Susmak

Son aylarda garip bir ruh hali içindeyim. Özellikle Dolmabahçe’de yaşanan terör olayından sonra bir suskunluk kapladı içimi. Ne desem boş gelmeye başladı. Sosyal medyada bir çok kişi büyücü moduna girmiş, terörü lanetliyordu. Sanırsın lanetlenince terör adlı canavar birden bir fareye dönüşecek. Belki milyon kez yazdım, sevmiyorum bu lanetleme kelimesini. Ne zaman görsem evimin orta yerine çöp atılıyormuş gibi hissediyorum. Terör olayları sıklaştıkça sosyal medya o kadar negatif bir ortam haline geldi ki; ne kadar yoğun gündelik hayatım da olsa oldukça aktif bir paylaşımcı olduğum halde, biraz uzak durmak istedim.

1976 doğumluyum. Benim kuşağım 80 sonrası gençliği olduğu için apolitik yetiştirildi. Bizler orta okulda, lisede, üniversitede siyasetle uğraşan gençler değildik. Üniversitedeyken o ana kadar hep roman okuyorken, yanında farklı konularda kitaplar da okumaya başladım. Felsefe ağırlıklıydı bu kitaplar. Siyaset hala ilgimi çekmiyordu. Tesadüf eseri Uğur Mumcu’nun “Sakıncalı Piyade” ve “Söz Meclisten İçeri” kitaplarını okuduğum dönemlerde Uğur Mumcu öldürülünce çok etkilenmiştim. O zaman fark ettim ki bize yakın tarih öğretilmiyordu. Elbette bir şekilde ihtilaller olduğunu, bir dönemin başbakanı Adnan Menderes’in ve Deniz Gezmiş’lerin asıldığını biliyordum. Ama o kadar, içeriğe dair herhangi bir bilgim yoktu. Neden bu sonuçların yaşandığını merak ediyordum.

Herhangi bir siyasi fikri tam olarak benimseyememiş olmak bana kendimi eksik hissettiriyordu. Solcu muydum sağcı mı? İkisi de değildim ama artık yetişkindim ve bir an önce karar vermeliymişim gibi geliyordu.

Türkiye Ekonomisi dersinde yakın tarihimizin ekonomisini öğreniyorduk. Hocamız herkese dönemler seçtirerek sınıfta sunumla anlatacağımız ödevler vermişti. Bilinçli olarak Adnan Menderes’i seçtim. Olan biteni öğrenmek için daha iyi bir fırsat olamazdı. Onlarca kaynak okudum. Doğumundan ölümüne ilginç bir hayat hikayesiydi. Fakat siyaset okudukça daha da siyasetsizleşiyordum. Bitirme tezimi aynı hocadan aldım. İhtilallerin ekonomiye etkisini araştırmak istedim tezimde. İhtilal kelimesi yerine ‘müdahale’ kelimesi kullanmak şartıyla kabul etti hoca. Bir gün kampüste birlikte yürürken, siyasete atılmam gerektiğini söyledi bana. Başarılı olacağımı düşünmüştü belki, ya da siyasete karşı bir tutkum olduğunu sanmıştı. Oysa benimkisi bilmemekten kaynaklanan bir meraktı sadece. Siyaset her geçen gün anlamsızlaşıyordu gözümde. Bilinçli olarak apolitik yetiştirildiğimizi düşünüyordum ve bunun önüne geçebilmek istemiştim.

Son yıllarda ise içimiz dışımız siyaset oldu. Siyaset yapmadığımız gün yok gibi. Eğleneceğimiz ortam diye düşünebileceğimiz sosyal medyada bile; sevimli kedi, köpek paylaşımlarından fazla yeri siyaset kaplıyor. Şimdi de nerdeyse haftada iki kez bir terör meselesi hakim gündemde.

Yakınlık duyduğum fikirler var elbette ama hala ne solcuyum ne de sağcı. Ülkede olan bildiğim ve gördüğüm bazı şeyler beni o kadar rahatsız ediyordu ve üzüyordu ki, belki bir kişi bile olsa farklı bakarsa diye ben de çok fazla siyaset yaptım sosyal medya hesabımda. Bu gerekliydi o gün için. Gittikçe iç savaşa sürüklenmeye çalışıldığımız şu dönemde ise söylediğimiz ve paylaştığımız her şeye dikkat etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Ateş düştüğü yeri yakar. Aynı evin içinde yaşıyoruz hepimiz. Bu ülkeye zarar veren her felaket haber, her birimizin içini yakıyor. Aksi mümkün değil. Kendi evimde ateşle oynandığını düşünüyorsam uyarmak isterim elbette ev halkını. Bazen oldukça sertleşmem de gerekebilir. Ama gerçekten ev yanmaya başladığında yangını kimin çıkardığını tartışmakla zaman kaybetmem. Ne kadar haklı olduğumu da düşünsem, zaman yangını söndürmek zamanıdır şimdi. Atacağım ufak bir kozalak parçası bile ateşi destekleyecek diye düşünüyorum ve negatif herhangi duygu yaratacak paylaşımla bulunmak yerine sessiz kalmayı seçiyorum. Bir yandan da kendi günümü pozitifleştirecek uğraşlarla vaktimi değerlendirmeye çalışıyorum. Etki edebildiğim kendim ve etrafım için en iyi olma çabası benimkisi. Değiştiremeyeceğim şeylerle de enerjimi tüketmemek niyetindeyim bir taraftan. Kendimi ve başkalarını daha fazla aşağıya çekmek istemiyorum çünkü.

Yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen umudumu yitirmedim. Bu ateşli günlerin içinden küllerimizden yeniden doğarak, daha sağlam bir millet olarak çıkacağımıza inanıyorum.