’ın kendisinin çaldığı bir Chopin noktürnü paylaşmak istedim sizlerle.

https://www.youtube.com/watch?v=n9oQEa-d5rU

Edebiyatla Kalın

Sevgilerimle,