Aşk Durmaz

Mars – Neredesin Venüs?

Venüs – Geldim geldim buradayım.

Mars – Yürürken yanımda seni göremeyince yine düştün sandım. Düz yolda yürürken bile düşüyorsun malum.

Venüs – Yok yok düşmedim. Sadece biraz durdum.

Mars – Niye durdun hayatım?

Venüs – Yerde bu taşı buldum Mars. Onu inceliyordum. Baksana ne kadar güzel.

Mars – Sen şimdi gerçekten bir taş için mi durdun Venüs?

Venüs – Öyle deme Mars. Şunun formuna bir bak, görünce eminim sen de bayılacaksın.

Mars – Ne varmış formunda? Taş işte.

Venüs – Görmüyor musun? Resmen kalp şeklinde. Bugün çok şanslı günümde olmalıyım. ❤️

Mars – 😊

Venüs – Yalan mı ama Mars? Kalbe benzemiyor mu?

Mars – Yaniii, çok zorlarsan, evet biraz benziyor. 😊

Venüs – Aaa basbayağı kalp Mars. Sadece birazcık yamuk bir kalp ama olsun, kalp kalptir neticede. 😉

Mars – Tamam tamam öyle olsun. Yalnız yerdeki taşlara bakmayı bıraksan da yanımda yürüsen nasıl olur? Her zaman başına geldiği gibi bir taşa takılıp düşeceksin diye korkuyorum. Artık durmasak ve önümüze bakarak ilerlesek aşkım.

Venüs – Evet doğru çok düşerim ama uzun zamandır düşmüyorum bana haksızlık ediyorsun bence.

Mars – Doğru söylüyorsun aslında. Neyse geç kalmadan yetişelim istiyorum, o yüzden rica ediyorum daha fazla durma lütfen Venüs. Ben sana başka zaman çok güzel taşlar bulacağım söz.

Venüs – Peki hayatım ama bizim nereye gittiğimizi ne zaman söyleyeceksin?

Mars – Söyledim ya sürpriz. Bakalım görünce sevinecek misin?

Venüs – Biliyorsun sürprizlere bayılırım. İyice merak etmeye başladım.

Mars – Az kaldı. Aslında seni buraya arabayla da getirebilirdim. O zaman daha çabuk gelirdik tabi ama ben yürümek istedim. Ellerinin yumuşaklığını hissetmeye bayılıyorum. Seninle el ele yürümek o kadar hoşuma gidiyor ki. Umarım çok yorulmadın.

Venüs – Biraz yoruldum ama hiç şikayetçi değilim. Hem ne iyi oldu işte. Yürüyüşümüz sayesinde kalp şeklindeki bu taşı buldum. 😍

Mars – 🙈 Senin için şekiller niye bu kadar önemli Venüs? Yani kalp şeklinde olunca ne oluyor ki sanki anlamıyorum.

Venüs – Kalp, aşk demek Mars.

Mars – Tamam onu anladık da, çok klişe değil mi? Sen seviyorsun biliyorum ama bana çok anlamsız geliyor. Hem kalbin gerçekte şekli böyle değil ki?

Venüs – Elbette değil çünkü tekrar ediyorum bu şekil aşkın, sevginin simgesi. Vücuda kan pompalayan her kalbin aşk ve sevgi dolu olduğunu söyleyemeyiz değil mi? Ayrıca günümüze kadar gelen bu kalp sembolü çok eskilere dayanıyor. Taa Antik Roma döneminde madeni paranın üzerine bile basmışlar Mars.

Mars – Ciddi olamazsın.

Venüs – Çok ciddiyim.

Mars – Neden öyle bir şey yapmışlar ki?

Venüs – Silphium bitkisi meyvesinden ilham almışlar. Bu bitkinin tohumları kırmızı kalp şeklindeymiş.

Mars – Bunun aşkla ne alakası var peki?

Venüs – Erkeklerde çok güçlü biçimde afrodiziyak etkisi yaratıyormuş. Kadınlarda da doğum kontrol hapı işlevi görüyormuş. Dolayısıyla sevenler özgürce sevişebiliyorlarmış. Erotik sevgiyi çağrıştırdığı için bu sembol o zamanlar çok değerliymiş. Ayrıca bu bitkiyi yiyen erkeklerde şey sorunu olmuyormuş. Gel bunu kulağına söyleyeyim. 😉

Mars – Bak sen şu işe. Hmm. Konu ilginç bir hal aldı gözümde şimdi. 😊 Sen şu taşı versene bana bir daha bakayım.

Venüs – Yalnız şunu da belirtmeliyim Mars, elbette ki bu kalp sembolünün sana olan aşkımı ifade etmesi imkansız. O kadar yetersiz kalır ki…

Mars – Venüsss… Canım benim. Sen benim birtanemsin. 😍

Venüs – 😍

Venüs ve Mars yolun ortasında durup, sevgi içinde birbirlerine sarılırlar.

Mars – Hah işte sonunda geldik.

Venüs – Ooo. Burası ne kadar kalabalık böyle. İnanmıyorum Mars. Yoksa sen beni bir konsere mi getirdin?

Mars – Evet! Tam üstüne bastın. Seni Japonya’daki Barış Manço konserine getirdim Venüs.

Venüs – Yok artık. Öyle bir şey mümkün değil ki, biliyorsun Barış Manço şu anda yaşamıyor.

Mars – Kim demiş yaşamıyor. Hem biz zamanda yolculuk yapıp geçmişe geldik ki.

Venüs – Marscım seni kırmak istemiyorum ama daha henüz zamanda yolculuk yapılamıyor hayatım. Konser biletini sana kim sattıysa seni çok fena kandırmış.

Mars – Allah Allah Venüs. Hayret bir şeysin. Gökyüzünden kayan bir yıldız olduğuna inanıyorsun da, zamanda yolculuk yapabileceğine neden inanmıyorsun?

Venüs – Hahaha. Seni çok Nasrettin Hoca gördüm Mars. 🙂

Mars – 🙂

Ve efsane konser başlar…

Venüs – Aaa inanmıyorum, haklıymışsın Mars. Gerçekten Barış Manço çıktı. Ama bu nasıl oldu ki? Bütün bunları organize ettiğine inanamıyorum. Sen delisin.

Mars – Hani hep zamanda yolculuk yapmak istersin ya Venüs, seni buraya getirirsem çok mutlu olursun diye düşündüm. Hem sana olan sevdamı daha iyi kim anlatabilirdi ki?

Venüs – Marssss aşkımmm… ❤️❤️❤️

Mars – ❤️❤️❤️

Didem Elif

Not 1: Bazı gerçek karakterler öykülerle yaşatılmalı. 7’den 70’e kadın, erkek, çocuk demeden; hangi dinden, hangi ırktan olursa olsun onu tanıyan herkesin yüreğinde sevgi tohumları ekmiş Barış Manço’yu tüm kalbimle anıyorum. Dilerim varlığı daha nice yaşasın. ❤️

Not 2: Öyküye verdiğim Aşk Durmaz ismi, Yüksek Sadakat grubunun Aşk Durdukça şarkısını dinlerken aklıma geldi. Onlar her ne kadar 90’lı yıllarda kurulmuş bir müzik grubu olsa da, şarkıları 2000’li yıllarda albümleştiği için, -hep beraber zamanda yolculuk yapalım diye- bu öykünün sonunda kullanmak istemedim. 😉 Hem Japonya’da konser denince, sizin de aklınıza ilk olarak Barış Manço gelmiyor mu? Eğer öyleyse, ne derim ben hep? Kalp kalp kalp… 😊 Eğer öyle değilse de aşağıdaki videonun kalbinize çok iyi geleceğini düşünüyorum.

Edebiyatla ve müzikle kalın,

Sevgilerimle…

Tepe

Venüs – Aa Mars resim yaptığını ilk kez görüyorum.

Mars – Aslında resim yapmıyordum. Camdan bakarken Fuji Dağı’nın ne kadar efsanevi formu olduğunu düşünüyordum. Birdenbire bu formu kağıda aktarma duygusu kapladı içimi.

Venüs – Evet ama yaptığın bire bir dağın formu sayılmaz. Sen burada bir sürü üçgen çizmişsin.

Mars – Yedi tane çizdim.

Venüs – Evrenimizdeki yedi gezegen gibi mi yani?

Mars – Sekiz.

Venüs – Nasıl anlamadım?

Mars – Evrenimizde sekiz gezegen var hayatım. Hatta astrolojik anlamda ay ve güneşi de içine katarsan on. Gerçi daha çok gezegen var ama neyse kafanı iyice karıştırmayayım.

Venüs – Tüh yanlış mı söyledim yani? Zaten ben gezegenlerden ne anlarım? Niye onlarla anlatmaya çalıştıysam? Doğrusunu istersen isimlerini say desen sayamam. 🙈 Beni düzelttiğin için teşekkür ederim. O zaman cümlemi değiştirip şöyle tekrar sorayım. İstanbul’un yedi tepesi gibi mi yani?

Mars – Tam üstüne bastın Venüs. İstanbul’un yedi tepesi gibi. Ne tesadüf ben de tam İstanbul’un ne kadar özel bir yer olduğunu düşünüyordum. Yedi tepe üzerine kurulmuş efsane bir şehir.

Venüs – Ahh ama sen İstanbul’u özlemişsin.

Mars – Evet gerçekten çok özledim. Keşke Elif bizi de yanında götürseydi.

Venüs – Bazen her şey istediğimiz gibi olmuyor malesef. Napalım? Bizim hayatımız da böyle. Çok uzakta da olsak, seninle burada olmayı seviyorum. Yalnız İstanbul’u ben de çok özledim. Gerçekten öylesine özel bir şehir ki.

Mars – Düşünsene İstanbul bir zamanlar dünyanın merkeziymiş. Her gün yüzlerce kişi bunu bilmeden Million Taşı‘nın önünden sıradan bir şeyin önünden geçer gibi geçiyor. Oysa Greenwich’ten önce ölçümlerde tüm dünyada merkez olarak kabul görmüş bir yer.

Venüs – Doğru. Yine de insan bilmese de o bölgenin enerjisinde bir başkalık olduğunu hissediyor.

Mars – Evet ama artık insanlar hislerine yoğunlaşmaktan o kadar uzaklaşmışlar ki. Anlamsız bir koşturmaca içinde oradan oraya savrulup duruyorlar. Oysa enerji ne kadar da önemli. Resmen karşımızda sabit duran şu Fuji dağının bile bir enerjisi var. Tepesine hala çıkamadığımız halde buradan bakarken bile hissedebiliyorum.

Venüs – Havalar güzelleşsin çıkarız Mars. Sana daha önce de dedim hava şartları yürümek için çok da elverişli değil. Hem benim şu sıralar hiç evden çıkasım yok.

Mars – Sahi sen son günlerde niye bu kadar yorgunsun Venüs?

Venüs – Bilmiyorum ki. Enerjim çok düşük.

Mars – Hmm. O zaman senin enerjini yükseltecek bir şeyler yapalım hemen.

Venüs – Ne gibi?

Mars – Gel bak odada sana ne göstereceğim?

Venüs – Gene aklından neler geçiyor Mars?

Mars – Sana hediye almıştım onu verecektim. Sen ne sanmıştın ki?

Venüs – Nee? Hediye mi? Sevgililer Gününü unutmayacağını biliyordum.

Mars – Aa bugün Sevgililer Günü mü? Ben şey… Aslına bakarsan Venüs ben hiç onu hesaba katmamıştım. En sevdiğin renkte olduğu için, bu elbiseyi görür görmez sen geldin aklıma. Sevinirsin diye hemen aldım. Gerçi bak şimdiden bile nasıl da canlandın. Hadi bir an önce üstüne giy de seninle dışarı çıkıp bir şeyler içelim. Eminim kendini daha da iyi hissedeceksin. Enerjini değiştirmek için önce fizyolojini değiştirmek sana çok iyi gelecek.

Venüs hemen Mars’ın ona aldığı elbiseyi giyer. Çok ama çok mutludur fakat aynada kendini bir türlü beğenmez. Hazır olmasına rağmen Mars’ın yanına gidemez.

Mars – Hadi Venüs. Nerede kaldın? Bitmedi mi işin? Gelsene artık yanıma.

Venüs – Olmaz gelemem.

Mars – Neden? Yoksa elbise sana olmadı mı?

Venüs – Hayır oldu da…

Mars – Elbiseyi mi beğenmedin?

Venüs – Hayır elbise gerçekten çok güzel ama bana hiç yakışmadı sanki. Kendimi hiç beğenmedim.

Mars – Gel bir de ben bakayım.

Venüs – Işıkları kapatırsan gelirim.

Mars – Ne saçmalıyorsun Venüs?

Venüs – Bu halimle beni beğenmezsen diye çok korkuyorum. Öyle kilo aldım ki hiç güzel görünmüyorum. Acaba başka rengi var mıydı elbisenin? Sarı diye mi yakışmadı acaba? Siyah olsa daha zayıf gösterirdi belki.

Mars – Ama sen sarı seviyorsun diye bu modeli seçtim. Bir görsem de kararı ben versem aşkım.

Venüs – Yok valla çıkamam bu şekilde karşına.

Mars – Hoppala. Ben sen kendini daha iyi hissedersin sanmıştım. Şu halimize bak ama.

Venüs – Seni bu kadar yorduğum için gerçekten özür dilerim Mars.

Mars – Tamam madem daha rahat edeceksin. Işıkları kapattım. Gel yanıma hadi.

Venüs – Yok, yok kapatmana gerek kalmadı. Çıkarttım bile elbiseyi. Bence biz direkt bunun siyahını almalıyız hayatım.

Mars – 🙂

Venüs – Niye gülüyorsun?

Mars – Elbisenin sarı dışında sadece beyaz rengi vardı da ona gülüyorum. Zaten sana aldığım bir şeyi de bir gün beğensen dişimi kıracağım Venüs.

Venüs – Olsun inan beni çok mutlu ettin. Düşünmen yeter hayatım. Gerçekten. Bak kendimi beğenmedim filan ama keyfim biraz yerine geldi. Enerjim birden yükseldi.

Mars – Sahi mi? Ben de daha kötü hissettin sanmıştım.

Venüs – Yok yok. Tam tersine. Nasıl zayıflayacağım bak gör. Bana aldığın bu elbise öyle güzel duracak ki üzerimde, görür görmez bayılacaksın.

Mars – Venüsss… Canım benim… Ben sana zaten bayılıyorum ki. Sana olan duygularımın görüntünle ne alakası var? Sanki hiç mi güzel kız görmedik?

Venüs – Ne yani? Çok mu güzel kız gördün?

Mars – :))) Ne yalan söyleyeyim, evet Venüs, tahmin edemeyeceğin kadar çok güzel kız gördüm ama inan bana, benim için sen herkesten başkasın.

Venüs – Marsss…. Canımmm… 😍

Mars – 😍🤗

Didem Elif

Not 1: İstanbul’da Sultanahmet bölgesinde kendimle başbaşa geçirdiğim Sevgililer Günü’nün akşamında, Etiler’de oturan amcamlara gitmem gerekiyordu. Güzergahı bilenlere sorarak gerekli aktarmaları öğrendim ve tren aracılığıyla Haliç’ten Etiler’e geçtim. İlk kez kullandığım bu metro beni Dünya Göz Hastanesi’nin önüne çıkartmıştı. Ne kadar İstanbul’lu olsam da yön duygum çok kötüdür. Hele şimdi İstanbul’da yaşamayınca caddeleri sokakları hepten karıştırıyorum. Yine de Dünya Göz Hastanesi’ni görünce, Nispetiye caddesi tarafına doğru yürümem gerektiğini düşündüm ve o yöne doğru yöneldim. Kısa bir süre sonra karşıma Venüs Pastanesi çıktı. O bölgeyi bilenler eminim Venüs Pastanesi’ni de iyi bilirler. Ben kendimi bildiğimden beri biliyorum çünkü. Venüs Pastanesi, çocukken amcamların evine yaklaştığımızın en güzel işaretiydi benim için. Dolayısıyla pastanenin tabelasını görünce birden aklım karıştı. Yanlış yöne doğru yürüyüdüğümü düşünüp geri dönmeye başladım. Tekrar Dünya Göz Hastanesi’ne görünce hepten kafam gitti. Yardım almak için telefonuma sarıldım ama aradıklarıma bir türlü ulaşamadım. Pastanenin yerinin değişmiş ya da şube açmış olabileceği ihtimali sonradan aklıma geldi. Şüphe içinde Venüs Pastanesi’ni ardımda bırakarak ilk yöneldiğim tarafa doğru caddede yürümeye devam ettim. Allahtan biraz sonra amcamların sokağını gördüm de tekrar geri dönmedim. Yoksa Boğaziçi Üniversitesi’ne kadar gitmem an meselesiydi. Yengemin söylediğine göre yılların Venüs Pastanesi eski yerini kapatmış, kafamın karışması gayet normalmiş. İnsan, bildiğini sandığı bir şey konusunda emin olmak için zihniyle sağlama yapmak istiyor bazen. Eldeki bilgiler tutarlı olmazsa doğru karar vermekte zorlanabiliyor. Başıma gelen yukarıdaki olayı örnek teşkil etmesi için bu yüzden anlattım. Pastanenin adının Venüs olması ise tamamen tesadüf. Ne ilginç bir tesadüf ama değil mi? :)))

Not 2: Sevgililer Günü için özel olarak, John Lennon ve Yoko Ono’nun birlikte yazdığı, Imagine şarkısını seçmek istedim. Ne de olsa onlar benim için yeryüzünde buluşmuş en güzel Mars ve Venüs çiftlerinden biri. Sevgiyle anıyorum… Bu arada Sevgililer Günü’nün geçtiğinin farkındayım. O güne yetiştirememiş değilim. Tarihlerin benim için hiçbir önemi yok. Hiçbir zaman da olmadı. Sonuçta takdir edersiniz ki, benim dünyamda Mars ve Venüs’e her gün sevgililer günü.

Edebiyatla ve müzikle kalın,

Sevgilerimle…

Yumak

Venüs – Offf yanlış oldu. Tüh.

Mars – Ne oldu Venüs?

Venüs – Yanlış örmüşüm şimdi fark ettim. Ta şuraya kadar sökmem gerekecek. Hay Allah.

Mars – Sahi sen günlerdir ne örüyorsun Venüs?

Venüs – Sana atkı örüyorum aşkım. 🙂

Mars – Ay sakın Venüs, istemiyorum örme. Sevmem ben öyle el örgüsü atkı filan. Hem sen benim atkı taktığımı ne zaman gördün Allah aşkına? Ayrıca bana bu kadar yakın oturmak zorunda mısın? Sen ördükçe kalçan habire kıpraşıyor dibimde. Dikkatim dağılıyor. Kitabıma konsantre olamıyorum. Biraz yana kayar mısın?

Venüs – Aaa niye kayacakmışım? Şimdi kıpırdayamam söktüğüm ipler birbirine karışır. Valla bu yumak çok özel bir yumak aşkım. Taa Venedik’ten almıştım. Rahatsız oluyorsan sen değiştir yerini. Hem niye örmemi istemiyorsun? Ne güzel el emeği bir şey yapıyorum senin için Mars. Benden hatıra kalsın sana istemez misin?

Mars – Annemmişsin gibi davranma bana lütfen Venüs. Ben el örgüsü sevmiyorum diyorum zorluyorsun ama. Hayatta giymem ben onu. O yüzden boşuna uğraşma. Örmekle yorma kendini lütfen. Sonra giymedim diye bozulacaksın. Boş yere huzursuzluk çıkacak yine aramızda.

Venüs – Giymen önemli değil ki Mars. Gerçekten. Zaten ben kendim için ördüklerimi de neredeyse hiç giymedim ki.

Mars – Peki neden örüyorsun o zaman?

Venüs – Ben örmenin kendisini seviyorum. Tıpkı yaşamın kendisini sevdiğim gibi. Bittiğini görmek tabi ki mutlu ediyor ama esas keyifli olan sürecin kendisi. Hem ayrıca kafamı boşaltıyorum. Ellerimle bir şeyler üretmek çok iyi geliyor. Yalnız baksana habire söküp duruyorum. Sen istesen de istemesen de bitmeyecek sanki bu gidişle Mars.

Mars – La Sagrada Familia Kilisesi gibi desene.

Venüs – Nasıl yani?

Mars – Barcelona’da bulunan yapımı bir türlü bitmeyen kilise var ya.

Venüs – Öyle bir kilise mi var? Bilmiyorum.

Mars – Tam sana göre bir kilise aslında. Eminim görsen bayılırsın. Öyle acayip detaylar var ki, sanki dantel yapar gibi tek tek işlenmiş. Ama işte düşün 1880’li yıllarda yapılmaya başlanmış ve hâlâ bitmemiş. Senin örgü de o hesap olacak anlaşılan. 🙂

Venüs – Bitiremeyeceğim dediysem de abartma istersen Mars. Sadece biraz zor bir motif seçmişim. Kafam karıştı hepsi bu. Sen de tüm hevesimi kırıyorsun doğrusunu istersen. Hiç enerjim kalmadı. Bu motivasyonla bundan sonrasını nasıl öreceğim ben şimdi? Bendeki heyecan sende de olsaydı çok daha farklı olurdu. Atkıyı çoktan bitirmiş olurdum inan ki. Biricik el emeğimle; şimdi boynuna sarılmış, bu soğuk havada seni sıcacık ısıtıyor olacaktım.

Mars – Gördün mü bak? Sana demiştim. Daha şimdiden ben suçlu oldum, bitince kim bilir başıma neler gelecek? Bana atkı ördüğünü daha az önce öğrendim Venüs. Bitmemiş olmasının heyecan duymamla ne alakası var. Bilmediğim bir şey için nasıl heyecan duyabilirim acaba?

Venüs – Ben hissetmiştim zaten. Yine de emin olamadım. Senin için ördüğümü anladın da ilgilenmiyor gözükerek çaktırmıyorsun sanmıştım. Ne kadar da safım.

Mars – Neyse tamam sen haklısın hayatım. Hepsi benim suçum. Hatta sarı saçlarımdan bile ben suçluyum. Niye esmer değilim ki sanki? 🙂

Venüs – Dalga geçme Mars. Hem ben senin saçlarının rengine bayılıyorum bir kere. Ellerim boş olsa gezdirmek isterdim şimdi saçlarının arasında valla. Ay bak şimdi konuşmaya dalıp yanlışlık yapacağım yine. Sana zahmet şuraya işaret olsun diye parmağını koyar mısın? En azından onu görünce emin olurum. Daha fazla sökmeden dururum.

Mars – Anlaşıldı sen bana kitap okutmayacaksın.

Venüs – Sahi sen ne okuyordun? Önemli bir şey değildi umarım.

Mars – Aslında daha önce okuduğum bir kitabı okuyordum. Travenian’ın Şibumi adlı kitabı beni yıllar evvel çok etkilemişti. Evimiz Japonya’da olunca merak ettim acaba şimdi okuyunca neler hissedeceğim diye ama sayende tek satır bile okuyamadım.

Venüs – Afedersin Mars. Gerçekten özür dilerim. Ben nasıl örgü örmeyi çok seviyorsam biliyorum sen de kitap okumayı çok seviyorsun. Senin okuma tutkun öyle başka ki. İçine kadar hissediyor insan.

Mars – Evet gerçekten farklı seviyorum. Okurken zihnimde fotoğrafların oluşması çok hoşuma gidiyor. Sanki oturduğum yerden bambaşka diyarlara seyahat ediyorum. Bir sürü dünya geziyormuş gibi hissediyorum.

Venüs – Tutkunu ne güzel anlatıyorsun aşkım. Keşke ben de senin gibi anlatabilseydim. Oysa çok zorlanıyorum kendimi ifade etmekte. Bu arada fotoğraf demişken aklıma ne geldi Mars? Hatırlıyor musun? Bir keresinde seninle birlikte çok güzel manzarası olan bir tepeye tırmanmıştık.

Mars – Bugüne kadar bir sürü güzel manzarası olan tepeye tırmanmıştık Venüs. Hangi tepeden bahsediyorsun?

Venüs – Adını hatırlayamadım. Hani sen fotoğraf makineni yeni almıştın. “Arkanda çok güzel bir manzara var, fotoğrafını çekeceğim illa,” diye tutturmuştun. Hatırladın mı?

Mars – Venüscüm senin binlerce kez fotoğrafını çektim nasıl hatırlayayım?

Venüs – Elimde, yürürken çok terlediğim için yüzümü sildiğim bir havlu vardı. Fotoğrafta yüzümün yanında görünüp kötü çıkmasın diye elimi aşağı indirmemi istemiştin.

Mars – Havlunun rengini de söyle de tam olsun Venüs. Şaka gibi. Terini sildiğin elindeki havluya kadar tüm detayları hatırlıyorsun ama tepenin adını hatırlamıyorsun yani öyle mi? Pes valla. Neyse çıkaramadım hangi fotoğraftan bahsettiğini. Ne olmuş o fotoğrafa?

Venüs – Ben de onu soracaktım. Ne oldu o fotoğraf? Merak ettim. Nasıl çıkmıştım acaba? Tepeye çıkarken kafam o kadar başka yerdeydi ki, fotoğrafa bakmak hiç aklıma gelmemişti.

Mars – Venüs sen ciddi misin hayatım? Ben sana kitap okurken ne hissettiğimi anlatıyorum. Bu senin aklına, öylesine çekilmiş bir fotoğrafta nasıl göründüğünü mü getirdi gerçekten? Çok alemsin hayatım. 😝

Venüs – Ne var canım? Ay aman tamam. Çok da önemli değil. Sana da bir şey sorulmuyor. Bana habire gülüp duruyorsun. Bir daha da sormayacağım işte. Elini artık çekebilirsin. Söktüm tüm yanlış ördüklerimi.

Mars – Venüs sen de çok çabuk kırılıyorsun ama. Hemen niye suratını asıyorsun ki? Bak benim şahane bir fikrim var. Yarın ilk iş seninle birlikte Fuji Dağı’na çıkalım. Buraya geldim geleli istiyordum zaten. Epeydir de seninle birlikte bir tepeye tırmanmamıştık. Hem Fuji Dağı’nın manzarasından senin yepyeni bir fotoğrafını çekerim. Bu sefer doya doya bakarsın. Ne dersin?

Venüs – 😊 Hmm. Fena fikir değil aslında. Ama bilemedim. 😊 Yarın olsun da havanın durumuna göre bakarız.

Mars – 😊 Peki hayatım.

Venüs – Ay iki düz, bir ters mi yapacaktım sanki ben bu sırada. Bak gene söktüğümün aynısını yapmışım. Hay Allah ben niye habire aynı şeyi örüyorum yaa?

Mars – Madem hep aynı şeyi örüyorsun, sen en iyisi bir daha sökme Venüs. 😊 Hem versene sen bana o şişleri artık.

Venüs – Aaa napıyorsun Mars? Bırak şişlerimi.

Mars – Sen az önce boynumu sıcak tutmak istediğini söylememiş miydin? Gel bak ben sana onun başka bir yolunu göstereceğim. 😉

Venüs – 😍

Mars – 😍

Didem Elif

Okuyucuya oldukça uzun bir not: Yaklaşık üç haftadır İstanbul’dayım. Öyle yorgun hissediyordum ki kendimi, garip bir atalet duygusu içindeydim. Çağrıldığım ve gitmem gereken yerleri saymazsak, çok az dışarı çıktım. Neredeyse hep evdeydim. Fakat Yumak adlı bu öyküyle -bu diyaloglara öykü demek de ne kadar doğru bilmiyorum- haşır neşir olurken, Kutsal Aile anlamına gelen -daha önce görme fırsatım olmadığı- La Sagrada Familia Bazilikası hakkında o kadar çok şey okudum ki; bu diyaloğu yazarak sanki içinde tek başıma ayin yapmış gibiyim. Ayin müziğim ise -neredeyse çocuk yaşta- abimle birlikte sesini sonuna kadar açarak dinlediğimiz, Alan Parsons Project grubunun La Sagrada Familia şarkısı oldu. Metni bitirene kadar defalarca başa alıp tekrar tekrar dinledim. Oysa son günlerde sürekli Cem Adrian’ın Şeker Prens ve Tuz Kral albümünü dinliyordum. Açıkçası Yumak’ı yazmaya başlamadan önce aynı isimli parçasını paylaşmayı düşünüyordum. Dolayısıyla yazmayı bitirdikten sonra iki şarkı arasında oldukça kararsız kaldım.

Garip gelecek belki ama Cem Adrian daha yeni yeni dinlemeye başladığım bir isim. Başlarda Cem Adrian bana pek benim tarzım değilmiş gibi gelse de, Şeker Prens ve Tuz Kral albümü ilk dinlediğim andan itibaren yüreğime oturdu. Hatta geçtiğimiz yaz kendisi Kaş’ta konser vermişti. Gitmediğim için bayağı hayıflandım.

Alan Parsons Project’e gelince… Açıkçası; Beatles ve Pink Floyd için ses teknisyenliği yapan sonra da kendine grup kuran Alan Parsons ismi, benim gençlik yıllarımın yapı taşlarını oluşturdu diyebilirim. Onlar etkilendikleri sanat eserlerini ve toplumsal meseleleri müzik albümlerine taşıyan bir İngiliz grubu. 80’li yıllarda ön planda olan grubun; La Sagrada Familia’yı bitiremeden ölen, mimarı Antoni Gaudí‘nin yaşamı ve çalışmalarından ilham alarak yaptıkları Gaudi adlı bir albümü var. Bahsettiğim La Sagrada Familia şarkısı da bu albümde bulunuyor. Öykümde bir türlü bitirilemeyen bu büyülü bazilikadan boşuna bahsetmiyorum. Elbette bir anlamı var ama onu detaylı olarak anlatacak değilim. Bakmayın sürekli notlar bıraktığıma, normalde öykülerim ile ilgili her şeyi anlatmayı sevmem… 🙂 Okuyucu fark etsin isterim ama hadi size bir iyilik yapıp bu sefer biraz ipucu vereyim. Gaudi; tasarladığı La Sagrada Familia’nın kulelerinin tepesinde kullandığı süslemeleri anlatırken, onları cennet ile yeryüzü arasında bir bağlantı olarak gördüğünü belirtmiş. Bu kadarı yeterli oldu sanırım. 🙂

Yani kısacası La Sagrada Familia şarkısı bu metne çok uyacaktı…

Yıllar önce kendi kurduğum bir işin sloganında “İki seçenek arasında kaldığında, kendine üçüncü bir seçenek yarat.” cümlesini kullanmıştım. O yüzden iki şarkı arasında kararsız kalınca, üçüncü bir şarkı seçmeyi düşündüm önce; fakat sonra aklıma uyanı değil kalbimin istediğini seçmeye karar verdim. Dilerim siz de seversiniz. Keyifli dinlemeler.

Edebiyatla ve müzikle kalın,

Sevgilerimle…

Kaybolmak

Mars – Venüs kaç saattir neredesin sen? Çok merak ettim seni.

Venüs – Merak edilecek bir şey yok Marscım. Sadece biraz dışarı çıkıp hava almak istemiştim. Yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. Aslında bu kadar uzun süreceğini düşünmemiştim. Yürürken dalmışım, sonra birden kafam karıştı ve kayboldum sokaklarda. Bilirsin benim yön duygum çok iyi değildir. Beni eve ulaştıracak doğru yolu seçmek konusunda bir türlü karar veremedim. O yüzden biraz geciktim. Kusura bakma.

Mars – İyi de gideceğini bana neden haber vermedin?

Venüs – Haber verecektim ama öyle güzel uyuyordun ki kıyamadım. Aslına bakarsan hazırlanırken ses yapmaya da çalıştım. Kaç kere odaya girip çıktım. Hatta dudağına ufak bir öpücük bile kondurdum. Senden herhangi bir tepki gelmeyince, ben de uyandırmak istemedim.

Mars – Uyandırsaydın keşke Venüs. Uyanıp da seni evde bulamayınca başına bir şey geldi diye çok endişe ettim.

Venüs – Amma da abarttın. Başıma ne gelecek Allah aşkına Mars? Tek başıma dışarı çıkamaz mıyım yani? Hep beraber mi olacağız canım? Benim kendime ait bir alanım olamayacak mı?

Mars – Canım ne ilgisi var Venüs? Ben sana öyle bir şey mi dedim? O konunun bununla ne alakası var? Tabi ki kendine ait bir alanın olacak ama ben senin ne dışarı çıkacağını biliyorum ne de ne zaman geleceğini. Tüm evi aradım, herhangi bir not da bırakmamışsın. Sonuçta Japonya’dayız. Merak etmem normal değil mi? Bari yanına telefonunu alsaydın da en azından seni arayabilseydim. Sana nasıl ulaşacağımı bir türlü bilemedim Venüs.

Venüs – Sadece yürümeye çıktığım için telefon ağırlık yapmasın diye almadım. Nasılsa sen uyanana kadar dönerim diye düşünmüştüm. Tabi kaybolunca işler değişti. Senin telefonunu da bilmiyorum. Japonya’daki yeni numaralarımızı bir türlü ezberleyemedim. Yoksa bir şekilde seni arar haber verirdim inan ki. Dediğim gibi doğru olan yolu bir türlü bulamadım.

Mars – Neyse çok şükür ki iyisin.

Venüs – Evet evet çok iyiyim. Hiçbir sorun yok.

Mars – Biliyorum saçma ama aklıma kötü kötü şeyler geldi. Elif İstanbul’a giderken seni de yanında götürdü ve beni burada Japonya’da yalnız bıraktı sandım.

Venüs – Ay çok alemsin valla Mars. Elif neden öyle bir şey yapsın ki?

Mars – Ne bileyim? Şu aralar çok sessiz. Aklından ne geçiyor kestiremiyorum.

Venüs – Kestiremezsin tabi çünkü biz müneccim değiliz Mars. Kimsenin aklından ne geçiyor bilemeyiz. O yüzden kendi kafamızdan böyle şeyler kurarsak hiç sağlıklı bir şey yapmış olmayız. Doğru iletişim işte bu yüzden çok önemli ya. Elif şu aralar bize yeterince vakit ayıramıyor hepsi bu. Yoksa biliyorsun ki bizim mutlu bir birlikteliğimiz olmasını herkesten çok o istiyor. Ama her ne kadar Elif, sevgi dolu bir ilişkiyi bizimle anlatmak isteyen bir yazar olsa da, sonuçta her şeyden önce o bir anne ve hala ona çok ihtiyacı olan dört yaşında bir kızı var. Ne olursa olsun bunu önceliğine alması önemli.

Mars – Sanki ben farkında değil miyim Venüs? Başından beri bunu çok önemsiyorum.

Venüs – Biliyorum. İnan ki bazı şeyleri konuşmasak da biliyorum Mars.

Mars – Canım benim. Gel buraya. ❤️

Mars Venüs’e içten bir şekilde sarılır. Sevgi ve özlem içinde uzun uzun kucaklaşırlar.

Venüs – ❤️

Mars – E hadi anlat bakalım, kaybolunca nasıl buldun sonra evin yolunu?

Venüs – Ay hiç sorma. O kadar karışık geldi ki yollar, aklımla bir türlü çözemedim sokakları. E haliyle kimseye de soramadım. Ben de mecburen sezgilerime göre yol aldım. Bir ara ben de endişelenmedim değil. Neredeyse ümidimi kaybettiğim bir anda, bir baktım eve gelmişim. Nasıl sevindim anlatamam. Mucize gibi bir şeydi valla.

Mars – Evet gerçekten mucize gibi geliyor kulağa. Ama buna güvenmesen iyi edersin Venüs, her zaman böyle şanslı olmayabiliriz. O yüzden dışarı çıktığında kendince işaretler koyarak yol alırsan, bundan sonra evin yolunu bulman daha kolay olur.

Venüs – Hansel ve Gretel’in hikayesindeki gibi mi?

Mars – Evet ama tabi ki ekmek ile değil. O hikayede de biliyorsun ekmekleri kuşlar yiyordu. Yürüdüğün sırada kendine ev ya da dükkan gibi dikkatini çekecek bir kaç nokta belirlersen hiç fena olmaz. Özellikle dönüş yaptığın sokaklarda böyle nişanlar koy ki, şüpheye düştüğün zaman onları gördüğünde doğru yolda olduğunu anlayasın. Ayrıca şundan eminim ki bir süre sonra, evimize gelen tüm yolları iyice öğreneceksin hayatım. Sana sonuna kadar güveniyorum bu konuda.

Venüs – Bana güvenmene çok sevindim Mars. Bu benim için öyle kıymetli ki. Sana haber vermediğim için güvenini kaybettim sandım bir an.

Mars – Sen benim bu hayatta en güvendiğim insanlardan birisin Venüs. Yoksa seninle nasıl evlenebilirdim ki? Kimseyle olmayacak mahrem bir hayatı paylaşıyoruz biz seninle. Beni hesaba katmadan hareket etmişsin sadece. Ben de biraz kötü senaryolar kurmaya meyilli biri olunca yaşadığımız kaçınılmaz oldu.

Venüs – Evet haklısın.

Mars – Yalnız mahrem bir hayat paylaşıyoruz deyince ben birden şey oldum Venüs. 😊

Venüs – Ne oldun Mars? 😊

Mars – Hani şey diyorum, biraz fazla mı konuştuk ne? Acaba sussak da şey mi yapsak? 😍

Venüs – Bence de fazla konuştuk. Deli gibi başım ağrımaya başladı. 😉

Mars – A harika.

Venüs – Ne? Harika mı?

Mars – Başının ağrısına neyin iyi geleceğini biliyorum hayatım ama önce soyunup yatağa girmemiz gerek. 😍

Venüs – Marssss… 😍

Mars – Venüsümmmm… 😍

Didem Elif

Not 1: İstanbul’da olduğum süre içinde katıldığım ODM Aile Eğitimi’nde öğrendim ki; cinsel ilişki, sempatik sinirlerin fonksiyonunu arttırıyormuş ve orgazm baş ağrısına iyi geliyormuş. 5 günlük koca eğitimden aklında en çok bu mu kaldı derseniz; tabi ki hayır. 🙂 Çok değerli ve çok önemli bilgiler öğrendim ve bildiğim pek çok şeyi de yeniden hatırladım. Sonuçta bilmek yetmiyor, dolayısıyla öğrendiklerimi hayatıma geçirmek için yaşam boyu emek harcayacağım ve elimden geleni yapacağım. Yalnız doktorları, bilim adamlarını ve terapistleri saymazsak; Tamer Dövücü’nün kurduğu bir model olan ODM (Optimum Denge Modeli) eğitimlerine katılan çok fazla erkek olmadığını görünce; yukarıda verdiğim bilginin belki hayat kurtarabileceğini düşündüm. Ne de olsa evliliğin en önemli temel taşlarından biri cinsellik. Tabi sevgi, saygı ve güvenle yoğrulduğunda ancak güzel bir ilişki için bir anlamı var.

Not 2: Annemlerin balkonuna bir süredir bir çift kumru dadandı. İlk yavruları malesef yaşamadı. Şu sıralar yine bir telaşeleri var. Tüm sabah onları izledim. Yuvayı dişi kuş yapar derler ya. Doğru, dişi kuş yuvayı yapıyor ama yuva için gereken tüm çalı çırpıyı toplayıp getiren erkek kuş oldu. Her seferinde sadece tek bir çalı taşıyabildiği için defalarca gitti geldi balkona. Onları izlediğimin farkında olduğundan her yalnız bırakışında endişeyle bakınıp durdu bana. Daha önce yaptığı gibi -belki de mecburen- bu evin insanlarına güvenmeyi seçerek; yeni bir çalı bulmak için, biraz sonra geri gelmek üzere, kanatlarını çırparak uçup gitti. Düşünüyorum da… Bazen hayvanlardan öğrenecek çok şeyimiz var.

Not 3: Kumrularla yaşadığım bu sahne, Fazıl Say’ın kızına bestelediği Kumru adlı eseri hatırlattı. O zaman sevgi dolu bu parça, kızım Duru için gelsin… Keyifli dinlemeler.

Edebiyatla ve müzikle kalın,

Sevgilerimle…

Kimlik

Venüs – Aşk olsun sana ama Mars. Ben seninle bir daha konuşmayayım da gör gününü.

Mars – Haydaaa… Gene ne oldu Venüs?

Venüs – Senin bir göbek adın varmış hiç söylemiyorsun.

Mars – Ah evet. Çok saçma bir isim. Kullanmayı sevmiyorum hiç. İyi de sen nereden biliyorsun?

Venüs – Kimliğinde yazıyor.

Mars – Sen benim eşyalarımı mı karıştırıyorsun Venüs?

Venüs – Hayır canım. Kimliğini kitap ayracı olarak kullanmışsın. Kütüphanede seçtiğim kitabın içinden çıktı. Doğal olarak ben de inceledim. Şuna bak hem suçlu hem güçlü. Diğer isminin Kübik olduğunu niye bana söylemedin?

Mars – Sormadın ki. Ayrıca bir kimliğim olduğundan bile haberim yok hayatım. Hiç kimliğe ihtiyacım olmamıştı. Demek bir kimliğim varmış ve kitap arasında kalmış öyle mi? İlginçmiş.

Venüs – Nasıl sormadım? İnsan durup dururken birine senin başka bir ismin var mı diye sormaz ki. Senin söylemen gerekirdi.

Mars – Aklıma gelmedi valla. Kullanmadım ki bugüne kadar Venüs.

Venüs – Senin bu yaptığını Çorumlular yapmaz ama Mars.

Mars – Kimliğimde o konuda ne yazıyor baktın mı? Elif kesin beni Çorumlu da yapmıştır. Eğer öyleyse hiç şaşırmayacağım valla. Bu kadının kesin benimle bir derdi var.

Venüs – Gök Kubbe yazıyor.

Mars – Eh iyi bari. Oradan yırttık. Peki senin bir göbek adın var mı Venüs?

Venüs – Hayır benim göbek adım yok.

Mars – Ne güzel ne şanslısın. Ben hiç sevmiyorum iki ismim olmasını. Oldum olası sevemedim. Bir de ne kadar saçma. İsme bak. Kübik.

Venüs – Neden saçma olsun ki? Acaba kübizmden mi etkilenerek sana Elif bu ismi vermiş?

Mars – Hmm. Bilmem. Duymuşluğum var ama Kübizm hakkında fazla bir şey bilmiyorum.

Venüs – Kübizm denince Picasso akla gelir. Gerçeği olduğu gibi yansıtmaz onun resimleri. Geometrik biçimlerle çizer resmettiklerini.

Mars – Geometri mi? Aslında ben geometriyi çok severim. İlgimi çekti sen böyle deyince. Bana verdiği bu ismin anlamını merak ettim bak şimdi.

Venüs – Neyse konuyu dağıtmayalım. Bu seferlik seni affediyorum ama benden bir daha böyle şeyler saklama olur mu Mars?

Mars – Canım benim ama anlamıyorsun saklamadım ki. Aklıma bile gelmedi inan ki. Gelse söylerdim merak etme. Boş yere güvensizlik yaratmaya gerek yok. Bence de konuyu dağıtmayalım hatta kapatalım. Bir fikrim var. Aramızda az önce esen bu soğuk rüzgarı kaldırıp, seninle güne daha sıcak bir giriş yapalım. Hadi kalk ayağa.

Venüs – Neden ayağa kalkacakmışım? Hem sen ne yapıyorsun ellerin havada öyle?

Mars – Vals yapıyorum hayatım. Sen de bana katılsana.

Venüs – Ayy gene mi dans edeceğiz Mars? Tango maceramızdan sonra emin misin gerçekten benimle dans etmek istediğine?

Mars – Evet tabi ki. Hiç kuşkun olmasın. Senin varlığını kollarımda hissetmek dünyanın en güzel şeyi. Bundan vazgeçeceğimi nasıl düşünürsün?

Venüs – Ne bileyim? Beceremiyorum dans etmeyi bir türlü. Yüzüme gözüme bulaştırıyorum.

Mars – Bir de vals deneyelim seninle. Bence bunu seveceksin. Yapması çok keyifli. Düşünerek dans etmen gerekmiyor, müziği içinde hissederek, duyduğun ritmi tutturman yeterli. Beni izle, önce olduğun yerde tek başına yap. Hatta senin elbisen olduğu için illa ellerini havaya kaldırman da gerekmiyor benim gibi. Tut eteklerinden şu şekilde. Bir sağa doğru bedeninle yaylanarak adım at. Sonra aynı şekilde sola doğru. Kendini her iki tarafa sallayarak akışa bırak. Hah bak oldu. İşte böyle. Gördün mü çok kolay.

Venüs – Harika… Evet. Gerçekten oldu. Yapabildim. Yaşasın…

Mars – Şimdi tut elimi beraber yapalım.

Venüs – Ay Mars. Sanki bulutların üzerinde uçuyorum. Muhteşem bir şey bu. Çok güzel. Gerçekten çok teşekkür ederim. Nasıl iyi geldi anlatamam sana.

Mars – Hoppala. Sen gene mi ağlıyorsun Venüs? Ne çok ağlıyorsun sen de ama.

Venüs – Birden çok duygulandım. Güne böyle seninle dans ederek başlamayı hiç beklemiyordum doğrusu.

Mars – Ne güzel dedin. Harika bir fikrim var. Bundan böyle güne her gün dans ederek başlayalım Venüs. Eminim bu şekilde başlamak bütün günümüze etki edecektir. Dur sana bayılacağın bir vals çalacağım şimdi.

Venüs – Olur Mars. Güne böyle başlamayı gerçekten çok isterim.

Mars – Canım benim. Hadi gel o zaman. Bu sefer şarkıyla birlikte dans edelim seninle.

Venüs – ❤️

Mars – ❤️

Didem Elif

Not 1: Bu öykünün kapağında kullandığım Ağlayan Kadın adlı resimde; Picasso’nun, hayat arkadaşı Dora’yı resmettiği söylenmektedir.

Not 2: Özellikle Çorumlulardan özür dilerim. Ben sadece ağızlara yerleşmiş bu tanımlamayı kullanmak istedim o kadar. Yoksa Çorumluları severim. Ne de olsa kızımın babası bir Çorumlu. 🙂 Ama siz siz olun evlenmeden önce evleneceğiniz insanın kimliğine bir bakın. Sonradan bir sürpriz olmasın.

Not 3: Hangi ruh halinde olursanız olun, dinlediğiniz zaman kendinizi iyi hissettirecek bir müzik paylaşmak istedim sizlerle. Second Waltz; İkinci Dünya Savaşı’nın tüm etkilerini üzerinde hissetmesine rağmen, müziğiyle barış dilini anlatmaya çalışmış bir Dmitri Shostakovich bestesidir. Ama ben burada bir Andre Rieu yorumunu seçmeyi tercih ettim. Çünkü onun videosunu izledikten sonra bu melodiyi nerede duysam, kendimi tutamayıp kalpli gözlerle yerimde sallanmaya başlıyorum. Dilerim sizde de benzer bir etki yaratır. 🙂

Edebiyatla ve (tabi ki) müzikle kalın,

Sevgilerimle…

Oyun

Mars – Salla hadi Venüs. At zarları…

Venüs – Yaaa tüh yaa. Gene olmadı. 😞

Mars – Şeşi Dü… Bekleyeceksin napalım. Sıra bende. 😊 Hadi bakalım. Penc-ü Se! Severim güzeli gencüse… 🙂

Venüs – Ya Mars Allah aşkına, bari baş başayken Japonca konuşmasan. Aralarda ne demek istediğini anlamıyorum.

Mars – Ben Japonca konuşmuyorum ki güzelim. Tavlada zar attığımız zaman çıkan sayıların Farsça isimleri bunlar. Sana altı iki geldi, bana da beş üç. Onu söylüyorum. Tavla oynarken adettir bu. Sayıları Farsça sesli söyleyerek oynarsın.

Venüs – Ay bir de Farsça çıkartma başıma ne olursun? Zaten neredeyse bütün kapıları kapatmışsın, oyuna bir türlü yeniden giremiyorum. Resmen sen orada kendi hanende tek başına oynuyorsun, ben de durmuş seni bekliyorum. Aşk olsun sana ama.

Mars – Sen de ona göre hamleler alsaydın Venüs.

Venüs – Kırmasan beni olmuyor muydu yani Mars? Ne güzel tam pullarımı toplamaya başlamıştım. Hevesim kursağımda kaldı.

Mars – Neden kırmayacakmışım canım? Oyunu kendi lehime döndürme fırsatını yakalamışım, hiç kaçırır mıyım? Hem tavlada kırmadan olur mu Venüs?

Venüs – Tavla oynarken zar da tutulmaz ama sen hep zar tutuyorsun, sanki fark etmedim.

Mars – Yeniliyorsun diye niye mızıklanıyorsun ki şimdi? Oyun oynamayı sen istedin hayatım.

Venüs – Ben tavla mı oynayalım dedim sana? Ne vardı sanki normal insanlar gibi yılbaşında biz de tombala oynasaydık?

Mars – İyi de tombala kalabalık oynanınca güzel. İki kişi çok zevksiz olur. İkimizin beraber oynayabileceği en keyifli oyun tavla olur diye düşündüm.

Venüs – Gerçi Allah’tan Japonya’dayız diye Go oynayalım demedin. Buna da şükür tabi.

Mars – Bak iyi dedin. Go oynamayı da öğreniriz ilerde inşallah. Duyduğuma göre tavla gibi onun da hayata benzeyen bir felsefesi varmış.

Venüs – Hahaha. Ay sesli güldüm yani Mars. Tavlanın ne felsefesi varmış acaba? Pulları bir o yana, bir bu yana götürmek mi felsefe? İyi salladın şimdi.

Mars – Hayır hiç de sallamıyorum Venüs. Hayat bir nevi oyundur aslında. Tavla oyunu da tıpkı hayat gibidir.

Venüs – Hayat gibi midir? Nasıl yani?

Mars – Tavlada, tıpkı hayat gibi fırsatlar çıkar karşına ve zaman zaman risk alman gerekir. Gidişata göre taktikler geliştirip bir strateji uygularsın.

Venüs – Satrançta da var ki bütün bunlar.

Mars – Evet ama satranç tamamen strateji oyunudur. Oysa tavlada zara göre hamle yapıldığı için şans faktörü vardır. Tıpkı hayat gibi.

Venüs – Aaa evet doğru. Zar olunca işin içine şans da giriyor tabi.

Mars – O yüzden her ne kadar bir stratejin olsa da, şans faktöründen dolayı, çoğu zaman sezgilerini de içine katarak karar verirsin. İşte burada denge çok önemlidir Venüs. Kafana göre sürekli risk alamazsın. Alacağın risk ile değerlendireceğin fırsatların dengesini iyi hesaplaman gerekir ki çuvallamayasın.

Venüs – Doğru haklısın. Ben de kiminle aşık atıyorum di mi? 🙂 Seni böyle dinleyince şimdi, benim kazanmam imkansız şu durumda.

Mars – Niye canım? İmkansız diye bir şey yoktur. Hemen pes etme. Bazı hamlelerin fena değil aslında. Sadece biraz amatörsün. Bolca tavla oynarız, geliştirirsin kendini merak etme. Hem düzenli oynayınca; zihnimiz günlük rutininden çıkarak işlem hesapları yapacağı için, Alzeimer hastalığından korur bizi. Bu arada üzgünüm canım ama seni yine yendim Venüs. 😊 Neyse bu sefer en azından Mars olmadın. O da bir şey.

Venüs – Nasıl olmadım? Hayatım hep Mars ki benim. 😉

Mars – Aşkım benim.

Venüs – Aaaaa Marssss…

Mars – Ne oldu?

Venüs – Saat 12 olmak üzere. Bak sohbete dalıp yeni yılı kaçıracaktık neredeyse.

Mars – O zaman hadi hemen ışıkları söndür. Gözlerimizi kapatarak girelim yeni yıla.

Venüs – Tamam hemen söndürüyorum ışıkları ama gözlerimizi niye kapatıyoruz onu anlamadım. Baksana ışıkları söndürünce zaten karanlık oldu her taraf.

Mars Venüs’ü kollarının arasına alıp sevgiyle dudaklarından öper.

Mars – İşte bunun için Venüs. Her şey doya doya bunu yaşamak için.

Venüs – ❤️

Mars – ❤️

Didem Elif

Not: Çocukluğumdan beri tavla oynamayı çok severim. Fena bir oyuncu değilimdir aslında. Ancak sayıların Farsça isimlerini oldum olası öğrenemedim. O yüzden yanlış bir şey yazmamak için, tüm sayıların karşılıklarına internetten baktım. Hikayenin içinde hangisini kullanacağıma bir türlü karar veremeyince, ben de çıkarttım tavlayı ve zar attım. Şansıma hikayede yazdığım gibi altı iki çıktı. Yani Şeşi Dü. 🙂

Yeni yılda; hedeflerimiz doğrultusunda akıllı ve planlı bir şekilde emek harcarken, umarım şansımız da yaver gider de her birimiz kalbimizde olanı hayata geçirebiliriz. 🙂

Edebiyatla kalın,

Sevgilerimle…

Mustafa Kemal Atatürk’ün çocukluk arkadaşı ve yaşamının sonuna kadar ona en yakın kişi olan yaveri Salih Bozok ile tavla oynarken

Hayal Gücü

Venüs – Tanrım Mars şu manzaranın güzelliğine bak. Resmen Cennet burası.

Mars – Haklısın şahane bir yerde yaşıyoruz. Yeni doğan her güne şükrediyor burada insan. Bir de etrafımızdakilerin konuştuğu dili anlasaydık hiç fena olmazdı. 😉

Venüs – Evet haklısın. Senin gene yabancı dile karşı yeteneğin var. Şimdiden üç beş kelime öğrendin bile. Ben Japonca’yı hiç anlamıyorum. Kafam zerre kadar basmıyor valla.

Mars – Yani yine şikayetlenmek istemiyorum ama Elif bizim evimizi Kaş’a yapsa ne olurdu sanki? İlla bizi cennete gönderecekse Kaş da cennet gibi bir yer. Her gün Fuji Dağı’nı gören bu manzaraya bayılıyorum elbette ama kafam patlıyor şu garip harfleri anlayacağım diye.

Venüs – Canım vücut diliyle herkesle anlaşıyoruz ki, ne var sanki bu kadar büyütecek. Şikayetlenme lütfen, bir şeyden de mutlu ol canım. Hem Kaş diyorsun ama yaşlı insanlar için Kaş yaşaması zor bir yer. Her taraf yokuş. Belki ondan bizi Kaş’a yerleştirmemiştir.

Mars – Sen bana yaşlı mı demek istiyorsun Venüs?

Venüs – Hahahaha. Ne alakası var canım? Ben öyle bir şey mi dedim? Bunun yaşlılığı var demek istiyorum. Gerçi sen şimdi söyleyince düşündüm de yıldız olarak evet hepimizden biraz büyüksün aslında. 4,603 Milyar yaşındasın. Dünyanın yaşı ise 4,543 Milyar. Bu anlamda dünyadan bile eskisin Mars. 😊 Bense 4,503 Milyar yaşındayım sadece. 😉

Mars – Küçül de cebime gir Venüs. Duyan da çıtırsın sanır. Hem sen benden önce düştün gökyüzünden. İnsan olarak senden gencim bir kere.

Venüs – Ahh orası kesinlikle öyle canım. Hatta oyun oynamayı çok seven büyümeyen bir çocuk olduğunu söyleyebiliriz. Yalnız ben sana zaten yaşlı filan demedim ki, bu işin yaşlılığı var dedim. Ama düşündüm de yaş konusuna takılmak anlamsız. Bak tıpkı Duru’nun babası gibi, Elif’in babası da annesinden 12 yaş büyük. Tam 81 yaşında. Üstelik 18 yaşındayken vapurdan düşüp bacağı pervaneye takılarak parçalandığı için 13 ay hastanede yatmış defalarca ameliyat olmuş. Bacağı hiç bir zaman eskisi gibi olmamış yine de ona rağmen her sabah mutlaka yürüyüş yapıyor. Elif’in Kaş’ta çıkmaya korktuğu o dik yokuş var ya onu bile defalarca çıkmış. Maşallahı var. Hiç yaşa başa bakmıyor bu işler valla. Belki de yaşla ilgili değil de Elif bu manzarayı çok sevdiği için bizi buraya getirmiştir kimbilir.

Mars – Daha önce gelmiş mi ki Elif buraya?

Venüs – Yok henüz gelmemiş. Bizim vesilemizle bir nevi gelmiş gibi oluyor işte. Hem Mars, nerede olduğumuzun ne önemi var ki? Yıllar önce Semiramis Pekkan‘ın söylediği şarkıdaki gibi, sen neredeysen orası benim cennetim ki…

Mars – Canımsın benim. Gerçekten benimle nerede olsan mutlu olur musun?

Venüs – Olurum tabi ki. Bak mesela ben Japonya’da olmamıza hiç takılmıyorum. Doğrusu yeni bir dil öğrenebileceğimi sanmıyorum, berbat bir hafızam var zaten ama zamanla İngilizce bilen anlaşabileceğimiz kafa dengi arkadaşlar bulacağımızı düşünüyorum. Ayrıca buraya getirdiğim okumak istediğim o kadar çok kitap var ki, zamanım yetecek mi onların hepsini okumaya bilmiyorum. E sen de yanımdasın. Bütün gün seninle birlikte yaşıyorum, hayatı paylaşıyoruz, yaptıklarını izliyorum, varlığını doya doya içimde hissediyorum. Hem evimiz Japonya’da ama hayal gücümüzü kullanarak dilediğimiz zaman dilediğimiz yere gidebiliriz ki. Özgürüz biz. Hayattan daha ne isterim?

Mars – Haklısın. Seni dinlerken Piyanist filmi geldi birden aklıma.

Venüs – O neden aklına geldi şimdi? Çok hüzünlü bir film o. Ben sana güzel şeyler anlatıyorum senin aklına ne geliyor. Ne alaka yani Mars?

Mars – Benim o filmde en çok sevdiğim sahne; yahudi piyanistin, bulunduğu o kötü şartlara rağmen parmaklarıyla hayali bir piyano çalarak içinde müziği duyması olmuştu.

Venüs – Ahhh evet! İnsan kesinlikle şartları ne olursa olsun onu mutlu eden bir şeyler bulmalı içinde.

Mars – Zaten Albert Einstein da ne demiş?

Venüs – Ne demiş?

Mars – Hayal gücü bilgiden önemlidir, demiş. Yani bunu bir çocuk dese çok önemsemem de bütün varlığını bilgiye adayan bir adam bunu söylüyor, düşünsene.

Venüs – Evet ve de çok haklı.

Mars – O zaman ne yapalım biliyor musun?

Venüs – Ne yapalım?

Mars – Hava çok güzel. Termosa kahvelerimizi koyup şöyle Fuji Dağı’nı gören güzel bir yerde gidip piknik yapalım. Ne dersin?

Venüs – Aaa harika fikir. Hemen gidip kahveleri hazırlayayım.

Mars – Dur dur acele etme. Önce bu güzel fikrim için bana bir öpücük ver bakalım.

Venüs – 😍

Mars – 😍

Didem Elif

Not: İkinci Dünya Savaşı’nda geçen Polonya’lı ünlü piyanist Wladyslaw Szpilman’ın gerçek hayatının anlatıldığı Piyanist filminde, çoğunlukla Chopin’in müzikleri kullanılmıştır. Ben de bu hikayenin sonunda zorlu bir mücadeleden sonra hayatı kurtulan Wladyslaw Szpilman’ın kendisinin çaldığı bir Chopin noktürnü paylaşmak istedim sizlerle.

https://www.youtube.com/watch?v=n9oQEa-d5rU

Edebiyatla Kalın

Sevgilerimle,

Benim Dünyam

Venüs – Ben senin ne yapmak istediğini hiç anlamadım Mars.

Mars – Ben nereden bileyim anlamayacağını Venüs. Yoksa bu işe kalkışır mıydım? Resmen Bilal’e anlatır gibi anlatmak gerekiyormuş sana da ha.

Venüs – Bilal de kim Mars? Konumuzla ne alakası var?

Mars – Eyvahlar olsun. 🙈🙈🙈 Boşver canım ya. Onu şimdi hakikaten anlatamayacağım. Hem doğru olmaz. Elif’in başı belaya girer. 😉

Venüs – 😢

Mars – Ne o? Yoksa sen ağlıyor musun?

Venüs – 😭

Mars – Ciddi olamazsın Venüs. Yapma lütfen. Seni bu kadar üzecek ne söyledim ki ben şimdi? Hoppala.

Venüs – Soruma verdiğin cevap beni çok üzdü.

Mars – Afedersin. Bilimsel kavramları anlamakta zorlanman aslında çok normal. Bazı şeyleri merak etmiştim dolayısıyla araştırıyordum. Sen okuduğum şeyin ne olduğunu sorunca heyecanla direk anlatmaya başladım ama sana birden ağır geldi bu konu. Ben de geç fark ettim. Kusura bakma.

Venüs – Merak ettiğin şey neydi ki? 😞

Mars – Şimdi biz balayı için aya gittik ya Venüs. Biz ayda otururken dışarısı kadar içerisinin yani ayın yüzeyinin de ne kadar karanlık olduğunu fark ettim. Güneş ayı da dünya gibi aydınlatıyor ama buna rağmen ayda gündüz olmuyor. Dolayısıyla ayda bir aydınlanma görmek söz konusu değil.

Venüs – Evet haklısın. Ben de fark ettim bunu ama üzerinde durmamıştım.

Mars – İşte ben merak ettim neden acaba böyle oluyor diye. Dünyanın farklı bir atmosferi varmış Venüs. Ayda ise böyle bir atmosfer yok. O özel atmosfer sayesinde biz dünyada ışığı görüyoruz ve gelen güneş ışınları ile dünyamız aydınlanıyor. Böylece gündüzü yaşıyoruz. Bu sence de çok özel bir şey değil mi? Belki teknik terimler kullanmayınca şimdi ne demek istediğimi anlamışsındır.

Venüs – Evet böyle anlatınca anladım tabi. 😊 Az önce atmosfer; toz, kir, gaz ve su damlalarıyla dolu deyince; evimizin çok kirlendiğini ve hiç temizlik yapmadığımı ima ediyorsun sandım Mars.

Mars – Ahahaha Venüs. Ne alemsin sen var ya… 😆 Evimizin kirli olduğunu düşünsem ben kalkıp temizlerim ki. Sana niye imada bulunayım?

Venüs – Ne bileyim? Bazen anlamıyorum işte. İletişimimizde de bu yüzden bir kopukluk oluyor. Aslında insanlarda da böyle bir atmosfer mi var acaba Mars? Onu da araştırsan mı bir ara? Ondan mı var olan ışığı algılamıyor insanlar? Bazen zihinleri tamamen karanlıkta kalıyor ve yanlış düşüncelerin içinde saplanıp kalıyorlar. Atmosfer sorunu gibi bir sorun mu oluyor onlarda da acaba?

Mars – Ben kurduğun bu bağlantıyı tam anlamadım.

Venüs – Mesela şu an Elif bu yazıyı yazarken bilgisayar başında ya. Kullandığı farenin herhalde pili bitmiş, tutukluk yapıyor. Akmıyor olması gerektiği gibi ve şu an Elif’i kanırtıyor resmen. Sabah ilk iş gidip pil alması gerekiyor ki, bilgisayar başına geçtiğinde rahat bir şekilde çalışabilsin.

Mars – Fare ile bu konunun ne alakası var canım?

Venüs – Güneş nasıl bir enerji kaynağı ise pil de bir enerji kaynağı değil mi? İlişkilerde iletişim tıkandığında yani aralarındaki enerji rahat bir şekilde akmadığında insanlar çok bunalıyorlar ya. Işık geçmiyor belki ruhlarına. Bir anlamda karanlıkta kalıyorlar. Atmosfer yeryüzünü saran bir tabaka anladığım kadarıyla. Acaba onların yaşamlarına etki eden insanların da yüzeyini saran bir tabaka mı var? Tabi bunu iyice araştırmak lazım. Tam da çözemedim bu konuyu aslında. Sen bakma bana tamamen sesli düşünüyorum şu an. Yoksa genelde kafamın içinden geçiriyorum bunları.

Mars – 🙉 Sen hep böyle misin Venüs? Yani kafan hep böyle mi çalışıyor senin?

Venüs – Yaniii… Eeevet… Çoğunlukla… 😊

Mars – Allah kolaylık versin diyeyim, ne diyeyim ki.

Venüs – Mesela Cennet’e taşınıp bir evimiz olunca, ben şimdi hayatımda ilk kez elimle çiçek ektim ya geçen gün Mars. Bu sabah o çiçeklere su veriyordum. Bir süredir vermeyince toprak iyice kurumuş. Ben de suyu birden bolca döktüm saksıya. Fakat bir baktım saksının altından su akmaya başladı. Oysa ilk verdiğimde yavaş yavaş dökmüştüm hiç öyle bir şey olmamıştı. Toprak suyu çok güzel emmişti. Daha az su dökmeme rağmen hızlı döktüğüm için saksı suyu dışarı atınca; toprağa, ihtiyacı olan suyu resmen veremedim.

Mars – Eee ne olmuş? Bundan sonra yavaş dökersin sen de.

Venüs – Ya işte onu düşündüm. İnsanlar ilişkilerinde de yaşıyor sanki bunu. Bazen dedim karşı tarafa birdenbire fazladan verici davrandığında karşı taraf hepsini alamadan dışarı atıyor. Belki de yeterince alamıyor insanlar o verdiğin şeyi. Veren de memnun kalmıyor o zaman alan da. Oysa tüm ilişkilerde ihtiyacımız olan alış-verişler yavaş yavaş gerçekleştiğinde muhtemelen daha sağlıklı ve dengeli bir iletişim kurulabilir. Bunun gibi şeyler düşündüm işte. Hala da üzerinde düşünüyorum. Tam bir yere varamadım.

Mars – Of ama bu zihin yapısı çok yorucu. Öyle değil mi? Suyu ver çiçeğe gitsin Venüs. Fazla su mu çıktı saksının altından onu da bir bezle sil tamam oldu bitti hayatım. Ay ne kadar ayrıntılarla yaşıyorsun. Öldüreceksin bir gün sen bu detaylarla beni valla.

Venüs – Evet gördüğüm, bir anlamda hissettiğim her şeyde bir anlam arıyorum. Bu gerçekten yorucu belki ama ben bunu bilerek yapmıyorum ki. Hayata dair ne varsa her şeyi anlamaya çalışıyorum. Tıpkı kör bir insanın…

Mars – Evet evet biliyorum. Tıpkı kör bir insanın dokunduğu şeyi el yordamıyla yoklayarak anlamaya çalışması gibi… Bazı şeyleri sürekli tekrar ettiğin için artık iyice ezberledim hayatım… 😍

Venüs – 😍

Mars – Neyse ben çok acıktım. Akşama ne yemek yiyoruz? Ben yine bugün de hurma yemek istemiyorum Venüs. Cennet meyvesi bir yere kadar yeniyor yani. Hem cicim ayları da bitti sayılır. Artık yemek yapmaya başlayalım lütfen evde.

Venüs – Yemek mi? Ama ben hiç yemek yapmadım ki hayatımda.

Mars – Neee? Sana yemek yapmayı Elif öğretmedi mi Venüs?

Venüs – Hayır öğretmedi. Sana öğretti mi ki?

Mars – Hayır bana da öğretmedi. Sandım ki sen kadınsın ya. Hani belki dedim…

Venüs – Ne demek sen kadınsın ya?

Mars – Yok yani… Ay neyse amaaannn dert ettiğimiz şeye bak. Şimdi beraber internetten tariflere bakar yapa yapa öğreniriz Venüs.

Venüs – Ay sahi ya. Bravo Mars aklınla bin yaşa. Biliyor musun şimdiden heyecanlandım. Seninle beraber yemek yapmak çok keyifli olacak. 😍

Mars – 😊 O zaman şöyle güzel bir müzik aç bakalım da, evimizin önce bir atmosferi değişsin. Ben de bahçeden yemeklik ne toplayabilirim bir bakayım.

Venüs – Hah konuyu ne güzel atmosferle bağladın. Bak gördün mü evimizin bile bir atmosferi var. İnsanların niye olmasın ki? 😉 Bunu bence sen gerçekten bir araştır.

Mars – 😊 Merak etme sen. Çoktan bu konuda düşünmeye başladım bile. 😍

Venüs – 😍

Didem Elif

Edebiyatla Kalın

Sevgilerimle,

Bereket

Mars ve Venüs Tanrının huzurunda evlenip, tüm okuyucuların katıldığı bir törenle ayın üzerinde güzel bir balayı geçirdikten sonra onlar artık cennettedir.

Mars – Yok duymuyor anacım yok. Bu kız beni gerçekten duymuyor?

Venüs – Anlamadım Mars. Dalmışım pardon. Bana bir şey mi dedin?

Mars – Yok bir şey hayatım. Kendi kendime konuşuyordum. Ancak sen bazen tamamen kopuyorsun dünyadan var ya. Sana bir şey söylesem beni zerre duymuyorsun. Çok enteresansın yani.

Venüs – Ya evet. Aynı anda iki iş yapamıyorum maalesef. Başladığım şu mozaiği tamamlamaya çalışıyordum. Nasıl bir parça koysam onu düşünüyordum. Bir işle uğraşırken başka bir iş yapamıyorum aşkım ben yaa.

Mars – İyi de benim seninle konuşmam bir iş değil ki. İnsan etrafında olup biteni fark etmez mi hiç canım. İş yapıyorsun diye dış sesleri nasıl duymazsın ki?

Venüs – Yok duyuyorum aslında. Mesela senin konuştuğunu fark ettim ama ne dediğini anlamadım.

Mars – O an beni sadece ses yığını olarak mı algılıyorsun yani?

Venüs – Evet aynen sadece bir ses yığını duyuyorum. Anlamı olmayan bir ses yığını.

Mars – Teşekkür ederim yani Venüs. O kadar anlamsız yani benim cümlelerim senin için.

Venüs – Hahaha. Mars çok alemsin. Şimdi ben sana öyle bir şey mi dedim? Hemen ne alınganlık yapıyorsun? Bir şeyle uğraşırken o kadar fazla konsantre oluyorum ki, yanımda bomba patlasa algılayamıyorum. O kadar yani. Bu da benim yapım ne yapabilirim ki? Yaptığım işe çok fazla odaklanıyorum ondan oluyor. Yalnız meseleyi ne kadar çarpıtıyorsun sen de ha? İşimiz iş yani seninle. Sadece sana özel bir şey değil ki, herkesle başıma geliyor.

Mars – He anladım. Herkesle oluyorsa iyi o zaman bari. Ne bileyim benim konuşmalarımı önemsemiyorsun sandım bir an. Haklısın boş yere kuruntu yaptım.

Venüs – Bak mesela, senin konuştuğunu fark ettiğimden beri de yaptığım mozaiğe olan tüm konsantrem bozuldu. Az önce kestiğim cam elime batmış görüyor musun? Hay aksi durduk yere elimi kanattım.

Mars – Ay kanıyor hakikaten. Dur sana mendilimi vereyim. Al bunu sar üstüne hemen.

Venüs – Mars sen yanında mendil mi taşıyorsun? Aynı eski zamanlardaki gibi. Ay çok şeker. Çok tatlısın aşkım sen yaa…

Mars – Nesi hoşuna gitti bunun anlamadım ama iyi ki taşıyormuşum. Gördüğün gibi lazım olabiliyor işte şimdi olduğu gibi.

Venüs – Ne bileyim, herkes kağıt mendil kullanıyor ya şimdi. Kullan at hesabı. Senin gibi mendil taşıyan pek kalmadı hayatım.

Mars – Ben o kağıt mendillerin dokusunu sevmiyorum, ne o öyle hışır hışır.

Venüs – Kumaş mendilin dokusu daha güzel tabi ama işte kullandıktan sonra atamıyorsun, yıkamak gerekiyor.

Mars – Bunu yıkamakta ne var ki? Pratik olacak diye ne kadar da tembelliğe ve özensizliğe alıştırmış insanlar kendini. Neyse aç bakayım durdu mu elinin kanaması?

Venüs – Evet evet durdu. Teşekkür ederim ciddi bir şey değildi zaten. Alt tarafı ufak bir cam kesiği.

Mars – Konsantreni bozup seni böldüğüm için özür dilerim. Ne yapıyorsun sen şu an peki?

Venüs – Mozaik yapıyorum.

Mars – O kadarını anladım Venüs. Bu mozaik bitince ortaya ne çıkacak onu anlamadım. Neredeyse parçaları tamamlamışsın, çok az boş yer kalmış ama ben tam olarak bir şeye benzetemedim yaptığını. Bir araya koyduğun bu mavi parçalar bir şekil oluşturacak sanki.

Venüs – Ah evet. Ben bu şekli çok seviyorum.

Mars – Bir anlamı var mı bu şeklin?

Venüs – Türk kilimlerinde sıkça kullanılan bir motif bu Mars. Bereket anlamına geliyor.

Mars – Demek bereket. Yani bolluğun simgesi.

Venüs – Evet bolluğun simgesi. Bunun gibi bereket anlamında kullanılan birkaç motif daha var. Anadolu kültüründe bereket motifleri sonsuz mutluluğu temsil ediyor. Aynı zamanda evrenin yapısını yani insanın doğum ve ölümünü simgeliyor.

Mars – Vay, anlamını bilince heyecanlandım resmen. Bitmesini sabırsızlıkla bekliyorum. Sen tamamlayana kadar bölmeden sessizce seni izleyeceğim aşkım söz veriyorum.

Venüs – Canım benim. Beni bölmende hiç sakınca yok. Seninle konuşmayı, özellikle yaptığım işler üzerine konuşmayı, çok seviyorum. Seninle paylaşmak beni her şeyden çok mutlu ediyor inan ki.

Mars – Ben de seni işini yaparken izlemeyi çok seviyorum. Gerçekten. Yaptığın işi o kadar aşkla yapıyorsun ki? Etrafındaki her şeyle tüm bağlantının kesilmesini bu anlamda anlıyorum aslında.

Venüs – Bir tanesin sen. Ama biliyor musun sanırım ben daha fazla mozaik yapmaya devam edemeyeceğim. Şu an her şeyi bırakıp sana sıkı sıkı sarılmak istiyorum.

Mars – Hayır olmaz.

Venüs – Nasıl yani? Olmaz mı? Beni istemiyor musun?

Mars – Tabi ki istiyorum ama artık evliyiz unuttun mu? Sana dilediğim zaman sarılabilirim. Ben bir an önce şu mozaiği tamamlamanı istiyorum. Bitmiş halini çok merak ediyorum.

Venüs – Yok yaa. Demek evli olduğumuz için istediğin zaman bana sarılabileceğini sanıyorsun. Ohhh işte bunda yanıldınız bayım. Beni kızdırdığın an seni cennetten kovdururum Mars, tepemin tasını attırma benim.

Mars – Anam anam gene celallendi hatun. Venüscüm ama sen beni yanlış anladın. Sen anlatınca o kadar heyecanlandım ki, bir an önce yeni evimize senin yaptığın bu mozaiği asmak istiyorum. Ondan yani. Yoksa sana sarılmak istemez miyim canım?

Venüs – Çevir kazı yanmasın. Evlenince hemen değiştin sen bakıyorum.

Mars – Evimizin tüm duvarlarını senin yaptığın mozaiklerle donatalım Venüs.

Venüs – Boş laflara karnım tok benim Mars.

Mars – Bak şimdi. Sen ciddi ciddi bozuldun ama. Vallahi yanlış anladın beni. Hem bak ben ne diyeceğim sana. Senin kilimlere dokunan bu sembolle ilgili anlattıkların bana yıllar evvel duyduğum bir hikayeyi hatırlattı.

Venüs – Hikaye mi? Ne hikayesiymiş bakayım o?

Mars – Bir zamanlar bir çoban varmış. Bu çoban yanında çalıştığı beyin kızına aşık olmuş. Kız da ona aşıkmış. Hem de çok aşıkmış.

Venüs – Demek bir aşk hikayesi bu. Ayyy çok merak ettim şimdi. Eeee sonra ne olmuş?

Mars – Seni de aşk hikayesiyle kandırmak ne kolay be Venüs. Bak öyle herkesin anlattığı hikayelere aldanma tamam mı? Sonra bozuşuruz valla.

Venüs – Yaa ne alakası var. Yaptığım mozaik sana nasıl bir aşk hikayesi hatırlattı onu merak ettim sadece. Bak tam affettim seni gene sinirlendireceksin beni ama…

Mars – Ay tamam tamam sinirlenme… Nerede kalmıştım? Haa… İşte çobanla beyin kızı çok aşıklarmış birbirlerine. Çoban en sonunda bir cesaretle istemiş kızı babasından.

Venüs – Çok iyi yapmış. Aferin ona. Aslan çoban!

Mars – Dur, isteyince hemen sanki kızı verdi mi babası?

Venüs – Vermemiş mi namussuz?

Mars – Niye namussuz oluyor canım? Herkes dengi dengine. Tabi ki vermemiş. Hiç olur mu bey kızı ile çoban? Sana da hikaye anlatılmıyor. Hemen atlıyorsun yani Venüs. Bir türlü bitirmeme izin vermiyorsun.

Venüs – Tamam hadi devam et. Nereye varacak bu hikaye bakalım.

Mars – Babası kızı vermemiş üstelik çobanı da bir güzel dövdürmüş.

Venüs – Yaaa namussuz dedim sana işte. Aşık olmuş diye dövülür mü insan hiç?

Mars – Ama Venüssss…

Venüs – 🙂 Tıp… 🙂

Mars – Hem kızına da sormuş ki sonradan adam. Tabi kız korkudan bir şey söyleyememiş babasına. Tüm duygularını içinde saklamış ama içten içe çobanı sevmeye devam etmiş. Bu sefer kızın babası yakın bir köydeki bir beyle evlendirmiş kızını. Zavallı çoban bu durum karşısında hiçbir şey yapamamış. Aşkını içine gömen kız ise kilim dokumuş habire. Öyle ki resmen dokuduğu motiflere aşkını anlatmış. Kızın evlendiği adam kilimleri görünce hemen anlamış kızın aşkını. Babasına her şeyi anlatarak adamı ikna etmiş ve çobanla kızın bir araya gelmesini sağlamış. Ne güzel bir hikaye değil mi? Ben duyduğumda çok sevmiştim.

Venüs – Ahh evet… Gerçekten çok güzelmiş.

Mars – Fatih Kısaparmak da etkilenmiş olmalı ki bunun türküsünü yapmış. Dur google’dan bulup sana türkünün sözlerini de okuyayım.

Ayıptır günahtır diye kilit vurdular dilime,
Aşkı dokudum kilime anlıyor musun?
Yetinmedim türkü yaptım gayri bu canımdan bıktım.
Hani senin olacaktım dinliyor musun?
 
Kilim kalbin aynasıdır gönül sesidir.
Her nakışı bir duygunun i̇fadesidir.
Kilim sevgiliye çağrı aşka davettir.
Kimi renkler şikayettir kimi hasrettir.
 
Ben şu gönül tezgahında kilim dokudum.
Erenlerin dergahında aşkı okudum.
Töremizde kilim demek i̇lim demek.
Kilim sevdadır özlemdir derttir istektir.

Venüs – Bak şimdi kilim dokuyasım geldi resmen Mars.

Mars – Yok artık Venüs. Ona da bulaşma lütfen. Her şeye el attın bir o kalmıştı.

Venüs – Evimize güzel bir kilim alalım o zaman. İkimizin de beğeneceği güzel bir kilim. Ne dersin? Tıpkı Elif’in annesiyle babasının yaptığı gibi beraber bakar, karar veririz. Olur mu?

Mars – Olmaz mı? Harika olur hem de.

Venüs – Yaşasın!

Mars – Mutluluktan ne komik zıpladın. 😍 Öyle tatlısın ki. Şu an seni içime sokasım geldi. Bu arada ne kadar aptalım ben Venüs ya. Fırsatım varken sana sarılmadım az önce. Gelsene yanıma sana sıkı sıkı sarılayım.

Venüs – Ama mozaiği bir an önce bitir demiştin.

Mars – Gel buraya lütfen. Başlayacağım mozaiğe şimdi… 🙂

Venüs – 😍

Mars – 😍

Didem Elif

Not: Kaş’a ilk yerleştiğim sene sanatçı Olça Tansuk ile tanışmıştım ve kendisinden mozaik yapmayı öğrenmiştim. İlk yaptığım mozaik öyküde de bahsi geçen; kilimlerde sıkça kullanılan, Anadolu motifi bereket sembolüydü. Maddesel şeylere sahip çıkmayı oldum olası beceremediğim için o mozaik nerede şu an bilmiyorum. Allahtan sosyal medya var da, geçmişte Facebook’ta paylaştığım fotoğrafını bir şekilde bulabildim. 

Bu arada konudan bağımsız olarak aşağıdaki videoyu paylaşmak istedim sizinle. Her şeyin de illa bir bağlantısı olması gerekmiyor sonuçta. Videoda geçen Malaguena’yı gitarda çalmak için 25 sene önce aylarca uğraşmıştım. Yine de adam gibi çalamıyordum. O yüzden hiç haz etmem bu melodiden aslında ama videodaki flamenko dansıyla birleşmiş bu versiyona bayıldım. Keyifli seyirler…

Edebiyatla kalın,

Sevgilerimle…