Kilim

Daha çocuğum. Aslında yeni yeni adet görmeye başlamışım ve göğüslerim artık büyümüş. Yine de saatlerce bir kilimcide oturmak istemeyecek kadar çocuğum. Dört bir odası halıfleks kaplı bir evde otururken, annem ve babamın niye ısrarla kilim baktıklarını anlayamayacak bir yaştayım. Babamın işyerinin giriş katında kocaman bir kilimci varken üstelik. Bu sıcak yaz gecesinde sevimli bir çay bahçesinde güzelce bir ağacın altında serinlemek yerine, içilmesi burada tercih edilen çayları aklım kesinlikle almıyor.

Evden çıkalı bir haftadan az olmuş. İç Anadolu’dan başlayıp her gün farklı bir yerde konaklayarak adı duyulmamış bu küçük sahil kasabasına kadar gelmişiz. Benim için büyülü olan bir yolculuğun içindeyim. Ömrümde ilk kez antik şehirleri, önemli insanların kabirlerini geziyorum. Filmlerden ve kitaplardan öğrendiğim şelale ve vadi kavramları ilk kez kafamda görsel bir şölenle bir yere oturuyor. Anıtkabir, Mevlana Türbesi, Peri Bacaları, Ihlara Vadisi, Manavgat Şelalesi… Kayalarda kral mezarları… Daha birinin duygusu bitmeden, bambaşka enerjisi olan bir yerin duygusuna yer açıyorum küçücük benliğimde. İşte bu kilimci de onlardan biri.

Burada geçirdiğimiz zamanı anlamasam da sıkılmıyorum. Hayır kesinlikle sıkılmıyorum. Gündüz girdiğimiz denizde kulağıma kaçan su çıktığına ve artık ağrı yapmadığına göre, “hadi,” diye sızlanarak annemlerin keyfini kaçıracak değilim. Tuhaf bir merak duygusu içindeyim. Sonuçta ömrüm boyunca hafızamdan silinmeyecek bir kilim kokusu eşliğinde, onların karar vermesini bekliyorum. Önlerine serilen her dokuma karşısında gözleri daha bir farklı ışıldadığına ve bir maden bulmuş gibi büyülendiklerine göre önemli bir yerde olmalıyız. Yıllar sonra adı sanı bilinmeyen bu sahil kasabasında yaşayacağımı, bu kilimcinin her gün önünden geçeceğimi ama bir kez olsun bile içine girmeyeceğimi ve buradan alınan kilimi büyük bir mutlulukla evime sereceğimi henüz bilmiyorum. Nasıl bilebilirim ki? 30 yıldan fazlasından bahsediyoruz.

O yıllarda desenine zerre kadar dikkat etmediğim bin bir güçlükle karar verilen kilime bakıyorum bugün. Keşke annemin babamla geçirdiği o mutlu saatleri bir kavanoza sığdırıp konserve yapabilseydim. Gerçi yapabilseydim de şimdiye çoktan tükenmiş olurdu öyle değil mi? İlişkilerinde yaşadıkları tüm güzel anları yoksa herkes ihtiyacı olduğunda kullanmak üzere kavanozlarda biriktirmez miydi?

Belki de ben en doğrusunu yaptım. O anları çocuk yüreğime koyarak daha da kalıcı hale getirdim. Böylece yapayalnız hissettiğim bu evde sadece bir kilime bakarak sanki uçan bir halıya binmişim gibi güzel zamanlara doğru yolculuk yapabildim. Çünkü tıpkı benim o kilimcide geçirdiğim anlar gibi; ne kadar uzun süredir bekliyor olsan da, yalnız olmadığını biliyorsan mutlusundur.

Didem Elif

Not: Çok ama çok kısa bir öykü oldu. Çünkü bazı öyküler daha fazla uzamamalı. Acıttığı yerde bitmeli. Bitmeli ki kimsenin çocuk yüreği daha fazla acımasın. O zaman biten her şey için Sertap Erener’den gelsin. İncelikler yüzünden…

Edebiyatla Kalın

Sevgilerimle…

Beğeni ve takip için tıklayınız...
error

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.