Buluşmak

Mars – Bu ne güzellik böyle Venüs? Özel bir yere gidiyorsun galiba bugün.

Venüs – 😍😍😍 Senin için süslendim. Dışarı çıkacaktık ya? “Hadi bugün dışarı çıkalım,” demiştin, unuttun mu?

Mars – Evet. Bugün evde uğraşmak yerine dışarda bir şeyler yeriz diye düşünmüştüm.

Venüs – Tamam işte. Ben hazırım. 😊

Mars – Ama sen çok güzel olmuşsun. O zaman ben de üstümü değiştireyim. Biraz bekler misin?

Venüs – Tamam tabi ki. Demek beni bu kıyafetle beğendin. Nasıl mutlu oldum sana anlatamam. 😍😍😍

Mars – 😍😍😍 Bekle beni. Hemen geliyorum.

Mars Venüs’ü alnından öpüp giyinmek için odaya gider. Venüs de beklerken salondaki koltuğa oturur. Çantasında taşıdığı kitabını çıkartıp okumaya başlar. Gözü bir an sehpanın üzerinde duran nota kağıtlarına takılır. Mars’ın son günlerde yeniden eline gitarını aldığını hatırlayıp gülümser. Onu gitar çalışırken dinlemeyi ne çok sevdiğini düşünür. O sırada Mars yüzünde endişe dolu bir ifadeyle salona doğru yavaş adımlarla yürümektedir. Elinde Venüs’ün günlüğü vardır.

Venüs – Hayırdır Mars neyin var? Bir şey mi oldu? Ama yine günlük konusu mu? Bu meseleyi hallettik sanıyordum. Senin gözünden bakıp anlayabilmek için kaç defa okudum o defteri Mars haberin var mı?

Mars – Yok olmuş.

Venüs – Ne yok olmuş?

Mars – Yazdıklarının hiçbiri yok. Silinmiş.

Mars – Nasıl silinmiş? Öyle saçma şey mi olur? Ver bakayım.

Venüs şaşkın bir şekilde Mars’ın elinden defteri alır. Sayfalarını çevirir. Defter sanki hiç kullanılmamış gibi bomboştur.

Venüs – İyi ama bu benim günlüğüm değil ki? Bu defter zaten boştu canım. Çok alemsin bir şey oldu sandım ben de.

Mars – Nasıl yani? Senin günlük tuttuğun defterin aynısından bir tane daha mı vardı?

Venüs – Evet evet ben bu defterden iki tane almıştım.

Mars – Niye ki? Buna da benim mi yazmamı istiyorsun yoksa?

Venüs – Öyle bir isteğim ya da beklentim yok canım. Ben bu defteri gördüğüm anda tasarımını o kadar çok beğenmiştim ki, iki tane almıştım. Biri bana kalır, diğerini de sevdiğim birine hediye ederim diye düşünmüştüm. Fakat sonra kimseye vermeye kıyamadım. İkisi de bende kalmıştı. 😄 Birini işte virüsle boğuştum günlerde senin için doldurdum. Diğeri de duruyor öyle içi boş bir şekilde. Hem sen giyinmeye gitmedin mi? Ne yapıyordun defterle öyle?

Mars – Aslında onu diyecektim. Bu gömleğin kolları nedense uzun geldi. Her zaman aldığım beden oysa ki. Tam aynaya bakıyordum gözüme defter ilişti. Bana verdiğin defter sandım. Bunu kaldırmıştım burada ne işi var diye düşünürken, bir baktım içi boş. İki tane olduğunu bilmediğim için şok oldum ben de haliyle. Bir an deliriyorum sandım. Aşkolsun yani Venüs.

Venüs – Böyle olacağı aklıma gelmedi. Kusura bakma.

Mars – Neyse olmadı di mi bu gömlek? Kolları tuhaf mı duruyor sence?

Venüs – Yoo ben farkı anlamadım. Rengi çok tatlıymış. 😊 Sen de ne güzel adamsın kardeşim her şey yakışıyor. Hem öyle çok yakışıklı olma zaten kıskanırım ben şimdi seni. 😉

Mars – 😊 Tamam hadi çıkalım o zaman. Seni Japonya’nın en güzel suşi yapan yerine götüreceğim.

Venüs – Suşi mi? Yaşasın! 😍 Bir an önce gitmek için sabırsızlanıyorum. 🎈

Mars – Ay bilseydim bu kadar mutlu olacaksın, daha önce götürürdüm. 😄

Venüs ve Mars evden elele çıkarlar. Japon bir görevli apartmanın yerlerini silmektedir. Venüs görevliye Türkçe “Kolay gelsin,” der. Görevli elindeki temizlik sopasını koltuk altına alıp iki elini göğüs kafesinde birleştirir ve başıöne doğru eğerek onlara selam verir.

Mars – Adamla Türkçe konuştuğuna inanamıyorum. O da ne dediğini anlıyormuş gibi sana teşekkür ediyor. Şaka gibisin valla.

Venüs – Anlıyor tabi. Kalpten dinlediğinde karşındakini duyarsın ki Mars. Hatta konuşmasa bile duyarsın. Sadece bakışından ne dediğini anlarsın.

Mars – Yok artık. Peki ben sana ne diyorum şu an söyle bakalım.

Mars yolun ortasında durup gülümseyen gözlerle sessiz bir şekilde Venüs’ün gözlerinin içine bakar. Sokakta dış sesler devam etmektedir.

Venüs – Ama seni öyle karşımda bana bakarken görünce çok heyecandım ben şimdi. Kalbimin sesinden ne dediğini duyamadım valla.

Mars – İnanmayacaksın ama sana bakınca ben de heyecanlandım. Çok uzaklaşmamışken eve geri mi dönsek acaba? Seni doya doya öpmek istiyorum. Sokak ortasında ayıp olur şimdi. 😉

Venüs – Yaaa Marssss. 😊

Mars – Off tamam tamam. Yalnız yüzün kızarınca çok tatlı oluyorsun. 😊

Venüs – 😍

Mars ve Venüs elele yürümeye devam ederler.

Venüs – E arabaya binmeyecek miyiz? Yürüyerek gidecek kadar yakın mı gideceğimiz yer?

Mars – Biraz yürüyüp sonra arabaya bineceğiz. Yemekten önce uğrayacağımız yere yürüyerek gitmemiz gerek.

Venüs – Nereye uğrayacağız ki?

Mars – Müzeye.

Venüs – Müze mi? Gerçekten mi? Beni müzeye mi götüreceksin?

Mars – Van Gogh seversin ya sen. Onun Japon sanatından ne kadar etkilendiğini anlatan özel bir sergi var. Yolumuzun üzerinde hemen. Yemekten önce onu gezeriz diye düşünmüştüm.

Venüs – Ayy ne güzel olur. Hem de ne kadar severim. Harika bir ressam. Paris’teyken, Montmartre’den aldığı Japon resimlerini taklit ederek kendine bambaşka bir dünya resmetmiş olması ne enteresan değil mi? Sahi Mars, sen az önce bana susarak ne söylüyordun?

Yolun ortasında yeniden dururlar. Mars sevgi içinde Venüs’e bakar.

Mars – “İyi ki buradasın, yanımdasın,” diyordum.

Venüs – ❤️ 😍

Mars – 😍

Didem Elif

Not: Korona günlerinde sevdiklerimizle dışarda buluşmak heralde en çok özlediğimiz şeylerden biri olsa gerek. Aslında “Elbet Bir Gün Buluşacağız,” şarkısı buraya pek yakışırdı. Ama geçen hafta İlhan Şeşen’in sosyal medya hesabında evden gitarla çaldığı çok güzel bir şarkıya rastladım. Size onu dinletmek isterim.

Sevgilerimle…