Özlemek

Venüs – Hayat çok ironik Mars.

Mars – İronik olan nedir hayatım? Neden böyle söyledin şimdi?

Venüs – En sevdiğim aşk kitabı Kolera Günleri’nde Aşk‘tır. Gabriel Garcia Marquez‘in yazdığı bu kitap, benim hayatım boyunca en sevdiğim aşk kitabı oldu. Aşka dair bir sürü güzel kitap okudum elbette ama Kolera Günleri’nde Aşk ilk okuduğumda bana çok başka gelmişti. Duygusunu hiç unutmuyorum. Aslında sana o kitabı çok sevdiğimi daha önce anlatmıştım. Hatta tıpkı şimdi yaptığımız gibi yatağın üstünde oturmuş sohbet ediyorduk. Niye anlattığımı, konunun nereden açıldığını hatırlamıyorum ama anlattığımdan eminim. Sen her zamanki gibi hatırlamıyorsundur tabi… Yine “Sen de amma detaylar hatırlıyorsun Venüs,” diyeceksin değil mi?

Mars – Hayır Venüs demeyeceğim. Belki inanmayacaksın ama hatırlıyorum. O kadar hissederek anlatıyordun ki, sen konuşurken seni etkileyen şeyin ne olduğunu anlamaya çalışmıştım.

Venüs – Sahi mi? Gerçekten hatırlıyor musun? Bu doğru mu? Üstünden onca yıl geçmiş olmasına rağmen, benim için o an sanki dün gibi biliyor musun? Bak sen yatağın tam şurasında oturuyordun, ben de burasında.

Mars – :))) O kadarını hatırlamıyorum Venüs. Lütfen abartma. :)))

Venüs – :))) Biliyor musun mimiklerine bayılıyorum. Öyle tatlısın ki. Koca adamsın ama konuşmalarındaki ifadelerinle bazen küçücük bir çocuk gibi oluyorsun. Ben en iyisi yataktan kalkıp biraz ayakta odada dolaşayım yoksa dayanamayıp sana şimdi sımsıkı sarılacağım.

Mars – Ahhh… Sana dokunamıyor olmak ne kötü Venüs. Yanımdasın ama birbirimize sarılamıyoruz. Haksızlık bu. Elif sanki neden bizim birbirimize dokunmamızı istemiyor ki? Hem biz öykü karakteri değil miyiz? Tüm dünyayı tehlike altına alan şu virüsten bize ne? Bulaşıcı bir virüsün bizim hikayemize girmesi bence çok saçma. Hani cennetteydik. Cennette virüs mü olur? Ayrıca Japonya’nın neresi cennet Allah aşkına. Ne zamandır söyleyeceğim içimde tutuyorum. Takmış efendim neymiş Fuji Dağı’nı görüyormuşuz. Bizdeki bu kısmetle 1708 yılından beri aktif olmayan bu yanardağ yakında patlar ben sana söyleyeyim.

Venüs – Hahaha. Bak buna ben de şaşırmam Mars. Olur mu olur… 🙂 Yalnız Elif’e niye kızıyorsun ki sen şimdi? Bulunduğumuz yerin adını Cennet koyduysa da sonuçta o bir Tanrı değil ki canım. Onun hayatının içinde bir gerçek var ve ister istemez onun öykü karakterleri olduğumuz için biz de o gerçeği farklı bir boyutta yaşıyoruz. Hepsi bu.

Mars – Olsun istese bu konuyu bize hiç bulaştırmayabilirdi. Sonuçta o kurgulamıyor mu yazdıklarını?

Venüs – Tamam o kurguluyor. Bu aşk hikayesini hayalinden yazıyor elbette. Yine de kendi içinde olduğu durumu göz ardı edemez ya Mars. Yoksa inan bana en çok o istemezdi böyle olsun. Seninle benim bolca sarıldığımız, öpüştüğümüz hatta doya doya seviştiğimiz diyaloglar yazmak isterdi. Emin ol buna. Her ne yaşarsa yaşasın sevgi dolu güzel bir ilişkinin var olabileceğine sonuna kadar inanmak ve kendince bunu anlatmak istiyor ama işte yaşadığı hayat onu çok zorluyor. O ne yapsın? Bizim üzerimizden kolonya esprisi yapmadığına şükret valla.

Mars – E ne zaman sarılabileceğiz peki? Seninle kucak kucağa olmayı öyle çok özledim ki. Hep böyle mi olacak yoksa? Bir daha hiç dokunamayacak mıyım o güzel tenine?

Venüs – Hiç bilmiyorum Mars. İkimizle ilgili neler olacağına dair inan hiçbir fikrim yok. Elbette ben de seninle özgür bir biçimde birlikte olmayı çok özledim ama şu anda yanımda olduğuna şükretmekten, senin iyi olduğunu bilmekle yetinmekten başka çarem yok.

Mars – Venüsüm benim. Sen benim canımsın. Yalnız bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacak biliyorsun değil mi? Bu virüs olayını atlatsak bile alıştığımızın çok ötesinde bir dünya bekliyor bizi. Bütün bunlarla baş edebilecek miyiz? Her şeye sıfırdan başlamamız gerekebilir.

Venüs – Şimdi böyle mi diyorsun? Japonya’yı beğenmeyip, habire yeniden başlayalım dediğini unuttun galiba. Al işte sonunda senin istediğin gibi oldu.

Mars – Canım ben böyle mi olsun dedim? Sanki her dediğimi anında yapıyor da Elif. Seninki de laf.

Venüs – Bir şey isterken dikkatli olmak lazım yine de. Ayy bak yoldan ne kadar güzel bir araba geçiyor Mars. Aman Allahım ne kadar da tatlı. Ama ben onu yerim.

Mars – Hani hangisi?

Venüs – Sen yataktan kalkıp cam kenarına gelene kadar gitti maalesef. Tüh, göremedin kaçırdın.

Mars – Markası neydi?

Venüs – Bilmem. Ben anlamam ki araba markasından ama içinde birbirini çok seven bir çift vardı. O kadar belli oluyordu ki.

Mars – Peki nasıl bir şeydi? Modelinin nesini sevdin bu kadar? Yok onu yerimler filan. Bari biraz tarif etsen. O kadar ayağa kalktım sırf göreyim diye Venüs…

Venüs – Hmm… Nasıl anlatayım bilemedim. Güzeldi işte. Şeyi güzeldi. Şeyiiii… Buldum! Rengi… Rengi güzeldi.

Mars – :))) Allahım Venüs valla şaka gibisin.

Venüs – Ahh hatta bak, tam da şu an üstünde giydiğin tişörtün ile aynı renkteydi. Ne kadar tesadüf görüyor musun sen şu işi? İlk gördüğümde de bayılmıştım zaten bu tişörte ben.

Mars – Beğenmiş miydin gerçekten? Ama hiç tepki vermemiştin.

Venüs – Beğenmek mi? Dalga mı geçiyorsun? Nasıl beğenmem? Öyle güzel bir deseni var ki, baksana şuna tam benlik. Ayrıca bunu daha önce söylememiş olmam çok ilginç, atlamış olmalıyım çünkü sana çok yakıştırmıştım.

Mars – Git yanımdan Venüs. Git yoksa şimdi elimden bir kaza çıkacak.

Venüs – Niye kızdın ki şimdi?

Mars – Böyle güzel şeyler söylediğin zamanlarda seni resmen içime sokmak istiyorum ama sana dokunamıyorum ve bu beni gerçekten delirtiyor. Sarılsam ya doya doya ne olacak ki sanki?

Venüs – Olmaz. Lütfen Mars. Sana virüs bulaştırmak istemiyorum.

Mars – Olsun bulaşmaz belki.

Venüs – Neden böyle yapıyorsun? Daha önce de konuştuk. Bu öyle bir virüs ki eğer birlikte olursak sana da bulaşır. Bu yüzden birbirimizle temas etmememiz lazım.

Mars – Madem sende virüs var bende de olsun o zaman Venüs. Razıyım ben.

Venüs – Öyle deme hayatım. Kabul edemem. Bile bile sana bunu yapamam. İnan benim için her şeyden daha zor ama inanıyorum bir şekilde her şey yoluna girecek. Umudumuzu asla yitirmeyelim. Hem sana ironik bir şey daha söyleyeceğim. En sevdiğim diğer bir kitap da Körlük. Zekasına ve anlatım gücüne hayran olduğum yazar Jose Saramago‘nun kitabı. Bu kitapta körlük durup dururken bulaşıcı bir salgın hastalık olarak kısa bir süre içinde tüm dünyaya yayılıyordu. Toplumdaki ahlak kavramının içinin ne kadar boş olduğunu anlatan şahane bir kitaptı. Kolera Günleri’nde Aşk gibi onun da filmini yaptılar. Yine de kitapların verdiği duygu bambaşka oluyor. Her iki film de güzeldi ama kitaplarının yerini tutmaz bence. Körlük kitabında sonradan her şey düzeliyordu. Bizim dünyamızda da düzelecek eminim. Her şey yoluna girene kadar biz mümkün olduğunca dikkatli olalım yeter. Unutma, sen bana lazımsın Mars.

Mars – Elimden geleni yapıyorum hayatım.

Venüs – Hadi asma artık suratını. Bak en azından evimizde birlikteyiz. Birbirimize dokunmadığımız sürece sana bulaşmayacak. Buna da şükür. İki ayrı evde kalmak zorunda da olabilirdik. Birbirimizi hiç bir şekilde göremeseydik ne kadar felaket olurdu bir düşünsene.

Mars – Sen böyle söyleyince Yeryüzündeki Son Aşk filmini hatırladım birden.

Venüs – Ahh evet ne acayip bir filmdi. Film olarak çok beğenmiştim ama korkunç bir senaryoydu aslında. Tam da dünyanın şimdiki hali ile ne kadar ilintili konusu. Bak şimdi filmi hatırlayınca, hayat bana daha da ironik geldi Mars.

Mars – Neden?

Venüs – Filmin orjinal adı Perfect Sense idi yani Mükemmel Duyu. İki insanın aşkla birbirine dokunmasının ne kadar müthiş bir duygu olduğunu, bulaşıcı bir salgın hastalık ile vurucu bir şekilde anlatıyordu. O kadar etkilenmiştim ki filmin son sahnesinde çok ağlamıştım. O zaman seninle daha dünyada buluşmamıştık. Bir yıldız olduğumuz zamanlarda sana olan aşkımı hatırlamış, kavuşamayıp düştüğüm anı düşünerek hüzne boğulmuştum.

Mars – Sen de konusunda salgın hastalık olan kitaplara, filmlere ne kadar derinden empati yapmışsın. Hakikaten çok ironikmiş Venüs.

Venüs – Evet gerçekten çok acayip. Bundan böyle umalım da şansımız senin sevdiğin kitaplardan, filmlerden yana olsun Mars. :))) Şaka bir yana bırakalım artık bunları. Bu konulardan içim şişti valla. Hadi gel seninle beraber güzel bir şeyler izleyelim.

Mars – Evet haklısın hadi öyle yapalım. Aaa dur, ne izleyeceğimizi biliyorum.

Venüs – Nedir?

Mars – Bekle, hemen açacağım. Birazdan görürsün.

Venüs – 🙂 Mars?

Mars – Efendim canım?

Venüs – Seni seviyorum. Bu hikayenin sonu ne olursa olsun bunu hiç unutma olur mu?

Mars – Ben de seni seviyorum Venüs. Bizi ne olursa olsun hatırlayacağımdan hiç kuşkun olmasın.

Didem Elif

Not: Televizyon seyretmeyi, hele saatlerce karşısında oturmayı kendimi bildim bileli sevmedim. Hatta evde yalnızsam, televizyonu açmak aklımın ucundan bile geçmez. Yalnız eskiden; bir şekilde bir programı izleyip sevmişsem, onun gününü – saatini bilirdim ve eğer evdeysem mutlaka yakalamak isterdim. Sonuçta zamanını kaçırdığımızda sonradan izleme şansımız olmayan yıllardan bahsediyorum. İşte Bir Demet Tiyatro yıllar önce müptelası olduğum televizyon programlarından biriydi. O yüzden bu hikayeyi yazmadan hemen önce; tesadüfen karşıma çıkan, aşağıdaki videonun başında yer alan Bir Demet Tiyatro parodisine bayıldım. Belki geçmiş yılları benim gibi sevgiyle, gülümseyerek ve belki biraz da hüzünlenerek yad etmek isteyen olursa diye de sizinle paylaşmak istedim.

Her zamanki gibi edebiyatla kalın diyeceğim ama siz en iyisi sanatın en sevdiğiniz dalıyla kalın… Hangisi size kendinizi iyi hissettiriyorsa hayatınızda ona bolca yer verin.

Sevgilerimle.