Kaybolmak

Mars – Venüs kaç saattir neredesin sen? Çok merak ettim seni.

Venüs – Merak edilecek bir şey yok Marscım. Sadece biraz dışarı çıkıp hava almak istemiştim. Yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. Aslında bu kadar uzun süreceğini düşünmemiştim. Yürürken dalmışım, sonra birden kafam karıştı ve kayboldum sokaklarda. Bilirsin benim yön duygum çok iyi değildir. Beni eve ulaştıracak doğru yolu seçmek konusunda bir türlü karar veremedim. O yüzden biraz geciktim. Kusura bakma.

Mars – İyi de gideceğini bana neden haber vermedin?

Venüs – Haber verecektim ama öyle güzel uyuyordun ki kıyamadım. Aslına bakarsan hazırlanırken ses yapmaya da çalıştım. Kaç kere odaya girip çıktım. Hatta dudağına ufak bir öpücük bile kondurdum. Senden herhangi bir tepki gelmeyince, ben de uyandırmak istemedim.

Mars – Uyandırsaydın keşke Venüs. Uyanıp da seni evde bulamayınca başına bir şey geldi diye çok endişe ettim.

Venüs – Amma da abarttın. Başıma ne gelecek Allah aşkına Mars? Tek başıma dışarı çıkamaz mıyım yani? Hep beraber mi olacağız canım? Benim kendime ait bir alanım olamayacak mı?

Mars – Canım ne ilgisi var Venüs? Ben sana öyle bir şey mi dedim? O konunun bununla ne alakası var? Tabi ki kendine ait bir alanın olacak ama ben senin ne dışarı çıkacağını biliyorum ne de ne zaman geleceğini. Tüm evi aradım, herhangi bir not da bırakmamışsın. Sonuçta Japonya’dayız. Merak etmem normal değil mi? Bari yanına telefonunu alsaydın da en azından seni arayabilseydim. Sana nasıl ulaşacağımı bir türlü bilemedim Venüs.

Venüs – Sadece yürümeye çıktığım için telefon ağırlık yapmasın diye almadım. Nasılsa sen uyanana kadar dönerim diye düşünmüştüm. Tabi kaybolunca işler değişti. Senin telefonunu da bilmiyorum. Japonya’daki yeni numaralarımızı bir türlü ezberleyemedim. Yoksa bir şekilde seni arar haber verirdim inan ki. Dediğim gibi doğru olan yolu bir türlü bulamadım.

Mars – Neyse çok şükür ki iyisin.

Venüs – Evet evet çok iyiyim. Hiçbir sorun yok.

Mars – Biliyorum saçma ama aklıma kötü kötü şeyler geldi. Elif İstanbul’a giderken seni de yanında götürdü ve beni burada Japonya’da yalnız bıraktı sandım.

Venüs – Ay çok alemsin valla Mars. Elif neden öyle bir şey yapsın ki?

Mars – Ne bileyim? Şu aralar çok sessiz. Aklından ne geçiyor kestiremiyorum.

Venüs – Kestiremezsin tabi çünkü biz müneccim değiliz Mars. Kimsenin aklından ne geçiyor bilemeyiz. O yüzden kendi kafamızdan böyle şeyler kurarsak hiç sağlıklı bir şey yapmış olmayız. Doğru iletişim işte bu yüzden çok önemli ya. Elif şu aralar bize yeterince vakit ayıramıyor hepsi bu. Yoksa biliyorsun ki bizim mutlu bir birlikteliğimiz olmasını herkesten çok o istiyor. Ama her ne kadar Elif, sevgi dolu bir ilişkiyi bizimle anlatmak isteyen bir yazar olsa da, sonuçta her şeyden önce o bir anne ve hala ona çok ihtiyacı olan dört yaşında bir kızı var. Ne olursa olsun bunu önceliğine alması önemli.

Mars – Sanki ben farkında değil miyim Venüs? Başından beri bunu çok önemsiyorum.

Venüs – Biliyorum. İnan ki bazı şeyleri konuşmasak da biliyorum Mars.

Mars – Canım benim. Gel buraya. ❤️

Mars Venüs’e içten bir şekilde sarılır. Sevgi ve özlem içinde uzun uzun kucaklaşırlar.

Venüs – ❤️

Mars – E hadi anlat bakalım, kaybolunca nasıl buldun sonra evin yolunu?

Venüs – Ay hiç sorma. O kadar karışık geldi ki yollar, aklımla bir türlü çözemedim sokakları. E haliyle kimseye de soramadım. Ben de mecburen sezgilerime göre yol aldım. Bir ara ben de endişelenmedim değil. Neredeyse ümidimi kaybettiğim bir anda, bir baktım eve gelmişim. Nasıl sevindim anlatamam. Mucize gibi bir şeydi valla.

Mars – Evet gerçekten mucize gibi geliyor kulağa. Ama buna güvenmesen iyi edersin Venüs, her zaman böyle şanslı olmayabiliriz. O yüzden dışarı çıktığında kendince işaretler koyarak yol alırsan, bundan sonra evin yolunu bulman daha kolay olur.

Venüs – Hansel ve Gretel’in hikayesindeki gibi mi?

Mars – Evet ama tabi ki ekmek ile değil. O hikayede de biliyorsun ekmekleri kuşlar yiyordu. Yürüdüğün sırada kendine ev ya da dükkan gibi dikkatini çekecek bir kaç nokta belirlersen hiç fena olmaz. Özellikle dönüş yaptığın sokaklarda böyle nişanlar koy ki, şüpheye düştüğün zaman onları gördüğünde doğru yolda olduğunu anlayasın. Ayrıca şundan eminim ki bir süre sonra, evimize gelen tüm yolları iyice öğreneceksin hayatım. Sana sonuna kadar güveniyorum bu konuda.

Venüs – Bana güvenmene çok sevindim Mars. Bu benim için öyle kıymetli ki. Sana haber vermediğim için güvenini kaybettim sandım bir an.

Mars – Sen benim bu hayatta en güvendiğim insanlardan birisin Venüs. Yoksa seninle nasıl evlenebilirdim ki? Kimseyle olmayacak mahrem bir hayatı paylaşıyoruz biz seninle. Beni hesaba katmadan hareket etmişsin sadece. Ben de biraz kötü senaryolar kurmaya meyilli biri olunca yaşadığımız kaçınılmaz oldu.

Venüs – Evet haklısın.

Mars – Yalnız mahrem bir hayat paylaşıyoruz deyince ben birden şey oldum Venüs. 😊

Venüs – Ne oldun Mars? 😊

Mars – Hani şey diyorum, biraz fazla mı konuştuk ne? Acaba sussak da şey mi yapsak? 😍

Venüs – Bence de fazla konuştuk. Deli gibi başım ağrımaya başladı. 😉

Mars – A harika.

Venüs – Ne? Harika mı?

Mars – Başının ağrısına neyin iyi geleceğini biliyorum hayatım ama önce soyunup yatağa girmemiz gerek. 😍

Venüs – Marssss… 😍

Mars – Venüsümmmm… 😍

Didem Elif

Not 1: İstanbul’da olduğum süre içinde katıldığım ODM Aile Eğitimi’nde öğrendim ki; cinsel ilişki, sempatik sinirlerin fonksiyonunu arttırıyormuş ve orgazm baş ağrısına iyi geliyormuş. 5 günlük koca eğitimden aklında en çok bu mu kaldı derseniz; tabi ki hayır. 🙂 Çok değerli ve çok önemli bilgiler öğrendim ve bildiğim pek çok şeyi de yeniden hatırladım. Sonuçta bilmek yetmiyor, dolayısıyla öğrendiklerimi hayatıma geçirmek için yaşam boyu emek harcayacağım ve elimden geleni yapacağım. Yalnız doktorları, bilim adamlarını ve terapistleri saymazsak; Tamer Dövücü’nün kurduğu bir model olan ODM (Optimum Denge Modeli) eğitimlerine katılan çok fazla erkek olmadığını görünce; yukarıda verdiğim bilginin belki hayat kurtarabileceğini düşündüm. Ne de olsa evliliğin en önemli temel taşlarından biri cinsellik. Tabi sevgi, saygı ve güvenle yoğrulduğunda ancak güzel bir ilişki için bir anlamı var.

Not 2: Annemlerin balkonuna bir süredir bir çift kumru dadandı. İlk yavruları malesef yaşamadı. Şu sıralar yine bir telaşeleri var. Tüm sabah onları izledim. Yuvayı dişi kuş yapar derler ya. Doğru, dişi kuş yuvayı yapıyor ama yuva için gereken tüm çalı çırpıyı toplayıp getiren erkek kuş oldu. Her seferinde sadece tek bir çalı taşıyabildiği için defalarca gitti geldi balkona. Onları izlediğimin farkında olduğundan her yalnız bırakışında endişeyle bakınıp durdu bana. Daha önce yaptığı gibi -belki de mecburen- bu evin insanlarına güvenmeyi seçerek; yeni bir çalı bulmak için, biraz sonra geri gelmek üzere, kanatlarını çırparak uçup gitti. Düşünüyorum da… Bazen hayvanlardan öğrenecek çok şeyimiz var.

Not 3: Kumrularla yaşadığım bu sahne, Fazıl Say’ın kızına bestelediği Kumru adlı eseri hatırlattı. O zaman sevgi dolu bu parça, kızım Duru için gelsin… Keyifli dinlemeler.

Edebiyatla ve müzikle kalın,

Sevgilerimle…