Kaza

Mars ve Venüs şaşkınlık içinde nikah memuruna bakakalmıştır. Memur sevgi dolu bir ifade ile ona doğru yürümeleri için işaret eder. Mars bu görüntü karşısında öyle sinirlenir ki, düğüne olan tüm motivasyonu bir anda bozulur. Kızgın bir şekilde memura doğru yürürken Venüs’ün elini bırakır. Ayakkabısı kayan Venüs aniden yere düşer. Del4 ve Noel Hoca onu yerden kaldırmak için hemen yardımına koşarlar. Kollarından tutup ayağa kaldırırlar. Venüs’ün gelinliğinin kan içinde kaldığını görünce herkes panikler. Venüs’ün bu hali karşısında Mars ne yapacağını bilemez.

Del4 – İyi misin Venüs? Aman Allahım elbisen kan içinde.

Venüs – İyiyim, iyiyim. Hatta canım çok acımadı sayılır o yüzden bu kan neyin nesi ben de bilmiyorum.

Venüs elbisesinin eteğini kaldırır. Düşerken Noel Baba Kilisesi’nin yerdeki taşlarına sürtünen dizi yaralanmıştır. Kiliseye yeni girmiş olan bir kadın bunu fark edince hemen Venüs’ün yanına gelir.

Yeni Kadın – Sakin olun. Ciddi bir şey yok. Yalnız mikrop kapmasın. Hemen bir pansuman yaparım şimdi size. Ben doktorum merak etmeyin.

Noel Hoca – Aaa Kezban geldi.

Venüs – Nasıl yani? Hanımefendiyi tanıyor musun?

Noel Hoca yüzü kızarmış bir şekilde Mars’a bakarak konuşur.

Noel Hoca – Evet. Şey… Kezban’ı sizin düğününüze ben çağırmıştım. Arkadaşım da benim. Mars şey demişti de…

Mars – Kezban mı? Yok artık. İsim konusundaki yaratıcılığı kuşku götürmez ama Elif senin aşık olduğun kadına bula bula bu ismi mi verdi? Aşk olsun yani… Hele bu kaza nereden çıktı hiç anlamıyorum. Durduk yere pek çok şey altüst oldu. Tam her şeyi yoluna koydum diyorum bir şey çıkıyor. Şöyle huzurla evlenseydik şaşacaktım zaten.

Venüs – Ayy inanmıyorum sen o musun? Ben bizim çocuk daha genç bir kıza aşık zannetmiştim.

Noel Hoca – Arkadaşlar yapmayın ama. Çok ayıp oluyor.

Kezban duydukları karşısında oralı olmamaya çalışarak Venüs’ün yarasını temizler ve gerekli müdahaleyi yaparak sargı bezi ile dizini sarar. Nikah memuru bu sırada yanlarına gelmiştir.

Nikah memuru – Her şey yolunda mı arkadaşlar?

Memurun bu hamlesi üzerine Mars öfkeyle ona bağırır.

Mars – Senin burada ne işin var? Bak suç filan işlemedik tamam mı? Ayağımızda ayakkabılarımız da var. Hiçbirimizi hapishaneye atamazsın anladın mı? Bu sefer olmaz. Bizi ayırmana bir daha izin vermeyeceğim. Haberin olsun.

Nikah memuru – Ortada bir yanlış anlama var. Ben buraya polis kimliğimle gelmedim nikahınızı kıymaya geldim.

Noel Hoca – Doğru söylüyor. Polis memurumuz Karşı Kıyı’nın nikah memurudur aynı zamanda.

Mars – Sen ciddi misin? Ne saçma şey. Başka karakter mi yaratamıyor Elif Allah aşkına.

Nikah memuru – Siz tabi hayali kahramanlar olduğunuz için bu zamanda tek işle geçiniliyor sanıyorsunuz. Valla ben elimden gelen her şeyi yapıyorum. Böyle oluyor ne yapabilirim? Hem kaç karakteriz şunun şurasında. Her seferinde yeni bir karakter mi yaratsın Elif? Ayrıca tiyatro oyunlarında sıklıkla görülen bir durumdur. Kişi kostüm değiştirir ve yeni bir karakteri oynar. Çok doğal ki bu.

Del4 – Kendi aranızda tartışmayı bırakın da konumuza dönelim lütfen. Venüscüm sen iyi misin? Devam edebilecek misin?

Venüs – Ben devam edebilirim de, Mars hala benimle evlenmek ister mi onu bilmiyorum.

Mars – Tabi ki Venüs. Sen hala beni istedikten sonra benim seni istememem söz konusu bile değil. Elini bıraktığım için özür dilerim. Düşeceğini akıl edemedim. O an öyle kötü hissettim ki. Öfkeden deliye döndüm. Bizi ayırmaya geldi de eliyle o şekilde çağırarak dalga geçiyor sandım. Onu dövmediğime dua etsin.

Venüs – Ne yalan söyleyeyim nikah memuru olarak karşımıza çıkması beni de çok şaşırttı.

Nikah memuru bu konuşmaları sevgiyle karşılar.

Nikah memuru – Neyse herkes sakinleştiyse törenimize başlayalım mı? Biraz kanlı bir gelin oldunuz ama hala çok güzel görünüyorsunuz Venüs hanım. Beyaz üzerine kırmızı size ayrı bir renk kattı.

Del4 şefkatli gözlerle hayran bir şekilde polis memuruna bakar. Polis memurunun aniden ona bakmasıyla bir an göz göze gelirler. Bir süre gözleri birbirlerine kitlenir. Her ikisi de kalbinde tuhaf bir sıcaklık hisseder. Nikah memurunun sözleri karşısında Mars’ın da nihayet yüzü gülümser.

Mars – Şaka gibi ama doğru söylüyor Venüs. Bu haliyle elbise sana gerçekten daha çok yakıştı.

Venüs – :)))) Tamam o zaman hadi üzerimizdeki tüm negatif duygulardan sıyrılıp devam edelim.

Nikah memuru gözlerini Del4’dan ayırmadan konuşmaya başlar.

Nikah memuru – Harika! Elif hep ne der?

Del4 – Her zaman pozitif algıla.

Tüm karakterlerin aynı anda gözlerinin içi güler. Sevgi içinde herkes Noel Baba Kilisesi’ndeki yerini almaya başlar. Nikah memuru nikahı kıyacağı yere doğru gider. Arkasından Mars Venüs’ü sıkıca kucaklayıp nikah memurunun olduğu yöne doğru ilerler. Del4, Kezban ve Noel Hoca yavaşça güzel çiftimizin peşlerinden giderler. Noel Hoca bu yürüme esnasında Kezban’ın iyice yanına yaklaşır ve sadece onun duyacağı şekilde fısıldar.

Noel Hoca – Beni kırmayıp davetime karşılık verdiğin için teşekkür ederim. İyi ki geldin!

Kezban tüm içtenliğiyle gülümseyerek Noel Hoca’nın elini tutar. Tören için yerlerini alırken elleri kenetlenmiş bir şekilde yürümeye devam ederler.

Didem Elif

Not: Annem de babam da Rize’de doğmadı ama köklerimizde Karadenizlilik var. Maalesef hala henüz oraları görme şansım olmadı. Genlerimden dolayı normalde kemençe sesini sevmem gerekir belki ama çocukluğumda tesadüf eseri gittiğim uzaktan bir akraba düğününde dört saat boyunca kemençe sesine maruz kalınca erken yaşlarda en sevmediğim enstrüman arasında ilk sıraya girmişti. Mısır ekmeği, hamsili pilav, mıhlama, kara lahana çorbası gibi evimizde zaman zaman yapılan Karadeniz yemekleri dışında o bölgeye dair edindiğim fazla bir şey yok aslında. Karadeniz şivesine de çok alışık olduğumu söyleyemem. Kısaca bir Karadenizli olarak oranın müziğine karşı özel bir sempatim hiçbir zaman olmadı. Buna rağmen aşağıdaki şarkıyı pek bir sevdim. İnsanın kanı kaynıyor.

Sevgilerimle

Su

Venüs’ün giyeceği gelinlik nihayet gelmiştir. Mars, Patara’dan elbiseyi getiren Noel Hoca’nın arkadaşına teşekkür edip doğruca kuaför salonuna gider. Gelinliği çalışanlara verir ve dışarıda beklemeye başlar. Başta ona söylendiği gibi üzerinden dört saat geçmiş olmasına rağmen Venüs’ün hazır olması çok uzun sürer. Nikah memuru da Noel Baba Kilisesi’ne gelmiştir. Çiftler ortalıkta görünmeyince oldukça merak eden Noel Hoca kuaför salonuna gider. Kapının önünde Mars’ın tek başına beklemekte olduğunu görür.

Noel Hoca – İnanmıyorum. Venüs hala hazır değil mi?

Mars – Bir türlü çıkmadı. Anlamıyorum ki bunca zamandır içeride ne yapıyorlar. Bir girip bakayım dedim. Almadılar. Tam hazır olmadan gelini görürsem uğursuzluk getirirmiş. Olacak şey değil! Yaşadığımız şu saçmalığa bakar mısın? Çaresizlik içinde beklemekten başka hiçbir şey yapamıyorum. Beynim durdu. Kitlendim kaldım burada resmen. Bir de bir dünya para ödedim ki aklın şaşar. Bu devirde evlenmek akıllara ziyan valla.

Noel Hoca – Canım içeri gir bak sen de. Uğursuzluk getirirmiş de ne demek.

Mars – Aman yok. Sonra başımıza kötü şeyler gelir filan. İstemem.

Noel Hoca – Uğursuzluk diye bir şey yok biliyorsun değil mi?

Mars – Nasıl yok? Niye öyle diyorlar bana o zaman?

Noel Hoca – Saçma sapan batıl inançlar işte. Oysa islamiyette uğursuzluk inancı yoktur. Hatta insanların yaşadığı kötü olayların her zaman hayra yorulması konusunda peygamberin hadisleri var. Müslüman olan bir ülkede nasıl oluyor da hala böyle şeylere inanıyorlar anlamak güç. İnsanın başına ne gelirse gelsin, korku ve endişe duygusundan sıyrılıp yaşanan olayla ilgili her zaman soğuk kanlı bir şekilde o an yapılması gerekene odaklanılmalıdır.

Mars – Ay Noel Hoca din dersine başlama şimdi de ne olursun. Anladık hocalık yapmayı pek seviyorsun ama inan bana şu an hiç zamanı değil. Ayrıca senden saatlerce felsefe dinleyebilirim onda sıkıntı yok da din dersi vermene tahammül edebileceğimi hiç sanmıyorum. Ben hiç sevmem bu konuları.

Noel Hoca – :)) Peki. Sen uğursuzluk olmasın diye burada beklemeye devam et o zaman. Ben Noel Baba kilisesine geri dönüyorum. Nikah memuru geldi. Haber vereyim dedim.

Mars – Davetliler geldi mi?

Noel Hoca – Davetliler derken?

Mars – Hani sevdiğin kızı çağıracaktın ya.

Noel Hoca – Ha o mu? Gelmeye çalışacağını söyledi ama henüz gelmedi malesef. Ben de senin gibi bekliyorum anlayacağın. 🙂

Noel Hoca Mars’ın yanından ayrılır. Kısa bir süre sonra Venüs ile Del4 kuaför kapısından çıkarlar. Mars Venüs’ü görünce çok heyecanlanır.

Mars – Tanrım Venüs ne kadar güzel görünüyorsun. Diktiğim elbise sana ne kadar da yakışmış.

Venüs – Sahi mi? Gerçekten mi? Ben kendimi hiç beğenmedim valla. Bu kadar uzun sürdüğü için özür dilerim. Bir türlü ayarlanamadım. Yalnız neden ayakkabıyı topuklu aldın. Bunlarla yürümek çok zor. Üstelik altı sürekli kayıyor. Baksana ayakta bile duramıyorum.

Mars – Topuklu ayakkabı seksi durur diye düşündüm. Arada giysen hiç fena olmaz yani. Hem nereden bileyim ayakkabının kayacağını canım. Sanki deneyerek mi aldım?

Venüs – :))))

Del4 – Valla ben ayakkabı seçimine bayıldım. Gerçekten çok seksi duruyor Mars. Yalnız Venüs haklı. Ayakkabıyı çok beğenince bende nasıl duracak bir deneyeyim dedim. Artık giyinme odasındaki halıdan mı bilmem ayaklarım sürekli kaydı. Venüs’ü Noel Baba kilisesine kadar kucağında taşıman gerekecek gibi. Topuklu ayakkabılarla kucağa alma sahnesini eminim başka türlü hayal etmiştin ama yapacak bir şey yok artık.

Mars’ın yüzü kızarır. Venüs’ü hiç düşünmeden kucağına alır ve sadece onun duyacağı şekilde kulağına fısıldar.

Mars – Bu kadınla ancak alışverişe ve kuaföre gitmene izin veriyorum. Onun dışında sokağa çıkman yasak. 🙂

Venüs – Hahaha. Gerçekten beni kucağında mı taşıyacaksın? Ay çok eğlenceli.

Mars – Bir de bana sor. Bu Elif’in kesin erkeklerle sorunu var. Kesin! Yalnız kalmış olmasına hiç şaşmamalı.

Del4 & Venüs – :))))))

Mars Venüs’ü düğünün gerçekleşeceği Noel Baba kilisesine kadar kucağında taşımak zorunda kalır. Çok yorulmuştur. Onları bu halde gören Noel Hoca şaşırır.

Noel Hoca – Off. Yine mi adet uygulatıyorlar sana. Kızlar, gelini kucağında taşıma adeti düğünden önce değil, yer altında yaşayan kötü ruhlar içeri girmesin diye düğünden sonra birlikte yaşanılacak eve girerken yapılır. Boş yere perişan ediyorsunuz adamı.

Del4 – Ne adeti canım. Kızın ayağı kayıyor. Buraya kadar saçından sürükleyerek mi getirseydi yani?

Noel Hoca – Valla mağaralarda yaşanıldığı dönemde atalarımız öyle yaparmış. 🙂

Del4 – Biliyor musun Noel Hoca. Senin bu sivri zekana bayılıyorum. Ahh şu an senin yaşlarında olacaktım var yaaa…

Noel Hoca kızarır. Mars Venüs’e yaklaşıp kulağına fısıldar.

Noel Hoca – Kuaför ve alışveriş dışında bir yere gidemezsin. Çok ciddiyim.

Venüs – :))))

Del4 – Sen de ne habire fısıldaşıyorsun canım. Ayıp oluyor ama. Zaten Venüs yürümediği için ayakkabının altına yazdığım ismim silinmeyecek diye canım çok sıkkın.

Mars – Senin de dert ettiğin şeye bak. Esas Venüs’ü taşırken belim çok ağrıdı. Sanırım düğünden sonra birkaç gün yatmam gerekecek.

Del4 – Nasıl yani? Venüs’ü balayına götürmeyecek misin?

Mars – Balayı mı? Biz tüm okuyucuların huzurunda çıktık ki balayına. Aya götürdüm ya Venüs’ü. Geçmiş bölümleri unuttun mu?

Del4 – Öyle balayı mı olur? Okuyucular her satırını okuyorsa ne anladım ben o balayından. Sadece ikinizin başbaşa olacağı kimsenin sizi rahatsız etmeyeceği bir yere gitmeniz lazım. Özel bir yere.

Mars – İyi ki bir evlenelim dedim. Bu düğün işine ne kadar çok karışılıyor Allah aşkına. “Düğün olur iki kişiye, kaygısı düşer deli komşuya,” diye boşuna dememişler demek ki.

Venüs – Del4 doğru söylüyor. Gerçekten başbaşa bir yere gitsek ne güzel olur Mars. Şöyle bir kaç gün.

Mars – Sen ciddi misin?

Venüs – Evet. Neden olmasın! Meğer evlenmek ne sıkıntılı bir şeymiş. Şu an düşününce, balayına çıkma fikri bile yüreğime su serpti inan ki.

Del4 – Bunlar gene güzel sıkıntılar. Dua edin de boşanma noktasına gelmeyin. O süreç çok daha sıkıntılı.

Mars – İyi de nereye gideceğiz?

Noel Hoca – Önce şu düğün olayını halledelim bunu sonra konuşursunuz. Nikah memuru bir saattir sizi bekliyor. Hadi gelin benimle.

Venüs ve Mars aynı anda nikah memurunun olduğu yöne bakarlar. Gördükleri kişi karşısında çok şaşırırlar.

Didem Elif

Not: Ülkemizin en güzel yerleri, canlılarımız, doğamız, CANIMIZ günlerdir cayır cayır yanıyor. Kimimiz sahada kimimiz ekran başında dehşet içinde buna seyirci kalıyoruz. Elimden hayal üretmekten daha fazlası gelmiyor. Elbet bitecek bu felaket. Elbet bunun da sonu gelecek. Yüreğime su serpecek tek bir düşünce var şu an. Her şey bittiğinde kaldığımız yerden yeniden başlayacağız.

Sevgilerimle

Ülke

Mars; Venüs ve Del4’u kuaföre bıraktıktan sonra çarşıdan Venüs’e düğün ayakkabısı alıp Noel Baba kilisesine gider. Noel Hoca o sırada düğün hazırlıklarıyla uğraşmaktadır.

Mars – Bu balonlar da neyin nesi? Sadece elbiseyi getirtmen ve gerekli düğün işlemlerini ayarlaman yeterliydi.

Noel Hoca – Ortamı süslemeden hiç düğün olur mu?

Mars – Bu düğün denen şeyin neden bu kadar caf caflı olması gerekiyor hiç anlamıyorum. Neyse bayağı uğraşmışsın. Ellerine sağlık. Peki diğer konular tamam mı? Her şey yolundadır umarım. Gerçi üç saatimiz var. Kuaför kızları dört saat sonra gidip almamı söyledi. İnanabiliyor musun? Ev mi inşa edecek kafalarına anlamadım valla…

Noel Hoca – :)) Hazır sayılır. Arkadaşım elbiseyi getirmek üzere. Nikah memuru da bir saate kadar gelmeye çalışacaktı. Arayıp vaktimiz olduğunu söyleyeyim öyleyse. Acele etmesin.

Noel hoca cep telefonuyla kısa bir konuşma yaptıktan sonra telefonunda bazı tuşlara basarak bir süre etrafla bağını koparıp kendi kendine oyalanır. Mars, Noel hocanın yüzünün birden asıldığını fark eder.

Mars – Hayırdır kötü bir haber mi var?

Noel Hoca – Tam tersine hiç haber yok.

Mars – Kimden? Elbiseyi getirecek arkadaşından mı yoksa?

Noel Hoca – Hayır hayır. Onunla daha yeni konuştum. Dediğim gibi birazdan burada olacak. Söylediğim benimle ilgili bir şey. Senin endişelenmene gerek yok.

Mars – Bir haber beklediğini bilmiyordum. İşle mi ilgili?

Noel Hoca – Bugün benim doğum günüm ya. Şu sevdiğim kız. Aramadığı gibi kutlamak için mesaj bile atmamış.

Mars – Doğum gününün senin için önemli olmadığını sanıyordum.

Noel Hoca – Aslına bakarsan ben de öyle sanıyordum. Bazen insan kendini bile anlayamıyor ki. En umursamaz göründüğümüz belki de en umursadığımız şeydir Mars.

Mars – Taşınmak için bu günü seçmen başından beri bana tuhaf gelmişti. Biz peşine takılmasak yalnız olacaktın resmen. Umarım bugün düğün yapma fikrim seni rahatsız etmemiştir.

Noel Hoca – Hayır tabi ki. Dediğin gibi siz olmasaydınız eğer yalnız olacaktım. Sayenizde kutlama enerjisine girdim. Ne güzel oldu. Elimde olmadan bir yandan haber bekliyorum işte. Yoksa sizin düğün işleriyle uğraşırken aklım dağılıyor aslında.

Mars – Yine de onun araması senin için her şeyden önemli öyle değil mi?

Noel Hoca’nın yüzü kızarır. Başını önüne eğer.

Mars – Neden sen onu aramıyorsun?

Noel Hoca – Ne münasebet! Doğum günümde ben onu niye arayacakmışım?

Mars – Düğünümüze davet etmek için.

Noel Hoca bu fikre oldukça şaşırır.

Noel Hoca – İyi de saçma olmaz mı? Sizi tanımıyor bile.

Mars – Elif’i okumuyor diyorsun yani. Hmm… Venüs burada olsa şimdi, “Elif’i okumayan birine aşık olduğuna inanamıyorum,” derdi. Ha bir de hala ona açılmadığın için sana söylenirdi.

Noel Hoca – :)) Direkt söylememiş olabilirim ama ona olan duygularımı bilmemesi imkansız. Aşkımı belli edecek o kadar çok şey yaptım ki. Belki de dost olmak istiyor sadece. Bilemiyorum. Birini istemediği bir ilişkiye zorlamak en son yapacağım şey.

Mars – İşte bunu anlamak için onu mutlaka düğüne çağırmalısın. Bazı şeyleri çok fazla düşündüğün için göremiyorsun şu an belki ama gözlerine baktığında anlayabilirsin. Hele Venüs dayanamayıp onun da kanına girerse bir bakmışsın çifte düğün yapıyoruz.

Noel Hoca – Yok canım ne düğünü. Ben evlenmek istemiyorum ki. Sadece aşkımı dolu dolu yaşamak istiyorum hepsi o kadar. Ayrıca illa her aşk evlilikle sonuçlanmak zorunda değil.

Mars – Orası öyle tabi. Zaten gerçeği söylemek gerekirse, ben de senin yerinde olsam kesinlikle evlenmezdim. Ne akla hizmet girdim bu yollara bilmem.

Noel Hoca – :))

Mars – Sen yine de ara kızı ve düğüne davet et. Doğum gününü kutlamasını filan beklemene de gerek kalmayacak böylece. Hadi ama acele et.

Noel Hoca derin derin düşündükten sonra Mars’ın dediğini yapar. O sırada kuaför salonunda Venüs gözleri kapalı bir şekilde makyaj koltuğuna başını yaslamıştır. Del4 hemen yanında durarak makyajının yapılmasını izlemektedir.

Del4 – Muhteşem görünüyorsun Venüs. Makyajına bayıldım.

Venüs – Sahi mi? İlk kez makyaj yaptırıyorum. Sonucu çok merak ediyorum.

Makyöz – Evettt bitti… Şimdi aynaya bakabilirsiniz hanımefendi.

Venüs aynaya bakar bakmaz bir çığlık atar. Yansımasında gördüğü kendini tanıyamaz.

Venüs – Bu da ne!

Makyöz – Ne oldu hanımefendi? Bir sorun mu var?

Venüs – Ben ne hale gelmişim böyle. Bu çok abartı. Hayatta ben bu şekilde dolaşamam. Ne olur makyajımı silin.

Del4 – Delirdin mi Venüs? Şahane bir makyaj yaptı kadın sana.

Makyöz – Neden beğenmediniz anlamadım. Zaten yüzünüz çok güzel. Şu an sanki dergi kapaklarındaki kızlar gibi oldunuz.

Venüs – İşte tam da bu yüzden sevmedim. Yanlış anlamayın ne olur. Bir saat de uğraştınız. Çok güzel olmuş gerçekten de ama bu ben değilim ki. Kapak kızı filan olmak istemiyorum ben. Neredeyse ağlayacağım ne olur silin.

Makyöz – Tamam peki. Nasıl isterseniz. Yalnız ilk defa böyle bir şey görüyorum. Gerçekten ağlamaklı oldunuz. İsterseniz biraz ara verelim. Şu koltuklara oturun biraz. Ben size bir kahve getireyim. Bir rahatlayın önce. Evleniyorsunuz unuttunuz mu? Bugün en mutlu gününüz olmalı. Kimse üzgün bir gelin görmek istemez değil mi?

Del4 – Doğru söylüyor Venüs. Gel şurada biraz oturalım da biraz kendine gel. Sanırım bu stres sana çok fazla geldi.

Venüs ve Del4 koltuklara geçerler.

Venüs – Allahım her taraf ayna dolu. Ne tarafa baksam kendimi görüyorum. Bir yabancıya bakıyormuş gibi hissediyorum.

Del4 – Bu kadar takılma birazdan silecek kız merak etme. Hadi başka şeylerden konuşup kafanı dağıtalım.

Venüs – Evet haklısın. Başka bir şeylerden konuşmak iyi gelebilir. Hadi anlat!

Del4 – Ne anlatayım?

Venüs – Şu sevdiğin adamdan bahset bana biraz.

Del4 – Sevdiğim adam mı? Öyle biri yok ki.

Venüs – Yok mu? Gerçekten mi? Ben hep birine aşık olduğunu düşünmüştüm. Hayatında gerçekten kimse yok mu senin şimdi? Genç güzel bir kadınsın nasıl oldu da şimdiye kadar evlenmedin hayret.

Del4 – Evlendim canım.

Venüs – Evlendin mi? Vay habere gel. Aşk olsun Del4 ama. Bugüne kadar niye anlatmadın bunu?

Del4 – Sormadınız ki. Hem bitmiş bir şeyi konuşmanın bir anlamı yok bence.

Venüs – Demek aşkınız bitti.

Del4 – Aşk yoktu. Mantık evliliği yapmıştım.

Venüs – Mantık evliliği mi? Elif’in şu Mantık öyküsündeki gibi önermelerin sonucunda gerçekleşen bir evlilik mi yani?

Del4 – :)) Onun gibi bir şey.

Venüs – Aşkı yaşamamış olmana üzüldüm doğrusu.

Del4 – Aşk yaşamadım demedim aslında. Sadece evlendiğim kişi aşık olduğum kişi değildi.

Venüs – Ayy daha da merak ettim bak şimdi. Baştan anlatsana sen şu işi.

Del4 – Aslına bakarsan Elif’in Mars ve Venüs hikayelerini okuyana kadar ben aşkın hep geçici bir şey olduğuna inandım. Aşkı bulduğumda onu koruyamayacağımı düşündüğümden de, yoluma aşık olduğum adam yerine dost olacağım adamla devam etmek daha mantıklı geldi.

Venüs – Birine aşıktın ve başka biriyle evlendin yani öyle mi? Kusura bakma ama bu mantık denen şey bana başından beri çok saçma geliyor.

Del4 – Ama çok imkansız bir ilişkiydi. Paris’te yaşıyordu. Hostes olduğum zamanlarda tanışmıştık. O kadar az görüşebiliyorduk ki. Birbirimizi doğru düzgün tanımıyorduk bile.

Venüs – Ne? Sen bir zamanlar hostes miydin? Hikaye gittikçe ilginç bir hal alıyor. Yalnız Paris de ne soğuk ve itici bir şehir gelmişti bana ilk gördüğümde. Demek sen hep söyledikleri gibi aşkı orada buldun.

Del4 – 🙂 Biraz öyle oldu. Paris’e değilse de ona ilk görüşte aşık oldum. O yüzden de sırf onu görmek için sonrasında defalarca Paris’e gittim. Çok sık değil tabi. Maddi manevi beni zorlayan bir süreçti. Sürekli uçuşta olduğum için sadece üç gün ayarlayabiliyordum. Bana bir saat gibi gelen üç gün. Her anını hiçbir şeyle değiştirmeyeceğim sarmaş dolaş geçen üç kısacık gün. Bazen iki üç ayda bir olurdu bu. Bazen şansım yaver giderse ayda iki kez.

Venüs – Bu arada evli değildin ama değil mi? Kocanı aldattığını anlatmayacaksın umarım bana. Bak düğüm günümde kalpten giderim ona göre.

Del4 – 🙂 Hayır evli değildim ama o sıralar benimle evlenmek isteyen bir arkadaşım vardı. Bir gün bir ilişkim olduğunu öğrendi. Ona aşık olmadığımı bir başkasına aşık olduğumu söylediysem de yine de benden vazgeçmedi. Pelobates’in beni kullandığını söyleyip durdu.

Venüs – Pelobates mi? Adamın adı bu mu? Bir de Fransız’a mı aşık oldun yani? Ay çok seksi olduklarını söylüyorlar. Doğru mu?

Del4 – 🙂 Yok Fransız değildi. Latin kökenliydi galiba. Hakkında çok fazla şey bilmiyordum aslında. Böyle şeyleri konuşmazdık. Arkadaşım Demir’le ise her şeyi konuşabiliyorduk. Sanat, felsefe, edebiyat, ilişkiler aklına gelebilecek her şey. Ben her zaman bir evlilikte en önemli şeyin konuşabilmek olduğunu düşünmüşümdür. Tıpkı Mars ve senin aranızda olduğu gibi.

Venüs – Evet ama bizim aramızda aşk da var. Konuşabilmek çok önemli tabi de, yine de bence güzel bir ilişki için ikisi de olmalı.

Del4 – Ama zaten o bana aşık değildi. Aşkla tutkuyu karıştırdığımı söylerdi. Bunu sürdürürsem çok üzülecektim.

Venüs – Böyle şeyler konuşmazdık dedin ne yapıyordunuz üç gün boyunca peki?

Del4 – Şeeey… 🙂

Venüs – Sana inanmıyorum Del4. Üç gün boyunca mı?

Del4 – Dur canım düşündüğün gibi değil. Biz onunla tamamen anı yaşardık. O an nerede olduğumuz ne konuştuğumuz önemli değildi. Bazen üç gün boyunca odadan hiç çıkmazdık. Bazen de başı boş bir şekilde sokaklarda sabahlardık. Onunla konuşarak sabahladığım geceler öyle başkaydı ki. Hem bu ilişkinin sonu yok diye üzülür her seferinde uzaklaşmak isterdim, hem de kulağımdan tüm hücrelerime yayılan cümleleri hiç bitmesin isterdim.

Venüs – Adamın nereli olduğunu bile bilmiyorsun. Ne konuşurdunuz o kadar saat?

Del4 – Belki de başkalarıyla konuşmadığımız, kendimize bile itiraf etmediğimiz şeyleri. Evrende sanki sadece ikimiz vardık. Geçmişsiz, geleceksiz, mekansız… Hiçbir hesaplamanın olmadığı tüm çıplaklığımızla ikimiz. Sanki kimsenin bilmediği bir toprak parçası bulmuştuk da, sadece ikimizin yaşadığı yeni bir ülke inşa etmeye çalışıyorduk.

Venüs – Ülke mi?

Del4 – Ülke inşa etmeye çalışıyorduk dediğime bakma tabi. Bazen yeni bir ülkeye taşınmayı çok istersin ama hiçbir zaman buna cesaret edemezsin ya hani. Onun varlığı işte benim için tam da böyle bir şeydi.

Venüs – Ve bu yüzden de aşık olduğun adamı bırakıp evlendin yani öyle mi?

Makyöz birden kızların yanına gelerek konuşmalarını böler.

Makyöz – Hadi gelin makyajınızı çıkarayım. Bu arada biraz kafanız dağılıp rahatladınız umarım.

Venüs – Ahh hiç sormayın. Kafam gerçekten öyle bir dağıldı ki size anlatamam. Şu an neredeyim, ne yapacağım her şey birbirine karıştı.

Del4 – :)) Kafanı dağıttığıma sevindim. Sen şimdi tüm anlattıklarımı unut ve içinde olduğun anın tadını çıkar. Bugün çok güzel bir gün olacak. Hadi artık biraz gülümse…

Didem Elif

Not: Hayat, içinden geçtiğimiz günlerde o kadar değişken ki… Sürekli planlar değişiyor. Normalde şu anda kuzenimin düğünü için İstanbul’a gelmiş olacaktım. Kısıtlamalı pandemi süreci devam ettiği için davetleri ertelendi. Ne zaman olacağı da belli olmadığından, son anda uçak biletimi iptal ettim. Her ne kadar düğünde giymeyi planladığım elbiseyi hala giyememiş olsam da, karakterlerim aracılığı ile bir düğün hikayesinin içinde kalmaya devam ediyorum. 🙂

Sevgilerimle

Düğün

Mars, Venüs, Noel Hoca ve Del4 hep birlikte keyifli bir yolculuk yaptıktan sonra Demre’de bulunan Noel Baba Kilisesi’nin içindedirler.

Venüs – İyi ki senin peşinden sürüklenmişiz Noel Hoca. Hele adının olduğu bir kilisede doğum gününü geçirmek ne iyi fikir oldu. Pencerelerden sızan ışık insanı nasıl da büyülüyor. Kilise olarak bugüne kadar yapı anlamında çok daha etkileyici yerler gördüm ama garip bir şekilde buranın enerjisi bana şu an çok iyi geldi.

Del4 – Deminden beri konuşmayayım, bugün de tatil yapayım, diye kendimi tutuyorum ama anlaşılan gene dayanamayacağım. Noel Baba Kilisesi çok özel bir yerdir. Özellikle de Hristiyanlar için. Myra olarak bilinen bu topraklara Hristiyanlar hac ziyareti niyetiyle gelir.

Venüs – Demek o yüzden şuradaki yabancı kadınların başları kapalı.

Del4 – Evet. Onlar için çok kutsal bir yerdeyiz.

Mars – İyi ama Noel Baba aslında hayali bir karakter. Gerçekte öyle biri yok ki. Adına bir kilise yapacak kadar Hristiyanların onu niye bu kadar önemsediklerini anlamıyorum.

Noel Hoca – Noel Baba olarak bilinen Aziz Nicholas’ın gerçek hayatta yaşadığına inanılır. İlk karşılaştığımızda da Elif sizin diyaloglarınızda bunu anlatmıştı aslında.

Del4 – Doğru. 4. yy.’da yaşamış olan Aziz Nicholas etrafına olan yardım severliği ile bilinir. Patara’da doğmuştur ve sonra Demre’ye yerleşmiştir. Bu kiliseyi o öldükten sonra yapmışlar. 20. yy.’dan sonra ise Noel Baba’yı yılbaşında hediyeler dağıtan hayali bir kahramana dönüştürmüşler.

Mars – Sizi dinlerken aklıma şahane bir fikir geldi.

Venüs – Sahi mi? Nedir?

Mars – Yalnız Noel Hoca önce seninle özel olarak konuşabilir miyiz?

Noel Hoca – Tabi ki.

Mars – Bana biraz müsaade et aşkım. Hemen geliyorum.

Noel Hoca ve Mars konuşmak için kilisenin içinde kimsenin olmadığı bir bölüme geçerler.

Noel Hoca – Hayırdır Mars ne oldu?

Mars – Bana hemen bir nikah memuru bulabilir misin?

Noel Hoca – Nikah memuru mu? Hiç bir şey anlamadım.

Mars – Anlaşılmayacak ne var? Venüs’e evlenme teklif edeceğim. Tamam Elif’in eski diyaloglarından birinde Tanrı’nın huzurunda sevişerek evlendiğimiz yazıyor ama bizi okuyan herkes biliyor ki gerçekte bir düğünümüz olmadı. Eğer her şey yolunda gider de hayal ettiğim gibi gelişirse, bugün düğün günümüz olacak. Sen bana bunu hemen organize edebilir misin onu söyle.

Noel Hoca – Nikah memurunu ayarlayabilirim sanırım. Başka ne yapmamı istiyorsun?

Mars – Biliyorsun Bayram adlı bölümde terzi olmaya karar vermiştim. Elif daha o bölümleri yazmadığı için okuyucunun henüz haberi yok ama senin doğum gününe kadar geçen süre zarfında ben terzi oldum ve Venüs ile birlikte işlettiğimiz Patara’da yeni bir mağaza açtık biliyorsun.

Noel Hoca – Evet doğru. İleri geri anlatımlardan dolayı o kısımları Elif sanırım sonra yazacak. Mağazanın adı çok ilgimi çekmişti doğrusu: “Boticelli.”

Mars – Evet. 1400’lü yıllarda Venüs ve Mars’ı resmetmiş Rönesans dönemi ressamlarından Boticelli’den esinlenmiştik. Geçenlerde onun resmindeki Venüs adını verdiği kadının giydiği kıyafete çok benzeyen bir elbise dikmiştim. Venüs’ün gelinlik olarak giymesi için o elbiseyi bugün buraya getirtmemiz lazım.

Noel Hoca – Trendyol’dan bile bu kadar kısa sürede elbise getirtemezsin normalde ama senin için elimden geleni yapacağım Mars. Bari dükkanın anahtarını paspasın altına koyduğunu söyle de, Elif mağazanın mozaikten yapılmış o güzelim camını kırdırmak zorunda bırakmasın beni.

Mars – Evet doğru. Nerden bildin? Anahtarı tam da paspasın altına koymuştum.

Noel Hoca – :))) Mars da olsan Türksün sonuçta. O yüzden bunu bilmek çok zor olmadı. 🙂 Neyse o zaman bana bir saat zaman ver tamam mı? Ben her şeyi halledeceğim.

Noel Hoca Mars’ın yanından uzaklaşırken eline telefonu almış ve birilerini aramaya başlamıştır bile. Mars tekrar Venüs ile De4’un bulunduğu bölüme gider.

Venüs – Hele şükür geldin. Hadi anlat. Fikrini çok merak ettim.

Mars hiçbir şey söylemeden Venüs’ün önünde diz çöker.

Venüs – Neler oluyor Mars? Beni korkutuyorsun. Sen iyisin değil mi?

Mars – 🙂 İyiyim, iyiyim merak etme. Filmlerde böyle yaptıklarını görmüştüm. Biraz sakin olup bir müsaade edersen sana evlenme teklifi yapmaya çalışıyorum Venüs.

Venüs – Ne? Evlenme teklifi mi?

Del4 – Aman Allahım! Ayyy çok romantik… Bu ana şahit olduğuma inanamıyorum.

Mars – Uçaktayken Türkiye’de bir düğün istediğini söylemiştin. Bunun için şu andan daha iyi bir zaman düşünemiyorum doğrusu. Baksana Elif’in karakterleri ile bir arada çok güzel bir gün geçiriyoruz. Üstelik büyülü bir ortamdayız. Noel Hoca ile konuştum. O gerekli olan her şeyi ayarlayacak.

Venüs’ün yüzünde ciddi bir ifade vardır. Kollarından tutarak Mars’ı çömeldiği yerden kaldırır.

Mars – Bu seni hiç heyecanlandırmamış gibi görünüyor. Mutlu olursun sanmıştım.

Venüs – Evet düğün istemiştim haklısın. Konuşmalarım yüzünden seni istemediğin bir şeye sürüklemek istemem. Benimle evlenmek zorunda değilsin Mars.

Mars – Mecburiyetten söylemiyorum ki. Seninle birlikte burada olmak benim için düğün gibi zaten. Bu güzel günü taçlandırmak istedim sadece. Aslına bakarsan birden aklıma geldi. Senin de benim kadar heyecanlanacağını düşünmüştüm.

Venüs – Türk adetlerine göre düğün yapmanı istiyorum derken Noel Baba’nın yaşadığı toprakları da kastetmemiştim doğrusu.

Mars – :)))) Bu evet dediğin anlamına mı geliyor?

Venüs – Tabi ki evet Mars. Yalnız bu kadar kısa sürede Noel Hoca her şeyi nasıl organize edecek? Keşke daha önceden ayarlasaydık.

Mars – Sen şimdi bunları düşünme. Bir saatimiz var. Hadi gel seni hemen Demre’de bir kuaföre götüreyim.

Del4 – Öhö öhö…

Mars – Kusura bakma Del4. Seni burada yalnız bırakacağız ama bizi anlayışla karşılayacağını düşünüyorum.

Del4 – Neden burada yalnız kalacakmışım? Belki bilmiyorsun ama Türk adetlerine göre gelinin ailesini ve yakın arkadaşlarını da senin kuaföre götürmen gerekiyor Mars.

Mars – :)) Ah doğru! Evleniyorum diye bugün beni herkes kaz gibi yolacak. Nasıl da unuttum?

Venüs – :))))

Del4 – Peki ya gelinlik? Bu güzelim kadın gelinlik giymeden mi evlenecek?

Mars – Daha yeni çok özel bir elbise dikmiştim. Sürekli Venüs’ün üzerinde deneyerek çalıştığım için tam ona göre oldu. Elbiseyi ütülerken bana ne dediğini hatırlıyor musun Venüs?

Venüs – Ah evet. Bunu satın alan kadın, giydiğinde kendini bir gelin gibi hissedecek demiştim.

Mars – İşte o yüzden saçın da yapıldı mı harika bir gelin olacaksın o elbiseyle Venüs.

Venüs – Tanrım. Bütün bu olanlar şaka gibi.

Del4 – Peki ya ayakkabı? Bir gelin ayakkabısı da gerek.

Mars – Canım Venüs de ayakkabısız bir gelin olur. Elif beni onca zaman ayakkabısız gezdirdi sonuçta. O kısmı da öyle yazar ne olacak sanki?

Del4 – Olmaz!

Venüs – Neden olmazmış? Ben böyle şeyleri hiç sorun etmem açıkçası.

Del4 – Olmaz, çünkü gelinin ayakkabısının altına benim ismimi yazmamız lazım.

Mars – Ne? O da nerden çıktı şimdi?

Del4 – Evet ayakkabının altına yazdığımız ismim silinecek ki ben de evlenebileyim.

Mars – :)))) Hadi o zaman. Acele edelim. Sizin saçınız yapılırken ben de Demre’nin içinde elbisenin altına uygun bir ayakkabı bulmaya çalışayım madem. 37 giyiyordun değil mi Venüs?

Venüs – Evet hayatım 37.

Del4 – Şimdi fark ettim. Benden başka karakter olmadığına göre, hem gelinin yakını hem de nikah şahidi olacağım. Ayyy çok heyecanlı. Şu an mutluluktan ağlayabilirim.

Mars & Venüs – :)))

Mars, Venüs ve Del4 düğün için hazırlanmak üzere aceleyle Noel Baba Kilisesi’nden ayrılırlar.

Didem Elif

Yolculuk

19 Mayıs gelmiştir. Noel Hoca Demre’ye taşınmak için yola koyulmaktadır. Venüs, Mars ve Del4 onu yolcu etmek için otobüs garındadırlar. Otobüsün kalkmasına birkaç dakika vardır.

Venüs – Doğum gününde Demre’ye taşındığına inanamıyorum. Keşke bir gün sonra gitseydin de doğum gününü beraber kutlayabilseydik.

Noel Hoca – Neden siz de benimle gelmiyorsunuz?

Mars – Nereye?

Noel Hoca – Nereye olacak Demre’ye. Çok yakın ki. Birlikte gidelim sonra siz dönersiniz. Hep beraber günübirlik bir gezi yapmış oluruz.

Del4 – Ay harika fikir. Böylece bol bol selfie çekip bütün sosyal medya hesaplarımda paylaşabilirim. Ne güzel olur!

Mars – 🙂

Venüs – Ne yapacağız ki Demre’de?

Del4 – Mesela müzeye gidebiliriz. Yalnız baştan söyleyeyim benden öyle tarihi bilgiler anlatmamı filan istemeyin. Bugün ben de tatil yapmak istiyorum.

Venüs – Böyle bir günde müze mi gezeceğiz? Benim içime fenalık geliyor öyle müze filan gezerken.

Mars – Evet Venüs müze gezmeyi sevmez.

Noel Hoca – Hep güneşin altındasınız ya. Ben hani, kapalı bir yerde olmanın sizin için de değişiklik olacağını düşündüğümden öyle dedim. İsterseniz denize de gidebiliriz. Fark etmez benim için.

Venüs – Aslında düşündüm de Noel Hoca doğru söylüyor. Baksana ikimizin de teni ne kadar koyulaştı yanmaktan.

Mars – :)))))

Venüs – Özellikle ben kapkarayım, doğrusu biraz güneşten korunsam iyi olacak. Düşündüm de bir günlüğüne de olsa kapalı bir yerde olma fikri fena gelmemeye başladı.

Noel Hoca – Hadi o zaman acele edelim. Otobüs birazdan kalkacak.

Sırayla otobüse binerler. Başka yolcularla otobüsün büyük bir kısmı dolduğundan buldukları boş yerlere yerleşirler. Mars, Noel Hoca ile Venüs ise Del4 ile yan yana oturur. Çiftimizin arasında ister istemez mesafe oluşmuştur.

Mars – Biliyor musun Noel Hoca, sana baktıkça gençliğimi hatırlıyorum. Ben de senin gibi inatçıydım. Tutturdun illa bugün taşınacağım diye.

Noel Hoca – Peki ya gençken sen de biraz şey miydin?

Mars – Ney miydim?

Noel Hoca – Şey işte… Bilirsin.

Mars – Neyi bilirim? Hiçbir şey anlamadım valla. Açıkça söylesene sen şunu.

Noel Hoca – Hani Venüs ve sen… Anlarsın ya… Benim yaşımdayken sen de şey yapmaya düşkün müydün?

Mars – :))

Noel Hoca – Seninle aniden böyle bir konu paylaştığım için seni rahatsız ettiysem affedersin. Doğrusu benim için de hiç kolay değil. Bunu herkesle konuşamam sonuçta. Seninle yalnız kalma fırsatını bulunca cesaretimi toplayıp sormak istedim.

Noel Hoca Mars’ın gözlerine bakmadan yüzü kızarmış bir şekilde konuşmaya devam eder.

Noel Hoca – Ben şey yapmayı çok istiyorum da. Resmen gece gündüz aklımdan çıkmıyor. Sen de benim yaşlarımdaydın eskiden. Çok istiyordun da o zamanlar. Acaba senin yaşına gelince bu istek azalıyor mu? Onu merak ettim. Benim için buna dayanmak çok zor oluyor da.

Mars – Şey yapmak yerine sevişmek desene canım sen şuna. Hayret bir şey yani. Bununla ilgili ne diyeceğimi bilemedim valla Noel Hoca. Ortamımız olsa ilk fırsatta Venüs’ün üstüne atlayacağım diyeceğim de, okuyuculara ayıp olacak sonra.

Noel Hoca – 🙈

Mars – İstersen bu konuyu kapatalım o yüzden. Zaten zor dayanıyorum. Tövbe ya rabbim ya… Bak şimdi aklıma getirdin durup dururken.

Noel Hoca – 😇

Venüs, Del4’un isteği üzerine onun fotoğraflarını çekmektedir. Del4 aniden çantasından bir kitap çıkartır.

Del4 – Bir de şöyle kitap okurken çeker misin? Sanki fotoğrafımın çekildiğini bilmiyormuşum gibi doğal olsun ama.

Venüs – Bunları kimin için çekiyorsun Del4?

Del4 – Nasıl yani? Kendim için çekiyorum. Sosyal medya hesaplarımda paylaşacağım. Ayy baksana şurada göbeğim çıkmış. Karnımı içime çekeyim öyle bir daha çeksene beni.

Venüs – Demek istediğim, kendini kime göstermek istiyorsun bu kadar? Senin neler yaptığını bilmesini istediğin biri var anladığım kadarıyla. Yanlış anlama ama insanlara oradayım, buradayım diye hava atmak hiç de hoş bir hareket değil. Gezen var gezemeyen var.

Del4 – Ama bu benim işimin bir parçası. Her gezdiğim yeri ballandıra ballandıra paylaşıyorum ki insanlar benim düzenlediğim turlara katılmak istesin. Normalde bu benim çıkarttığım bir gezi olsa nasıl davranırsam şu anda da öyle düşünerek hareket ediyorum sadece. Başka hiçbir niyetim yok inan ki.

Venüs – Bugün tatil yapmak istediğini sanıyordum. Yola çıktığımızdan beri elinden telefon hiç düşmedi. Ya fotoğraf çekiyorsun ya sosyal medyaya koyuyorsun. Şu telefonu bıraksan da biraz sohbet etsek.

Del4 – Tamam hemen şunu da paylaşayım ondan sonra söz bırakıyorum.

Venüs – 🙂 Onu fotoğraflarınla etkileyemezsin.

Del4 bu cümleyi duyar duymaz sarsılır. Filtrelerle güzelleştirmeye çalıştığı fotoğrafını paylaşamadan elinde telefonla öylece kalakalır.

Del4 – Yeterince güzel değil miyim ondan mı? Yoksa fotoğraflarda hiç güzel çıkmıyor muyum?

Venüs – Hayır onunla ilgisi yok. Sen çok hoş bir kadınsın Del4. Bu sözüm tuhaf gelecek belki ama sanki bir kedi yavrusu gibi insanın içini ısıtan tatlı bir yanın var.

Del4 – Sahi mi? Kedi yavrularına bayılırım. 😍

Venüs – 🙂 Ancak var olan bir şeyi görünür kılmak için çok çırpındığımızda bana orada gerçeklik yokmuş gibi gelir. Çekici olacağım derken itebilirsin karşındakini.

Del4 – Nasıl yani?

Venüs – Sadece görüntümüz ile ilgili bir şeyden bahsetmiyorum aslında. Bir şeyi sürekli öne çıkartmaya çalışıyorsak bil ki o konuda bir eksikliğimiz vardır. Mesela herkesin duyabileceği şekilde sürekli sesli besmele çeken insan için de aynı şeyi düşünüyorum ben. Gerçek besmele sessizce kalbinden çıkar. Ağzından değil.

Del4 – Elif bundan böyle diyaloglarımızı Nihat Hatipoğlu sohbetlerine dönüştürmeyecek umarım.

Venüs – Hahaha. Aklıma gelen daha başka bir örnekle devam edeyim öyleyse. Mesela bir kadın bedenini çok fazla öne çıkarıyorsa, kendini kadın olarak eksik hissediyordur. Eğer bir erkeğin senin varlığına bakmasını istiyorsan bedenini bu kadar teşhir etmek istemezsin doğrusu. Kimi etkilemeye çalışıyorsun bilmiyorum ama inan bana bir erkeğin kalbine giden yol bu değil.

Del4 – Nedir peki bir erkeğin kalbine giden yol? Onun beni görmesi için ne yapabilirim?

Venüs – Onun seveceğini düşündüğün biri gibi olmaya çalışmasan yani kendin olsan belki de o zaman görür seni. En azından gördüğü, gerçek sen olursun. Kitap okuyormuş gibi göründüğün fotoğraflar çekmek yerine gerçekten kitap okusan mesela.

Del4 sessizleşir. Hüzünlü bir ifadeyle elindeki kitaba doğru başını düşürür. Venüs bunun üzerine susar. Normalde yolda giderken konuşmayı sevmediği için aralarında oluşan bu sessizlik onu rahatsız etmez. Camdan dışarıya bakarak Mars ile baş başa kaldığı zamanları düşünerek hayallere dalar.

Didem Elif

Not: Aşağıdaki şarkı 19 Mayıs günü telefonuma doğum günü hediyesi olarak geldi. Elif en çok ne sever diye düşündüğünde, en az 25 yıllık dostum olduğu için arkadaşımın aklına Sezen Aksu gelmiş. Daha önce hiç duymadığım “Kaçırıcam Seni” adlı bu şarkı her dinlediğinde ona beni hatırlatıyormuş meğer. Çok anlamlı bir hediyeydi doğrusu. Eskiden gerçekten çok sevdiğim -hele eski şarkılarının başlangıç melodisini duyar duymaz bile tanıdığım- Sezen Aksu’nun şu ana kadar farkında bile olmadığım “Bakarsın Umduğundan İyi Geçer Yaz, Öptüm” albümü ile de tanışmış oldum böylece… 🙂

Sevgilerimle

Bayram

Mars ve Venüs daha önce hiç gitmedikleri köy yollarında el ele yürümektedir.

Mars – Biliyor musun Venüs? Eskiden bayramın sevdiklerinde bir araya gelmek olduğunu düşünürdüm. Şimdi ise çok daha başka algılıyorum.

Venüs – E haklıymışsın ama. Sen yanımda olmasan bayramın ne anlamı olurdu ki.

Mars – Evet yan yana olmamız çok güzel elbette. Ama bence uzak ya da yakın olmak çok fark etmiyor. Gönüller birse ve nerede olursan ol bir şekilde birbirine ulaşabiliyorsan hele ki kalpten bir dille konuşabiliyorsan o çok daha önemli bir şey bence. Yaşadıkları süreçte baksana insanlar bayramda bir araya gelemediler. Yine de internet sayesinde birbirleriyle en azından konuşabildiler. O sevgi akışını hissedebildiler. Bazen öyle olur ki, sevdiğin yanındadır ama konuşamazsın. Sağır ve kör olur iki kalp birbirine.

Venüs – Evet doğru söylüyorsun. Ayyy ben konuşamazsam çatlarım valla.

Mars – 🙂

Mars duraksar. Anlatma konusunda biraz kararsızlık yaşadıktan sonra konuşmaya devam eder.

Mars – Kaş’ın sahillerinden birinde Del4 ile otururken sana bir not yazıp şişeyle denize attım. Aptalca bir hareketti belki. Sonuçta sana ulaşıp ulaşmayacağını hiç bilmiyordum. Belki de eline geçmeyecekti ve notumu hiçbir zaman okumayacaktın. Belki sana ulaşıp da okusan bile senin için hiçbir şey ifade etmeyecekti. Yine de kalbimden geçeni seninle konuşmak istedim. Beni duyduğuna inanmak o an bana iyi geldi.

Venüs – Mars inanmayacaksın bana ama bununla ilgili çok acayip bir şey oldu.

Mars – Yoksa şişedeki notu buldun ve okudun mu?

Venüs – Hayır gerçekte elime ulaşmadı ama ben bu anlattığını rüyamda gördüm.

Mars – Dalga geçiyorsun benimle değil mi?

Venüs – Hayır canım dalga geçmiyorum. Rüyamda Patara kumsalında su ayaklarıma gelecek kadar deniz kenarına oturuyorum. Birden bir şişe değiyor ayaklarıma. “Ne insanlar var, denize şişe atmışlar,” diyerek şişeyi elime alıyorum. Sonra bir bakıyorum içinde bir kağıt var. Hemen şişeyi kırıp kağıdı okuyorum. Altında ismin yazmıyor ama senden geldiğini anlıyorum. Çok mutlu oluyorum. Derken ter içinde rüyamdan uyandım. Rüyanın hissi o kadar gerçek gibiydi ki. Meğer gerçekten sen bana not yollamışsın. Sence de bu yaşadığımız çok acayip değil mi? İyice kafayı yedin artık Venüs saçma sapan rüyalar görüyorsun diyordum kendi kendime. Anlattıkların benim için şu an bir işaret gibi. Aramızda gerçekten bir iletişim olduğuna biraz daha emin oldum sonunda. Bunu anlattığın için teşekkür ederim.

Mars – Evet anlatıp anlatmamak konusunda tereddüt içindeydim doğrusu. Yalnız Venüs, kağıtta yazan notu da tutturursan ben artık senin gerçekten bir büyücü olduğunu düşünmeye başlayacağım. 🙂

Venüs – Notta şöyle yazıyordu. “Özledim teninin kokusunu özledim, Özledim sımsıcak nefesini özledim, Özledim sohbetini o sesini özledim.” Sen de öyle mi yazmıştın?

Mars – :))) Elif’in ısrarla üstümde kurmaya çalıştığı bu Selami Şahin baskısı nedir Allah aşkına?

Venüs – Hahahaha. “Ben Sevdalı Sen Belalı” şarkısından cümleler seçmediğine dua et sen.

O sırada yanlarından geçen bir kamyonet onlara korna çalar. İkisi de aynı anda anlam veremedikleri bu ani sese doğru dönüp bakarlar. Araçtan Noel Hoca’nın indiğini görünce şaşırırlar. Noel Hoca önce şoförle bir şeyler konuşur. Ardından kamyonet hareket eder ve Noel Hoca, Venüs ile Mars’ın yanına gelir.

Mars – Hep ilginç bir şekilde karşımıza çıkıyorsun doğrusu. Seni sürekli Antik bölgede görmeye alışınca böyle köyün içinde karşılaşmak çok tuhaf geldi.

Venüs – Ay hakikaten. Üstelik o tuhaf şapkanı nihayet çıkartmışsın. Ne güzel olmuş… Yüzünün güzelliği ortaya çıkmış. Ohh miss…

Mars – Bana kalsa çıkartmazdım da berberim bu şapkayı sürekli takmaya devam edersem kel kalabileceğimi söyledi. Ben de mecburen takmayı bıraktım.

Venüs – Berberin doğru söylemiş valla. Zaten erkeklerle ilgili bu konu çok can sıkıcı. Yakışıklı diye gençken beğenip evleniyorsun adam kırkından sonra bakmışsın kel olmuş. O yüzden bence en iyisi bizim gibi olgun yaşlarda neye dönüştüğünü görüp bir araya gelmek.

Mars – :)))

Noel Hoca – Siz nereye yürüyordunuz böyle? Çarşıda işiniz mi var?

Venüs – Hazır artık Mars’ın ayakkabıları varken yürüyerek bir köy meydanına inelim değişiklik olsun dedik. Del4’un ona Kaş’tan ayakkabı aldığı çok iyi oldu. Böylece istediğimiz gibi rahatça yürüyebiliyoruz.

Noel Hoca – Keyfinizin yerinde olmasına sevindim.

Mars – Peki ya sen neden buradasın?

Noel Hoca – Demre’ye kamyonetle eşya götürüyorum da, kamyonete yerleştirme işimiz bittikten sonra şoför çarşıda çay içerek biraz dinlenmek istedi. O sırada sizi yürürken görünce yanınıza gelmek istedim. Bu süreyi sizinle beraber geçireyim dedim.

Venüs – Hani taşınmana daha birkaç ay vardı? Şimdiden niye eşya götürüyorsun?

Noel Hoca elindekini hafifçe havaya kaldırır. Venüs ve Mars Noel Hoca’nın elinde bir şey taşıdığını o zaman fark ederler.

Noel Hoca – Bunu Demre’de müzeye teslim etmem gerekiyor. Hazır gitmişken biraz da eşya götürsem iyi olur diye düşündüm.

Venüs – Aaa elindeki ne güzel bir küp öyle.

Mars – Küp mü? Çok alemsin Venüs!!! Oldu olacak testi de bari. Amfora bu amfora!

Venüs – Aman ne fark eder. Hem ne anlarım ben amforadan filan. Dediğin gibi tıpkı testi işte.

Mars – :)) Amfora yani antik döneme ait bir çömlek bu Venüs. Çok değerli bir eser.

Venüs amforayı Noel Hoca’dan alıp elinde çevirerek dikkatle inceler.

Venüs – Gerçekten çok güzelmiş. Bayıldım! Bak Mars, üzerinde bir kadın ve bir erkek resmi var. Tıpkı bizim gibi el ele tutuşmuşlar. :)) Testinin bazı yerleri kırılmış ama olsun.

Mars – Vayy çok iyi… Nereden buldun bunu Noel Hoca?

Noel Hoca – Geçenlerde kendi başıma şnorkelle dalış yaparken bir kayanın dibinde tesadüfen karşıma çıktı. Normalde denizin dibinden böyle antik parçalar gördüğümde çıkarmam ama bunun deseni benim de çok hoşuma gitti. Bunun mutlaka herkese açık bir müzede sergilenmesi gerektiğini düşündüm. Şimdi onu teslim etmeye gidiyorum. Ayrıca müzede çalışmak için görüşmeler yapmak istiyorum. Onun için de vesile olur dedim.

Venüs – Çalışmak mı?

Noel Hoca – Evet Uzaktan Üniversite Eğitimime devam ederken bir yandan da bir müzede çalışmak istiyorum. Aslına bakarsan Demre’ye taşınmamın en büyük sebebi bu.

Mars – Üniversitede okuduğunu hiç bilmiyordum. Hangi bölüm peki?

Noel Hoca – Dünya Üniversitesi – Evrensel Bilimler Fakültesi – Dayanışma, Birlik ve Bütünsellik Bölümü.

Venüs – Ooo ne uzunmuş. Bu bölümü ilk kez duyuyorum.

Noel Hoca – Yeni açıldı zaten. İlk mezunlarından olacağım.

Mars – Bunun okulunu okumaya ne gerek var anlamadım. Dayanışma ve birlik deyince herkes ne yapacağını bilir. Türk tarihi bunun örnekleriyle dolu.

Noel Hoca – Öyle deme. Evet birlik ve dayanışma duygusu özümüzde var ama Atatürk gibi bilgiyi pusula yapmış bir adam liderlik yapmasaydı, Türk halkı birlik ve dayanışma içinde olarak kurtuluş mücadelesini veremezdi. Atatürk insanların özünde olan o duyguyu açığa çıkarttı ve onu en iyi şekilde değerlendirmeyi başardı. Sonuçta sürekli değişim halinde olan, içinde zıtlıkları barındıran bir sistemin içinde yaşıyoruz. Bu da uzun süre dayanışma ve birlik duygusunda kalmayı zorlaştırıyor. Ayrıca Diyalektik Düşünce dersinden tut, Hakikat, Sentez gibi aldığım derslerde öğrendiklerim öyle sandığınız gibi basit şeyler değil. Zamansal Boyut sınavını verene kadar anam ağladı.

Venüs – Diva elektrik midir nedir ondan hiç anlamam ben ama sürekli bir değişim içinde olduğumuz konusunda Noel Hoca’ya katılıyorum Mars. Mevsimler bile değişiyor baksana. Nerde o eski yazlar?

Mars – :))

Genelde çok ciddi duruşlu olan Noel Hoca da Venüs’ün cümlelerine gülümser.

Noel Hoca – Diyalektik Düşünce en sevdiğim derstir. Aslında Elif sizin diyaloglarınızda elinden geldiğince bu düşünme sistemini uygulamaya uğraşıyor.

Mars – Bana hep geçmişi kurcalıyor gibi geliyor.

Noel Hoca – Yooo. Aslında bunu bir diyaloğunuzda anlatmaya çalışmıştı. Geçmiş, gelecek ve hatta şimdiyi aynı anda yazıyor. Paralel evren…

Venüs – Ayyy lütfen şu konuları konuşmaya başlamayın yine. Sen esas taşınınca sevdiğin kız ne olacak onu merak ediyorum ben. İnsan hiç sevdiğinden uzaklara taşınır mı? Duygularını anlattın değil mi ona? Aman Allahım, yoksa açıldın da seninle olmak istemedi mi? Ondan mı uzaklara gitmeyi bu kadar çok istiyorsun?

Noel Hoca – Yok canım ne alakası var. O zaten Demre’de yaşıyor ki.

Mars – Aaa demek sen o yüzden Demre’ye taşınmak istiyorsun.

Noel Hoca sinirlenmeye başlar. Yüzünde oldukça sert bir ifade oluşur.

Noel Hoca – Hiç ilgisi yok. Bir başkası için almadım ben bu kararı. Bu tamamen benim kendi yolculuğum. Demre’deki gibi burada müze yok. Böyle olması daha doğru geldi. Hepsi bu. Akış belirleyecek her şeyi aslında. En yakın yer olduğu için Demre’de yaşamayı seçtim. Sonuçta Türkiye Arkeoloji müzesi anlamında çok zengin bir ülke. Demre’de istediğim gibi bir iş bulabilirim diye düşündüm ama eğer bulamazsam şansımı başka yerlerde deneyeceğim. Artık 18 yaşındayım. Kendi hayatımı kimseye bağımlı olmadan kurmak istiyorum. Hem ancak o zaman sevdiğim kıza “Benimle ol,” diyebilirim.

Venüs – Yaşın bunları düşünmek için çok erken değil mi?

Mars – Düşündüm de Venüs, biz de bir iş bulsak ve böyle sokak ortalarında avare avare gezmesek iyi olacak aslında. Bir işle uğraşmadan lak lakla ömür mü geçermiş? Elif bize de birer meslek bulsa iyi eder.

Venüs – Doğru söylüyorsun. Hem mesleği olan karakterler olsak konuşmalarımız daha etkili olur.

Mars – Gerçi bu mesleği seçme işini Elif’e bırakmamak lazım. Ne me lazım gider şimdi beni Son Ütücü filan yapar bu deli… 🙂

Venüs – Ayyy ne iyi fikir.

Mars – Bak dedim ben sana. :))

Venüs – Yok yok iyi fikir derken, sen yakışıklı terzi ol, ben de dillere destan güzellikte son ütücü olayım. Düşünsene ne güzel olur. Terzi ve son ütücünün yüzyıllarca süren efsane aşkı… Bence kimse yazmamıştır bu hikayeyi.

Mars – Gerçekten diktiklerimi ütüleyebilir misin Venüs?

Venüs – Aaa şaka yapıyorum zannediyor. Sen dikmeyi öğrendin de benim yapacağım ütüden mi şüphe ediyorsun?

Mars – :))))

Noel Hoca – Madem bu kadar niyetlisiniz. Öyleyse ilk müşteriniz de ben olayım. Yakında yeni giysilere ihtiyacım olacak.

Hep beraber yürüyerek caminin önüne kadar gelmişlerdir. O sırada Noel Hocanın telefonu çalmaya başlar.

Noel Hoca – Şoför arıyor benim şimdi gitmem gerek arkadaşlar. Dönünce yine görüşürüz. İyi bakın kendinize.

Venüs ve Mars Noel Hoca’nın gittiği yöne doğru el sallayıp el ele yürümeye devam ederler. Bu sefer hiç konuşmazlar. Her ikisi de düşüncelere dalmıştır.

Didem Elif

Dua

Venüs hapishaneden nihayet çıkmış Barney Değil ile birlikte yürümektedir. Patara kumsalını artık çoktan geride bırakmıştır. Mars’tan en son ayrıldığı yer olan Patara Meclis Binası’nın olduğu bölgeye gitmeye karar verir. Altında ilk durduğu an müthiş huzur bulduğu keçi boynuzu ağacının orda durur. Yere oturarak sırtını ağaca yaslar. Barney Değil Venüs’ün oturmasının hemen ardından koşar adımlarla oradan uzaklaşır. Bunu gören Venüs derin bir nefes alarak gözlerini kapatır. O sırada alana ondan önce gelmiş olan Mars Patara Anfi Tiyatro’nun içinde tek başına oturmaktadır. Neden sonra yerinden kalkar ve tiyatronun dışına çıkar. Keçi boynuzu ağacına yaslanmış yerde oturan biri olduğunu fark eder. Kim olduğuna bakmak için ağacın yanına gider.

Mars – Venüs? Sen burada ne arıyorsun?

Venüs duyduğu sese hiç tepki vermez. Rüya gördüğünü sanmaktadır.

Mars – Seni burada bulduğuma inanamıyorum.

Mars Venüs’ün yanına çömelip ona sevgiyle sarılmak ister. Onun varlığını hisseder hissetmez Venüs irkilerek bir çığlık atar.

Mars – Korkma, korkma benim. Mars! Affedersin, uyuyordun galiba. Uyandırdım seni kusura bakma.

Venüs – Mars? Aman Allah’ım sen gerçeksin. Tanrım! Bu bir mucize.

Mars – Bu gerçekten bir mucize olmalı. Ben seni hapishanede sanıyordum. Çıkmışsın!

Venüs – Evet çıktım. Nereye gideceğimi bilemediğim için buraya gelmiştim. Öylece çöktüm ağacın dibine. Seni görmeyi hiç beklemiyordum doğrusu. Sesini duyduğumda “Rüya görüyorumdur herhalde,” dedim. Sen Del4 ile birlikte Kaş’ta değil miydin?

Mars – Evet ama sen bunu nereden biliyorsun?

Venüs – Boş ver şimdi o konuyu. Bunları biz kendi aramızda sonra konuşuruz. Okuyucuya geçen bölümden bildiği şeyi tekrar anlatıp sıkmayalım. Zaten az okunuyoruz. Kalan da darlanmasın.

Mars – :))

Venüs – Yalnız bu halin ne Mars? Seni böyle gören Patara’da sabahlara kadar kazı çalışmaları yapıyorsun sanır.

Mars – Şeeey, dün gece Kaş’tan buraya gelmek için yola çıktım. O saatte hiç araç bulamayınca yürüyerek geldim de, biraz kötü görünüyor olabilirim haliyle.

Venüs – Ne yaptın? Onca yol yürünerek gelinir mi?

Mars – Düşünmeden çıktım yola ama iyi ki içimdeki sesi dinlemişim, bak tam vaktinde buluştuk seninle burada.

Venüs – Orası öyle valla.

Mars – Neyse. Her şey geride kaldı artık.

Venüs – Çok şükür.

Venüs gözlerini kapatarak Mars’a sıkıca sarılır.

Mars – Biliyor musun böyle kollarımın arasındayken çığlık atmanı özlemişim.

Venüs – Marssss! Lütfen ama…

Mars – Korku adlı bölümde kollarımda uyurken çığlık atarak uyanmıştın, onu söylüyorum canım. Az önce sana sarıldığımda da hemen çığlık attın yaa. Sen ne sandın ki? :))

Venüs – Hee o mu? :)) Korktuğum anlarda elimde olmadan aniden çığlık atabiliyorum. Buna şimdiden alışsan iyi edersin. :)))

Mars – :)))

O sırada Noel Hoca Barney Değil ile birlikte keçi boynuzu ağacının altına gelir. Mars ve Venüs gözleri kapalı bir şekilde birbirlerine sarılmış oldukları için onları fark etmezler.

Noel Hoca – Bana gerek kalmadan buluşmuşsunuz bile. Ne güzel!

Mars Venüs’e sarılmayı bırakıp ayağa kalkar. Mars Noel Hoca’ya doğru dönünce Noel hoca şaşırır.

Noel Hoca – Senin halin ne böyle? Del4’un yanında turist gezdirmek yerine arkeolog olup bütün gece kazı da mı çalıştın nedir?

Mars – :)) Onun gibi bir şey. Yalnız sonunda benimle sizli bizli konuşmayı bıraktın. Çok şükür.

Noel Hoca – Birkaç ay sonra 18’ime basacağım da. Artık ben de bir yetişkin sayılırım.

Venüs – Aaaa ne güzel. Sana şimdiden bir doğum günü partisi hazırlayalım. 18 yaş çok önemlidir. Özel bir şekilde hep birlikte kutlayalım.

Mars – Doğum günü partisi mi? Nerede yapacağız?

Venüs – Burada. Bak önce bu ağacı balonlarla bir güzel süsleriz. Sonra ben bir pasta yaparım.

Mars – Sen mi pasta yapacaksın?

Venüs – Tamam haklısın biraz abarttım. Pastayı Del4 gelirken Kaş’tan getirir.

Noel Hoca – Çocuklar durun. Çok güzel bir fikir ama ben o gün Demre’ye taşınıyorum.

Venüs – Ne? Demre’ye mi taşınıyorsun? Artık burada olmayacak mısın yani?

Mars – Elif hem okuyucuya tekrar aynı şeyler anlatılmasın istiyor hem de tekrara girecek sorulu diyaloglar yazıyor nedense…

Venüs – :))) Ayy tamam tamam. Geçen bölümde anlatılan şeyleri anlatmayacağız anladım.

Noel Hoca – :))) Neyse ben sizi biraz yalnız bırakayım. Birbirinizi özlemişsinizdir.

Venüs – Hem de nasıl.

Noel Hoca kafasındaki tuhaf şapkayı kaldırarak selam verir ve uzaklaşır. Barney Değil de sahibini takip ederek peşinden gider. Mars Venüs’ün yanına oturur. Bu sefer gözlerini kapatmadan gülümseyen bir ifadeyle birbirlerine iyice yaklaşırlar. Mars Venüs’ün yüzünü okşar. Tam Venüs’ü öpecekken Mars geri çekilir.

Venüs – Ne oldu?

Mars – Sen değişmişsin?

Venüs – Ah! Yoksa çirkinleşmiş miyim?

Mars – Yok öyle değil! Bilmiyorum. Farklısın. Yoksa o herif hapishanede seni üzecek bir şey mi yaptı?

Venüs – Yok canım.

Mars – Ne yaptın hapishanede geçirdiğin üç gün boyunca? Hadi anlat. Umarım çok kötü geçmemiştir.

Venüs – Ayy valla bu sefer tekrar mekrar seni dinlemeyeceğim. Anlatacağım. Beni lütfen eleştirme!

Mars – :)) Peki tamam.

Venüs – Aslına bakarsan kötü geçmedi. Hatta çok eğlendiğimi bile söyleyebilirim.

Mars – Ahh iyi bari. Tek başına koca Patara kumsalında kalmak zor olmalı. Kötü geçmediğine sevindim.

Venüs – Zorlanmadım diyemem ama hapishanede yattığım için hiç pişman değilim doğrusu. Geçirdiğim süreç olgunlaşmamı sağladı ve belki de hayatımda ilk defa biraz daha cesur olmamı.

Mars – Hmm. İyiymiş o zaman.

Venüs – Polis memuru bana kötü bir şey yapmadı ama haliyle onunla hiç anlaşamadım. Zaten çok da bir arada vakit geçirmedik. Bir iki kez yanıma uğradı o kadar. O zamanlarda da beş dakika bile konuşamadık. Saçma bir zihin yapısı var ama özünde iyi bir insan bence. Üstelik annesiz bir çocuk büyütmeye çalışıyor. Belli ki çok yaralı. Anlayacağın derdi kendinden büyük.

Mars – Öyledir mutlaka. Yine de sana böyle saçma bir hapis hayatı yaşatmaya hakkı yoktu. Hangimiz yaralı değiliz ki?

Venüs – Hepimiz yaralıyız doğru. O yüzden ilk gün…

Venüs duraklar.

Mars – Evet! İlk gün?

Venüs – İlk gün cezamı çekmek için daha Patara kumsalına doğru yürürken bir karar verdim. Her ne kadar bir hapishaneye giriyor olsam da dar etmeyeceğim kendime burada geçireceğim günlerimi dedim. Bambaşka bir Venüs olacağım ve anın tadını çıkaracağım. Her şeyi geride bırakacağım. Bu kararı aldığım gün polis memuru bana boş defterler ve kalem getirdi. Ha bir de interneti olan bir tablet!

Mars – Demek bu kadar hızlı bitirdin defterleri.

Venüs – Yok! Bitiremedim.

Mars – E nasıl çıktın hapishaneden o zaman?

Venüs – Ne zaman bir şey yazacak olsam aklıma sen geliyordun Mars. Baş başa geçirdiğimiz Japonya’daki günlerimizi düşünüyordum. İşte o zamanlarda hapishanede olduğum bir dakika bile bana zülüm gibi geliyordu. Kaçmak istiyordum. İyi ki yanıma kitap almışım. Montaigne okudukça, nasıl desem… Dur en iyisi okuyayım.

Venüs çantasından kitabını çıkartır ve okumaya başlar.

Venüs – “Hiçbir zaman kendi evimizde değiliz, her zaman olduğumuz yerin ötesindeyiz. Korku, arzu, umut bizi geleceğe doğru yönlendiriyor ve olacak olanla oyalayarak olanın anlamından uzaklaştırıyor.”

Mars – Yanına Montaigne’nin Denemeler’ini aldığını bilmiyordum. Ben sanmıştım ki…

Venüs – Sen ne sanmıştın?

Mars – “Yanıma bir tane kitap aldım,” dediğinde Küçük Prens’i aldın sanmıştım.

Venüs – Yok canım. Niye Küçük Prens’i alayım ki.

Mars – Ne bileyim. Kadınlar o kitabı pek bir seviyor.

Venüs – Tamam ben de severim ama benim üzerimde büyük etkisi olan bir kitap değildir yani. Hem uzun zamandır Küçük Prens elimde yok benim. Okumayalı çok oldu. Bir arkadaşıma mı verdim nedir artık bilmiyorum.

Mars – :)) Neyse bu kitap konusunu uzatıp okuyucuyu iyice sıkmayalım istersen.

Venüs – Tamam. :)))

Mars – Sürekli kitap mı okudun yani?

Venüs – Hayır az önceki cümlenin ardından okuduklarımdan sonra kitap da okuyamaz oldum.

Mars – Neymiş sonrasında yazan?

Venüs – Bak tam bu sözü söyledikten sonra Montaigne senin o çok sevdiğin Seneca’dan alıntı yapmış. “Gelecek kaygısı olan ruh ne mutsuzdur!” Ve Platon’un sözleriyle şöyle devam etmiş: “Yapman gerekeni yap ve kendini tanı.” Bu sözler sürekli beynimde yankılandı durdu. Sonuçta sen artık yanımda değildin ve seni düşünmemin bana hiç bir faydası olmayacaktı. Ben de içinde olduğum ana odaklandım. Elimde ne var? Güneş, deniz ve kum.

Mars – Denize girip, kumun üzerinde bolca güneşlendin yani. Epeyce bronzlaşmışsın zaten. Yakışmış ama çok güzelleşmişsin. Elif her ne kadar ısrarla metin aralarında beni kazı bekçisine benzetmişse de görüntün konusunda sana kıyak geçmiş valla…

Venüs – :)) Ayy merci.

Mars – :))))

Venüs – Yalnız hiç de düşündüğün gibi denize girip güneşlenmedim. Bir kere o deniz yüzmek için çok sevimsiz. Patara’nın denizinde bir kez bile yüzmedim desem yeridir. Öyle malak gibi yatıp güneşlenecek vaktim de olmadı doğrusu. Polis memurunun verdiği tabletlerden internete girdim ve nasıl kumdan kale yapılacağını öğrendim. Dolayısıyla geri kalan günlerde sürekli kumdan kale yaptım. Ellerimle bir şey ile oyalanınca kafam o kadar dağıldı ki. O süreç ne kadar iyi geldi anlatamam.

Mars – Ahh ama ben Del4’a demiştim, Venüs şimdi koca kumsalı baştan sona kumdan kaleyle doldurur diye.

Venüs – Sahi mi? Beni nasıl bu kadar iyi tanıyorsun? Hayret bir şey.

Mars – O değil de Elif’in bu kumdan kale ile derdi nedir Allah aşkına. Habire ona vurgu yapıyor. Çok iyi kumdan kale yapıyor ve okuyucu bilsin istiyor galiba.

Venüs – Yok canım hayatında hiç denememiş bile. Ne işi olur Allah aşkına! Diyaloglarım inandırıcı olsun diye oturup benim gibi Youtube videoları izledi sadece. Hem Elif kumsal hiç sevmez ki. Denize girip çıkınca her tarafına kum yapışınca gıcık oluyor. O yüzden bundan böyle kum olmayan yerlerde tatilimizi yaparsak sevinirim. Boş yere rahatını bozmayalım kızın. Böyle platformu olan denize direk balıklama atlayacağımız bir yer tercihimdir.

Mars – :)))

Venüs – Senin ben o gülüşünü yerim yerim… Tatlı şey seni!!!

Mars – :)) Bu diyaloğu toparlayabilecek mi Elif merak ediyorum. Bir de bütün bu konuştuklarımızın konu başlığımız olan “Dua” ile ne ilgisi var bir anlayabilsem.

Venüs – E şu an bu satırlar Hıdırellez gecesi yazılıyor ya. Ondan adı Dua. Ne yapsın kız? Bir kağıda o şaheser çizim gücüyle el ele tutuşan çöpten adam ve kadın çizip gül ağacına mı assın?

Mars – Eminim işi garantiye almak için onu da yapmıştır.

Venüs – Hahahaha.

Mars – Yalnız seni bikiniyle kumdan kale yaparken gözümde canlandırdım da şimdi. Bir an önce tekrar Japonya’ya mı gitsek diyorum.

Venüs – Hah iyi hatırlattın. Kumdan kalede kalmıştık. İşte ben böyle kumdan kale yaparak oyalanırken birden ben burada ne yapıyorum dedim kendi kendime. Tekrar sana ulaşmalıydım. Aslında tek istediğim her şeyin normalleşmesiydi. Hapisten kaçmadan çıkmanın bir yolunu bulmalı ve normal bir hayat yaşamalıydım. Başardım da. Fakat Patara kumsalından çıkıp da buraya gelene kadar yürüdüğüm yol boyunca anladım ki kalbim seninle dolu. Bunu Elif daha önce yazmış mıydı? Gene tekrar mı oldu?

Mars – 🙂

Venüs – Hep aynı şeyleri anlatıyorsam kusura bakma valla.

Mars – Biliyor musun ne istiyorum?

Venüs – Ayy evet Japonya’da baş başa kal…

Mars – Hayır. Yani elbette baş başa geçirdiğimiz günler gibi zamanlarımızın tekrar olmasını çok istiyorum ama esas istediğim şey senin iyi olman. Yoksa bazı şeyleri sırf gülelim diye söylüyorum. Ben de sensiz geçirdiğim bu üç günde anladım ki hayatta hiçbir şeyi zorlamamak lazım. Eminim böyle olmasında vardır bir hayır.

Venüs Mars’ın yüzünü ellerinin arasına alır. Çok şanslı olduğunu düşünerek sevdiği adamı dudaklarından özlemle öper.

Didem Elif

Cesaret

Mars Kaş sahilinde Del4 ile konuşurken birden elindeki şişeyi denize atar. Bunu gören Del4 bağırır.

Del4 – Aaa ne yapıyorsun? Niye içtiğin şişeyi denize attın? Deniz kirletilir mi hiç? Aşk olsun sana Mars. Etrafta çöp tenekesi olmayabilir ama bana verseydin, ben sonra çöpe atardım. Hiç beklemediğim bir şey yaptın doğrusu. Çok şaşırtıyorsun beni valla.

Mars – Denize çöp atmayı ben de hiç istemem tabi ki ama mecbur kaldım. Hem bu şişe çöp sayılmaz. İçine not koydum. Belki Venüs’e ulaşır umuduyla…

Del4 – Şaka yapıyor olmalısın. O şişenin Kaş sahilinden Patara sahiline ulaşma ihtimalinin ne kadar zayıf olduğunu biliyorsun öyle değil mi? Hayır diyelim ki deniz yoluyla ulaşsa bile Patara kumsalı ne kadar büyük unuttun mu? Yani şişe akıntıyla Patara sahiline ulaşacak, koca kumsalda Venüs’ün önüne çıkacak, Venüs o şişenin içine bakmayı akıl edecek filan. Oooo ölme eşeğim ölme…

Mars – Elif’in öyküsünü baştan sona düşünürsen; bugüne kadar başıma gelenlerin gerçekleşme ihtimaliyle kıyasladığımızda, gene en ihtimali olan şeyi yaptım şu an Del4cum. :)))

Del4 – O da doğru ya. :))) Yalnız onun hapishane hikayesine müdahale etmen doğru değil. Kendi yolunu kendi bulmalı. Noel Hoca anlattı ya sana Mars. Söylediklerini dinlemedin mi?

Mars – Ona ulaşmaya çalışmamam gerek biliyorum, denize şişe atmam da hoş bir hareket değildi anladık. O an hasretten içim o kadar yandı ki, dayanamadım işte ne yapayım.

Del4 Mars’ın içten sözlerinden çok etkilenir.

Del 4 – Bir de gerçekten ulaşırmış var ya. Ayy bunu düşününce çok heyecanlandım. Şişenin içine koyduğun nota ne yazdığını çok merak ettim bak şimdi.

Mars – “Gökyüzünden Sakın Kayma,” diye yazdım.

Del4 – Gökyüzünden sakın kayma mı? Hmmm…

Del4 yüzünde tuhafsamış bir ifadeyle biraz duraksar ardından konuşmaya devam eder.

Del4 – Alınma ama çok ilginç bir sevgi dilin var Marscım.

Mars – :))))

Del4 – Hayır yani insan sevdiğine “Özledim teninin kokusunu özledim, Özledim sımsıcak nefesini özledim, Özledim sohbetini o sesini özledim,” gibi sözler yazar. Sen hiç mi Selami Şahin dinlemedin anlamadım ki?

Mars – :)))) Biliyor musun çok komiksin. Tavsiye ettiğin bu şarkıyla sesli güldürdün beni.

Del4 – Ay bir de gülüyor. Yalan mı canım? İnsan az romantik olur. Sevdiğine “Gökyüzünden Sakın Kayma,” diye not yazmak da neymiş.

Mars – Şu parlak yıldızı görünce birden aklıma geldi. Bizim hikayemiz böyle başladı neticede. Sana anlamsız gelmiş olabilir ama eminim Venüs okursa beni anlayacaktır. Yalnız haklısın. Burada böylece durup şişenin onun eline geçmesini bekleyemem. Başka bir şeyler yapmam lazım.

Del4 – Ne gibi?

Mars – Bilmiyorum ama Venüs’ü o hapishaneden çıkarmanın bir yolunu bulmalıyım.

Del4 – Böyle bir tepki vererek biraz acele etmiyor musun? Venüs’ün hapishaneden kendi başına çıkacağına hiç mi inanmıyorsun yoksa Mars?

Mars – Mesele inanmamakla ilgili değil ki Del4. Gerçek şu ki Venüs biraz mecüktür.

Del4 – Efendim? Venüs biraz nedir?

Mars – Mecük!

Del4 – O da ne demek öyle?

Mars – Elif Rizeli ya. Onların ailesinde kullanılan bir kelime. Sanırım Karadeniz’e özgü. Beceriksiz gibi bir anlamı var.

Del4 – Aaaa ama sen de Mars. İnsan sevdiğinin arkasından öyle bir şey der mi hiç? Ayrıca benim de bir kadın olduğumu unutma lütfen. En hassas olduğum konuya giriyorsun. Venüs hakkında böyle konuşmana izin veremem.

Mars – Canım öyle beceriksiz değil. Sen şimdi anlamını sorunca karşılığı onun gibi bir şey diye. Benim demek istediğim başka. Venüs ona kim ne söylerse hemen inanır. Aklına asla gelmez şimdi oradan kendi başına çıkabileceği. Yoksa çok beceriklidir. Hatta o kadar beceriklidir ki, 12 kilometrelik Patara kumsalı boyunca birbirinden farklı yüzbinlerce kumdan kale yapar da yine de kumsaldan çıkmayı akıl edemez. O derece yani. O yüzden ben gidiyorum.

Del4 – Hey dur nereye gidiyorsun? Mars? Araba bulamazsın ki o tarafa bu saatte. Beni bekle! Marsss? Allahım gitti bile. Ne tuhaf adam. Ne ilginç bir not yazmış sevdiği kıza. İnsan bu kadar mı Elif’in abisine benzer. Pes yani!

Ertesi gün olmuştur. Polis memuru Venüs’ün durumuna bakmak için Patara kumsalına iner. Onu her zaman durduğu yerde göremeyince şaşırır. Denizde olabileceğini düşünüp deniz kıyısına doğru yürür. Venüs denizin yakınında kumların üzerine çökmüş kumdan kale yapmaktadır. Polis memurunun ona doğru geldiğini fark edince ayağa kalkar.

Venüs – Günaydın.

Polis memuru – Günaydın.

Polis memuru şaşkınlık içinde etraftaki sağlı sollu bitmiş kumdan kalelere bakar.

Polis memuru – Sen burada ne yapıyorsun böyle?

Venüs – Kumdan kale yapıyorum.

Polis memuru – Evet onu anladım da… Çok şaşırdım. Demek kumdan kale yapmayı bu kadar iyi biliyorsun.

Venüs – Aslına bakarsan bilmiyordum. Senin verdiğin tablet sayesinde öğrendim. Youtube’da bununla ilgili inanılmaz videolar var. Görsen aklın şaşar. Ne iyi yaptın bana şu tableti vermekle. Bak şu ilk yaptığım kale. Aslında başta elimde kova yok diye kumdan kale yapamam sanmıştım. Meğer damıtma tekniği diye bir şey varmış. Gerçi bu teknikle yaptığım kale biraz peri bacalarına benzedi ama olsun. Çok keyif alınca kafayı çalıştırdım ve yapa yapa işi geliştirdim. İlla elimde kova olması gerekmiyor dedim kendi kendime. Bak şunlar son yaptıklarım. Gayet güzel olmuş değil mi? Yemek yemem için getirdiğin bardak, kase ve bıçağı kullandım. Çok işime yaradılar doğrusu. Böylece cami bile yaptım. Hele ayranın yanına iyi ki pipet de koymuşsun. Şekil vermeye çalışırken, onunla kalenin üzerinde biriken fazla kumları üflüyorum süper oluyor.

Polis memuru – Bunca yıldır burada görevliyim. Ben böyle bir şey görmedim. Kırk yıl düşünsem aklıma kumdan kale yapmak gelmezdi valla benim.

Venüs – Aaa inan çok zevkli. Mutlaka denemelisin. Ama bak püf noktası var. Kum iyice ıslak olmalı. Kovam olmadığı için denize yakın yerlere yaptım ki kase ile su taşımakla çok zaman kaybetmeyeyim.

Polis memuru – Bu tavrına hayran kaldım doğrusu Venüs.

Venüs – Aaa gerçekten mi? Bunu duyduğuma ne kadar mutlu oldum bilemezsin. Bir an saçma ve gereksiz bir şey yaptığımı düşüneceksin diye çekinmedim değil. Yine de içimden gelen sesi dinlemek istedim ve yaptım. Sonunda çok acayip bir şey oldu. Bütün bu kumdan kaleleri yaparken kendi içimde bir aydınlanma yaşadım.

Polis memuru – Aydınlanma mı? Kumdan kale yaparak mı?

Venüs – Evet. Biliyor musun Mars çok haklıymış. İlk karşılaştığımızda bana “elinde bir bilgisayar varsa ve internete bağlanabiliyorsan her şeyi öğrenebilirsin,” demişti. Daha o zamanlar böyle herkesin elinde akıllı telefon olmasını bırak, her evde bir bilgisayar bile yoktu, düşün. Karşı Kıyı’ya geldiğimiz ilk gün de yanıma bir cep telefonu almadığım için çok söylenmişti. İnternete giren bir akıllı telefonumuz olsa olta bile yapabiliriz demişti. O zaman ona hak vermemiştim. Oysa ne kadar yerinde bir tespitmiş.

Polis memuru – Mars’ı gözünde ne kadar çok büyütüyorsun. Seni duyan da adam yeni bir icat buldu sanır. Bu tespiti bugün herkes yapıyor ki. Sana boşuna mı ilk olarak tablet verdim sanıyorsun.

Venüs – Haklısın. Bunu yaptığın için gerçekten müteşekkirim. Ama onu gözümde büyüttüğüm ile ilgili söylediğin kısma katılmıyorum. Mars’ın bana onca zaman ne demek istediğini anca anladığımı söylemeye çalışıyorum. Buraya geldiğimiz gün çantamdan çıkanlara verdiği tepkiyi eleştiri gibi algılamıştım ve kendimi kötü hissetmiştim. Sen de benim kendimi kötü hissetmemden yararlanarak beni hapse attın. Oysa Mars çantamdan çıkanlardan hoşnut olmasa da bana hep destek oldu. Hem çantayı taşımama yardım etti hem de çıplak ayakla yürümek zorunda kalmasına rağmen yol boyunca hiç şikayet etmedi. Sonuçta en çok o isterdi ayağında bir terliği olsun. Yalan mı?

Polis memuru – Allahım bu konu nereye gidiyor? 🙈 Elif’in B vitamini eksiği mi var nedir?

Venüs – :)))) Neyse konuyu uzatmadan sadede geleyim. Şu yaptığım son kaleyi de tamamlayayım buradan gidiyorum.

Polis memuru – Ne demek gidiyorsun? Daha cezan bitmedi.

Venüs – Artık yeter! Beni terlik almayı unuttuğum için daha fazla cezalandırmana müsaade etmeyeceğim. Yanıma telefon almayı unuttuğum için cezalandırıyor olsaydın belki bir süre daha buna bir hakkın olduğuna inandırmaya devam edebilirdin beni. Hem tabletten açıp Karşı Kıyı Anayasasını okudum.

Polis memuru – E nolmuş?

Venüs – İlk üç maddesinde şöyle diyor: “Karşı Kıyı özgür bir yerdir. İnsanlar birbirlerinin var oluş şekillerine saygı duyarak sevgi içinde yaşarlar. Birbirini seven insanları ayırmak büyük bir suçtur.” Ve dördüncü maddesi de ilk üç maddenin asla değiştirilemeyeceğini söylüyor.

Polis memuru – Yani?

Venüs – Yani bu canım kumsalı benim için bir hapishaneye çevirmene müsaade etmeyeceğim. Karşı Kıyı Anayasası’na göre beni Mars’tan ayırmakla büyük bir suç işledin. Benim hayatımla uğraşacağına ve sırf bunu sebep gösterip çocuğunu komşulara bırakacağına şu güzelim kumsala getir de beraber kumdan kale yapın.

Polis memuru – Amman Allahım çok haklısın! Kendi kendimi hapse attırdığıma inanamıyorum. Karşı Kıyı Anayasasını yazarken benim önerdiğim madde ile şu an beni çok fena ezdin. Doğrusu bunu hak ettim. Yalnız hep derim kadınlardan korkulur diye ama sen var ya Venüs, sen şeytana pabucunu ters giydirirsin inan ki. Senden gerçekten korkulur. Allah Mars’a kolaylık versin.

Venüs – Tüm bu söylediklerini iltifat olarak kabul ediyorum. :))

Venüs yüzünde bir gülümsemeyle yarım kalan kumdan kalesini yapmaya devam eder. Yakında Mars’a kavuşacağı için çok mutludur.

Didem Elif

Kurtuluş

Polis memuru Venüs’ü hapishaneye götürdükten sonra; Mars, Noel Hoca ve Del4 ile Patara Meclis Binası’nda ne yapacağını bilemez bir şekilde kalakalmıştır. Çok üzgündür.

Del4 – Hepsi benim yüzümden oldu. Oysa Japonlara sizi anlatırken ne kadar pozitif duygular içindeydim. Konuşmalarımın sizi ayıracağı hiç aklıma gelmezdi valla. Gerçekten çok üzgünüm Mars.

Mars – Ben de çok üzgünüm. Olanları aklım almıyor. Olacak iş değil! Venüs’ün hapishaneye girdiğine ve benim hiçbir şey yapamadığıma inanamıyorum. Üstelik anlamsız bir unutkanlık yüzünden. Şu işe bak. Bu tam bir saçmalık!

Noel Hoca – Böyle bir durumda sen bir şey yapamazsın zaten. Venüs hapishaneye kendi rızasıyla girdi yine ancak kendi rızasıyla çıkabilir.

Mars – Ne demek kendi rızasıyla girdi? Polis memuru sanki ortada bir suç işlenmiş gibi davrandı ve hiçbiriniz sesinizi çıkartmadınız.

Noel Hoca – İçimizdeki polis hep böyle çalışır. Bize kendimizi gerçekten suçluymuş gibi hissettirir. Bu yüzden de bir bedel ödememiz gerektiğine inandırır ama bunu kabul etmek ya da etmemek bizim elimizdedir.

Mars – İyi de bunu şimdi mi söylüyorsun Noel Hoca? O an deseydin ya. Venüs de hemen cezasını kabullenip hapishaneye gitmezdi böylece.

Noel Hoca – Benim bilgiyi gerektiği yerde paylaşmaya yetkim var. O an Venüs’ü etki altında bırakacak bir söylemde bulunmam doğru olmazdı. İnsanların kaderine yön vermek bana düşmez. Zaten bir şekilde polis memuru bana baskın gelmenin yolunu bulurdu. Onun görevi bu sonuçta. İçimizde suçlu hisseden tarafı yakalamak. Hem bu Venüs’ün kendi başına çözmesi gereken bir mesele. Şundan emin olmalısın ki polis memuru durup dururken bizim hikayemizin içine girmez. Çıplak ayakla yürüdüğün için Venüs başından beri kendini suçlu hissediyormuş demek ki. Bu yüzden de polis memuru da bir şekilde ortaya çıktı ve onu gitmeye ikna edebildi. Venüs’ün içindeki suçluluk duygusuyla baş etmeyi öğrenmesi gerekiyor. Bu meseleyi çözdüğü zaman özgürleşecek ve yaşadıkları onu bambaşka bir noktaya sürükleyecektir.

Mars – Nasıl yapacak peki bunu?

Noel Hoca – Bunu biz bilemeyiz. Bu tamamen onun yaratıcılığına kalmış. Sana olan aşkı öyle büyük ve güçlü ki, bunu o da fark ettiğinde aşkından güç alarak polis memurunu ortadan kaldıracak ve sana yeniden ulaşmanın yolunu bir şekilde bulacaktır merak etme.

Del4 – Noel Hoca doğru söylüyor Mars. Venüs’ün aşkı her şeyin ötesine çıkacak güçte. O yüzden kendi rızasıyla girdiği hapishaneden yine kendi rızasıyla çıkacaktır. Bundan benim de kuşkum yok doğrusu.

Mars – Polis memurunu ortadan kaldırmak mı? Nasıl yani? Venüs onu öldürecek mi?

Noel Hoca – Yaniii bir anlamda evet öyle de diyebiliriz.

Mars – Yuh! Elif bildiğin bir cinayet öyküsü yazıyor şu an desene.

Noel Hoca – Yanlış anladın. Venüs aslında içindeki suçluluk duygusunu öldürecek. Bunu başardığında bir Polis Memuru’na ihtiyaç kalmayacağından Venüs’ün hikayesinden kendi kendine çekilecek. Yoluna devam etmesi için onu serbest bırakacak.

Mars – Peki bu ne kadar sürer?

Noel Hoca – Bunu bilemeyiz. Bu biraz da onun yazma serüvenine bağlı. Yoksunluk içinde kalıp yazdıkça içindeki gerçek duygulara ulaşacak. Ne istediğini bulacak ve harekete geçecek.

Venüs – Ne yazması gerekiyor?

Noel Hoca – Dedim ya bu tamamen onun yaratıcılığına kalmış.

Del4 – Arkadaşlar benim turuma kaldığı yerden devam etmem gerek. Bu Japonlar başıma başka iş açmadan onları Kaş’a götürmeliyim.

Noel Hoca – Benim de artık gitmem gerekiyor. Yakında Demre’ye taşınmayı planlıyorum. Yapılacak bir sürü işim var.

Mars – Ne? Hadi Del4 zaten turunun başına gidecekti sen de mi buralarda olmayacaksın? Peki bundan böyle ben Elif’in hikayelerinde kiminle konuşacağım?

Noel Hoca – Hemen değil canım. Bir süre belki git gel yapmam gerekebilir. Duruma göre bakacağım. Daha buralardayım. Görüşürüz illa ki.

Mars – Buraya ne niyetlerle gelmiştim. Oysa şu halime bak. Her şey darmadağın oldu.

Del4 – Benimle tura gelmek ister misin Mars? Burada bu şekilde yalnız kalmana gönlüm razı gelmiyor. Hem farklı yerler gezerken kafan dağılır. Yaptığım işten ben çok keyif alıyorum. Eminim gezmek sana da iyi gelecektir.

Mars – Teşekkür ederim Del4. Çok düşüncelisin. Valla bir yere gitmeyi ben de çok isterim elbette ama nasıl olacak? Bu arada Venüs hapishaneden çıkarsa, birbirimizi nasıl bulacağız? İletişim kurmak için ne telefonumuz var ne de sabit bir mekanımız. Buradan ayrılırsam birbirimizi bir daha bulamayabiliriz onunla.

Noel Hoca – Benim üzerimden iletişim kurabilirsiniz. Barney Değil gelince Venüs’ün hapishaneden çıktığını öğrenmiş olacağım neticede. Del4’a haber veririm. Sen de hemen buraya gelir, Venüs’üne kavuşursun. 😇 Gerçi seninle direk iletişimde olacağım bir telefon olsa daha da iyi olur tabi. Belki Del4 ile Kaş’a gittiğinizde bunu da çözebilirsin.

Mars – Bilmiyorum.

Del4 – Çabuk karar vermelisin. İnsanları daha fazla bekletmemeliyim.

Mars – Peki tamam hadi gidelim. Haberleşiriz o zaman Noel Hoca. Dilerim en kısa zamanla güzel haberler duyarım senden.

Noel Hoca – İnşallah Mars, sana iyi haberler vermeyi ben de çok isterim. Hadi bakalım. İyi yolculuklar size.

Del4 ve Mars Japonların beklediği Patara kapısına doğru yürümeye başlarlar.

Mars – Hani Anfi tiyatroda gördüğüm Japonlar figürandı. Devamlılıkları olmayacak demiştin bana. Resmen başrol gibi tüm hikayeye etki ettiler. Bir de kalkmış onlarla geziye çıkıyorum şimdi. Şaka gibi ama.

Venüs – Aşk olsun Mars. Sen bana yalancı mı diyorsun? Devamlılıkları yoktu gerçekten, ayrıca sahne olarak yer almayacaklar ki yine zaten. İsimleri geçecek hepsi bu. Bence yürürken artık sessiz kalalım ki, Elif biraz da okuyuculara Venüs’ün sahnesini yazsın.

Mars – 🙂 Tamam.

Patara kumsalında hava kararmış akşam olmuştur. Venüs güneş kremi kullanmasına rağmen; gündüz kumsalda yürürken güneşten kızaran yüzüne, acımasın diye yine krem sürmektedir. Elinde bir paketle Polis memuru yanına gelir.

Venüs – Bu paket bana mı?

Polis memuru – Evet bu paket senin.

Venüs birden heyecanlanır.

Venüs – Yoksa Mars’tan mı geldi?

Polis memuru – Yok aydan geldi. 😛Hayır canım Mars’tan filan değil, ben senin için bir şeyler hazırladım.

Venüs hayal kırıklığı içinde paketi polis memurunun elinden alır.

Polis memuru – Sana iyi geleceğini, daha doğrusu ihtiyacın olacağını düşündüğüm şeyler getirdim.

Venüs paketi açar. İçinden birkaç defter, bir sürü kalem ve bir tane de tablet çıkar.

Venüs – Defter ve kalemi anladım. Yazmamı istiyorsun. Peki tablet ne için?

Polis memuru – Bu tabletle internete bağlanabileceğinden istediğin filmi izleyebilir, istediğin araştırmayı yapabilir, dileğin gibi sosyal medyada gezinebilirsin.

Venüs – Sosyal medyaya niye ihtiyacım olsun ki? Büyük bir zaman kaybı.

Polis memuru tableti eline alır ve parmaklarını ekran üzerinde kaydırarak bir sayfa açar. Açılan ekranı Venüs’e gösterir.

Polis memuru – Mars Del4 ile gezilere gidiyor. Bilmek isteyeceğini düşündüm.

Venüs – Sahi mi? Ohh. Mars’ın iyi olmasına çok sevindim. Ben de onu merak etmiştim. Teşekkür ederim.

Polis memuru – Ciddi olamazsın. Bu seni üzmedi mi? Hemen bir kadınla birlikte olmaya başlamış. Geziyor tozuyor baksana.

Venüs derin derin fotoğraflara bakar.

Venüs – Aslında ben Mars’ı bir kadınla düşündüğümde hep kıskanmışımdır. Ama biliyor musun insan gerçek bir sevgi gördüğünde kıskanmıyor. Aksine sevdiği adamın mutlu ve iyi olduğunu bildiği için seviniyor.

Polis memuru – Sen hapisteyken seni dışarda beklemediği için kızgın değilsin ona yani öyle mi?

Venüs polis memuruna kızgın bir bakış atar.

Venüs – Buradan bir an önce çıkmak için tüm bu defterleri doldurmam mı gerekiyor?

Polis memuru – Ben öyle bir şey söylemedim.

Venüs – Nasıl ve ne zaman hapis cezam bitecek peki?

Polis memuru – Benim gitmem gerek. Yine uğrarım.

Polis memuru aceleyle Venüs’ün yanından uzaklaşır. Venüs peşinden gitmek ister ama Barney Değil ayaklarına dolanarak zıplamaya başlar. Venüs çaresiz bir şekilde bedenini kumların üzerine bırakarak boylu boyunca uzanır. Gökyüzündeki yıldızlara bakar. Başını göğsüne yatıran Barney Değil’e sarılarak uykuya dalar.

Tam o sırada Mars ve Del4 yorgun geçen bir turun ardından Kaş’ın en güzel sahillerinden birinde, çakıl taşlarının üzerinde denize karşı oturmaktadır. Del4 güzel bir gün geçirmiş olmanın mutluluğu içindedir. Yine de Mars’ın yüzündeki hüznü fark eder.

Del4 – Venüs’ü düşünüyorsun öyle değil mi?

Mars – O kadar çok özledim ki sana anlatamam. Yanlış anlama ama şu an çok güzel bir yerdeyim ve o yanımda değil. Keşke burada olsaydı.

Del4 hiçbir şey söylemez. Del4 hiç cevap vermeyince, Mars biraz yalnız kalmak ister. Sessizce ayağa kalkar. Bakışlarını gökyüzüne çevirerek deniz kenarında yürümeye başlar. Elindeki keçi boynuzunu sımsıkı tutarken, gözü parlak bir yıldıza takılır.

Didem Elif

Bedel

Barney Değil’in hararetli havlaması üzerine Mars, Venüs ve Noel Hoca telaş içinde Patara Anfi Tiyatro’nun dışına çıkarlar. Del4 bir polis memuruyla tartışmakta ve Barney Değil de polis memuruna doğru havlamaktadır.

Noel Hoca – Hayırdır memur bey. Sorun nedir?

Polis Memuru – Amfi Tiyatro’nun içinde Mars diye biri varmış. Onu arıyorum. Fakat köpeğin içeri girmeme izin vermiyor. Köpeğine lütfen mukayyet olur musun?

Noel Hoca – Buraya gel Barney Değil.

Barney Değil sakinleşir ve Noel Hoca’nın yanına gider.

Del4 – Mars beyin bir suçu yok diyorum beni dinlemiyor.

Mars – Mars benim. Niye beni arıyorsunuz ki?

Venüs istemsizce bir çığlık atar.

Venüs – Aman Allahım suç mu? Ne suçu?

Mars – Sakin ol Venüs. Şimdi anlarız neler olduğunu. Herhalde bir yanlışlık olmalı.

Polis Memuru Mars’ın çıplak ayağına bakar. Kendini bir anda etrafındaki kalabalığa karşı daha güvenli hisseder.

Polis Memuru – Gördüğüm kadarıyla hiçbir yanlış anlama yok. Yine de önce ifadenizi almam lazım.

Noel Hoca – O zaman konuşmak için meclis binasına gidelim. Biliyorsun burada olmaz.

Polis Memuru – Tamam gidelim.

Hep birlikte Patara Meclis Binası’na doğru yürümeye başlarlar. Barney Değil sakinleşmiş bir şekilde peşlerinden gider. Meclis Binası’na girince Polis Memuru sahnede durur. Del4 ve Noel hoca aralarında boşluk bırakarak taşların üzerine otururlar. Barney Değil Noel hocanın yanına giderek ayak dibine yerleşir. Venüs ve Mars ne yapacağını bilemez bir şekilde ayakta dikilmektedir.

Polis Memuru – Mars bey siz lütfen yanıma gelin. Hanımefendi siz de şu taraflarda rahat bulduğunuz herhangi bir yere oturabilirsiniz.

Venüs – Şey benim adım Venüs.

Polis Memuru – Yalnızca size soru sorduğumda yanıtlarsanız sevinirim. Hani bilgisayarda mute tuşu var ya. Bir zahmet herkes kendini mute’a alsın.

Venüs çok heyecanlı ve oldukça tedirgindir. Endişe içinde taşlardan birinin üzerine oturur. Mars da Polis Memuru’nun yanında sahneye çıkar.

Polis Memuru – Aslına bakarsanız evde odunlarımı sobaya atıp geldim buraya. O yüzden ateş sönmeden eve gitmem lazım. Kızım da komşuda. Aklım bir taraftan onda. Ama görev aşkı işte ne yaparsın? Dayanamadım geldim. Patara kapısının orada çıplak ayaklı bir sürü Japon protesto yapıyor diye bir ihbar aldım. Olay yerine gittiğimde gerçekten bir grup Japon çıplak ayakla hep birlikte göğe bakarak “Mars Mars Mars,” diye bağırıyorlardı. Biliyorsunuz ölen karım bir Japondu. O yüzden Japoncamla aralarına gidip ne olduğunu sordum. Bana Mars’ın gökyüzünden yere indiğini ve çıplak ayakla Anfi Tiyatro’da gezdiğini söylediler. Bundan etkilenip hepsi ayakkabısını çıkartmış. Dolayısıyla Mars beyi toplumu kötü etkilemek suçundan tutuklamam gerekiyor.

Mars konuşmak ister ama şaşkınlıktan dili tutulur. Bir türlü sesi çıkmaz. Venüs sakin kalmaya çalışsa da bir türlü heyecanını yenmeyi beceremez. Dayanamaz ve sesli bir şekilde bağırır.

Venüs – Tutuklamak mı? Ne yani Mars’ı hapse mi atacaksınız? Bütün bunlar kötü bir şaka olmalı.

Del4 – Keşke sizin aşk hikayenizi o şekilde anlatmasaydım. Benim yüzümden başınıza neler geldi? Ay çok üzgünüm.

Polis Memuru – Buraya Mars beyi dinlemeye geldik. Onun dışında herkes konuşuyor mübarek. Evet Mars bey lütfen sizi dinleyelim. Neden çıplak ayakla geziyorsunuz?

Mars – Çünkü giyecek bir ayakkabım yok.

Polis Memuru – Gökyüzünden indiğiniz doğru mu?

Mars – Evet ama o çok önceydi. Ardından Venüs ile birlikte bir sürü yerde buluştuk. Sonra nihayet Tanrı huzurunda evlenip aya balayına gittik. Bir dönem Japonya’da yaşadık filan. Neyse hikaye çok uzun. En son denizden Patara kumsalına geldik. Giyecek bir ayakkabım ya da terliğim olmadığı için çıplak yürüyorum. Mecburum bir nevi yani. Bunun suç olduğunu bilmiyordum.

Polis Memuru – Mesele insanları buna teşvik etmeniz. Herkes ayakkabısız gezerse ayakkabı sektörümüzün hali ne olur hiç düşündünüz mü?

Mars – Ben kimseyi bir şeye teşvik etmedim. Japonlar beni rol model aldıysa ben ne yapabilirim? Neden onları sorgulamıyorsunuz?

Polis Memuru – Japonlar turist olduğu için dilediği gibi gezebilir. Ama sizi geçici bir süre hapse atmam gerekiyor.

Mars – Oldu! Yabancı turistler benim vatanımda en güzel yerlere istediği şekilde gidebilecek, ben hapis yatacağım öyle mi? Ne ala memleket!

Polis Memuru – Valla ben emir kuluyum.

Venüs – Patara’da bir hapishane olduğunu bilmiyordum. Yoksa Elif’in evinin önündeki Kaş Hapishanesi’ne mi götüreceksiniz Mars’ı?

Polis Memuru – 2023 yılında olduğumuzu hatırlatırım Jüpiter hanımefendi. Burada…

Venüs polis memurunun sözünü keser.

Venüs – Jüpiter değil Venüs benim adım. Elif onu okumayan insanları nasıl oluyor da karakter olarak metnine alıyor anlamıyorum ki.

Mars – :))

Polis Memuru – Her neyse hanımefendi, bahsettiğiniz Kaş’taki hapishane artık Adalet Sarayı oldu. Mars beyi Patara kumsalına götüreceğim. Bizim hapishanemiz orası.

Mars – Kumsal mı? Ooo iyiymiş… 🙂 Bikinili kızlar filan. Ne güzel hapishane bu böyle.

Venüs – Aşk olsun ama Mars…

Mars – Şaka yapıyorum Venüs. 🙂 Kumsaldan hapishane derken Elif’in aklından kim bilir ne geçiyor merak ettim doğrusu.

Polis Memuru sessizleşip uzaklara dalar. Herkes onun tepkisine bakmaktadır.

Noel Hoca – Memur bey? Burada mısınız?

Polis Memuru kendine gelir.

Polis memuru – Pardon Elif düşüncelere dalıp kahvesinden bir yudum aldı da… Onun bir şey yazmasını bekliyorum.

Mars – Elif’in kahve içmesi önemli tabi… :)))

Polis memuru – Bikinili kız fantezinizi böleceğim ama sizden başka kumsalda kimse olmayacak Mars bey. Maalesef şu an elimizde başka mahkum yok.

Venüs – Ahhh ne kadar üzüldüm. 🙂

Mars – Demek kumsal, geldiğimizde o yüzden bomboştu. Yalnız benim uykum geldi.

Polis memuru – Ne? Uykunuz mu geldi? Tanrım nasıl bir metnin içindeyiz Allah aşkına. Bugüne kadar onca yazar hapse attım bu kadar saçmalayanını ilk kez görüyorum.

Mars – :))

Venüs – Ay sormayın. Mars’ın böyle bir uyku sorunu var. Hoşuna gitmeyen anlarda hemen uykusu geliyor. Biz bunu Japonya’dayken çok sık yaşıyorduk. Bu durumun valla Elif ile bir ilgisi yok. Direkt Mars meselesi yani. Hatta Elif ilk kez diyaloglarımıza taşıdı diyebilirim. 🙂 Hayatım biraz sıksan dişini. Şu hapishane meselesini çözelim çok güzel bir yere gideriz. Orada bol bol uyursun.

Mars – :))))))

Venüs – Sahi neden yazarları hapse atıyorsunuz? İnsan düşündüklerini ifade ettiği için hiç hapse atılır mı? Çok saçma değil mi?

Noel Hoca – Dünya derdinden kopup daha rahat yazsınlar diye. Sadece yazarlar değil tüm sanat emekçileri için geçerli bu. Eşsiz gün batımları manzarası eşliğinde üretmenin çok etkili olduğunu fark ettik de. Elif’in “F” tipi hücre anlayışı işte malum.

Venüs – İyi de Mars yazar ya da sanatçı değil ki.

Polis memuru – Hmm… Gerçekten yazar ya da sanatçı değil mi? O zaman bu Japonlar neden ondan bu kadar etkilendi acaba?

Noel Hoca – Aslında az önce amfi tiyatroya geldiğimde bana Mars’ın oyun yazdığını söylemiştiniz.

Venüs – Noel hoca yapma ama sen de? Aşk olsun yani.

Mars – Tamam Venüs. Nefesini harcama boşver. Başta çok şaşırmıştım ama kabullendim şu an durumu. Madem başka seçeneğim yok. Tamam hadi bir an önce gidelim.

Memur bey Mars’ın kolundan tutar. Tam birlikte yürüyeceklerdir Venüs neredeyse haykırırcasına bağırır.

Venüs – Hayır durun! Mars’ı götüremezsiniz. Tüm suçlu benim. Yola çıkarken ona terlik almayı unutmuşum. Mars o yüzden çıplak ayakla dolaşıyor. Madem biri hapis yatacak. Beni götürün.

Mars – Venüs saçmalama ne yapıyorsun?

Venüs – İhmalimin bedelini senin ödemene müsaade edemem aşkım. Hem yanıma kitap almıştım. Bir sürü güneş kremim de var. Bak boşuna almamışım onları demek ki. Kumsalda kitap okuyarak bol bol güneşlenirim.

Mars – :))

Polis memuru – Peki tamam Jüpiter hanımı götürüyorum öyleyse.

Venüs – Venüs benim adım… Veeeenüüüssss!!!

Polis memuru – Ah doğru pardon. Aman canım ne fark eder sanki. Ha Venüs ha Jüpiter? İkisi de gezegen adı değil mi? Okuyucu anlıyor derdimi sonuçta. Sizin için de isminiz ne kadar önemliymiş hayret bir şey yani. Bundan dolayı bir saçımı yolmadığınız kaldı. 🙂 Hadi artık bir an önce sizi hapishaneye götüreyim de; kızımı komşudan alıp, yaktığım odunlar sönmeden eve döneyim.

Venüs – Tamam ama izin verirseniz Mars ile iki dakika yalnız konuşmak istiyorum.

Polis memuru – Tabi ki.

Del4, Noel Hoca ve Polis memuru Meclis Binası’nın dışına çıkarlar. Venüs Mars’ın yanına sahneye gider. Barney Değil oturduğu yerden onları izlemektedir. Venüs Mars’ın elini tutar ve avcunun içine bir şey koyar. Mars avcuna bakar. Oldukça küçük boyda bir keçi boynuzu vardır.

Mars – Bu ne Venüs?

Venüs – Aslında onu yemek istiyordum ama yapamadım. Onu sana veriyorum. Böylece yanında rahatça taşıyabilirsin. Ben yokken kendine iyi bakmanı istiyorum. Beni sakın merak etme. Yalnız olduğunu düşünüp her kötü hissettiğinde onu avcuna al ve göğe bak. O anda benim de seni düşündüğümü bil.

Mars hiçbir şey söylemeden Venüs’e sıkıca sarılır. Venüs Mars’ın yanağına kısa ama tutkulu bir öpücük kondurup ondan ayrılır.

Venüs – Hadi gideyim ben bir an önce. Baksana adam takmış oduna. Bu sıcakta ne diye odun yakmış anlamadım ya neyse. Sönerse ateşi gene bizden bilecek sonra.

Mars – :))))

Mars ve Venüs el ele Meclis Binası’ndan dışarı çıkarlar. Barney Değil peşlerindedir. Hep birlikte dışarıda onları bekleyen Del4, Noel Hoca ve Polis memurunun yanına giderler.

Del4 – Ahh çok duygulandım. Umarım en kısa zamanda yeniden kavuşursunuz çocuklar.

Polis memuru – Tamamsanız yola koyulalım.

Venüs – Evet gidebiliriz.

Polis memuru Venüs’ün koluna girmeden eliyle “bayanlar önden” işareti yapar. Diğerlerini oldukları yerde bırakıp birlikte Patara kumsalının yolunu tutarlar. Barney Değil onları takip etmektedir.

Venüs – Bu arada karınız için çok üzüldüm memur bey. Başınız sağ olsun.

Polis memuru – Teşekkür ederim. Sizin Mars beyi sevdiğiniz gibi ben de onu çok sevmiştim. Maalesef kızımızı doğururken öldü. 7 yaşındaki kızımı o yüzden yalnız büyütüyorum. Biraz zor bir hayatım var. Eğer gergin davrandıysam lütfen kusura bakmayın.

Venüs – Sorun değil. Adınız nedir?

Polis memuru – Adım mı? Bilmem. Daha önce kimse sormamıştı. Herkes bana polis memuru der.

Venüs – Anladım.

Polis memuru – Ayrıca bence böyle gayet iyi. Ben memnunum yani. Hem Elif şimdi nerden bir isim daha bulsun.

Venüs – :))) Barney Değil ilginç bir şekilde bizi takip ediyor. İnanın bunun için özel olarak yaptığım bir şey yok. Sonra sizinle geri döner herhalde. Noel hocaya teslim edersiniz olur mu?

Polis memuru – Yok teslim etmem gerekmiyor. Hapishaneye bir tek Barney Değil girebiliyor. Orada kaldığınız süre boyunca sevgiye ihtiyacınız olacak. Barney Değil sizin bu ihtiyacınızı dolu dolu karşılayacaktır. O yüzden Noel Hoca onun yokluğunu dert etmez, siz hiç merak etmeyin.

Venüs olduğu yerde durur, yere çömelir. Barney Değil Venüs’ün yanına gider. Venüs hüzün içinde onun başını okşar. Barney Değil kuyruğunu sallayarak sevgiyle Venüs’ün yüzünü yalamaktadır.

Didem Elif