Tepe

Venüs – Aa Mars resim yaptığını ilk kez görüyorum.

Mars – Aslında resim yapmıyordum. Camdan bakarken Fuji Dağı’nın ne kadar efsanevi formu olduğunu düşünüyordum. Birdenbire bu formu kağıda aktarma duygusu kapladı içimi.

Venüs – Evet ama yaptığın bire bir dağın formu sayılmaz. Sen burada bir sürü üçgen çizmişsin.

Mars – Yedi tane çizdim.

Venüs – Evrenimizdeki yedi gezegen gibi mi yani?

Mars – Sekiz.

Venüs – Nasıl anlamadım?

Mars – Evrenimizde sekiz gezegen var hayatım. Hatta astrolojik anlamda ay ve güneşi de içine katarsan on. Gerçi daha çok gezegen var ama neyse kafanı iyice karıştırmayayım.

Venüs – Tüh yanlış mı söyledim yani? Zaten ben gezegenlerden ne anlarım? Niye onlarla anlatmaya çalıştıysam? Doğrusunu istersen isimlerini say desen sayamam. 🙈 Beni düzelttiğin için teşekkür ederim. O zaman cümlemi değiştirip şöyle tekrar sorayım. İstanbul’un yedi tepesi gibi mi yani?

Mars – Tam üstüne bastın Venüs. İstanbul’un yedi tepesi gibi. Ne tesadüf ben de tam İstanbul’un ne kadar özel bir yer olduğunu düşünüyordum. Yedi tepe üzerine kurulmuş efsane bir şehir.

Venüs – Ahh ama sen İstanbul’u özlemişsin.

Mars – Evet gerçekten çok özledim. Keşke Elif bizi de yanında götürseydi.

Venüs – Bazen her şey istediğimiz gibi olmuyor malesef. Napalım? Bizim hayatımız da böyle. Çok uzakta da olsak, seninle burada olmayı seviyorum. Yalnız İstanbul’u ben de çok özledim. Gerçekten öylesine özel bir şehir ki.

Mars – Düşünsene İstanbul bir zamanlar dünyanın merkeziymiş. Her gün yüzlerce kişi bunu bilmeden Million Taşı‘nın önünden sıradan bir şeyin önünden geçer gibi geçiyor. Oysa Greenwich’ten önce ölçümlerde tüm dünyada merkez olarak kabul görmüş bir yer.

Venüs – Doğru. Yine de insan bilmese de o bölgenin enerjisinde bir başkalık olduğunu hissediyor.

Mars – Evet ama artık insanlar hislerine yoğunlaşmaktan o kadar uzaklaşmışlar ki. Anlamsız bir koşturmaca içinde oradan oraya savrulup duruyorlar. Oysa enerji ne kadar da önemli. Resmen karşımızda sabit duran şu Fuji dağının bile bir enerjisi var. Tepesine hala çıkamadığımız halde buradan bakarken bile hissedebiliyorum.

Venüs – Havalar güzelleşsin çıkarız Mars. Sana daha önce de dedim hava şartları yürümek için çok da elverişli değil. Hem benim şu sıralar hiç evden çıkasım yok.

Mars – Sahi sen son günlerde niye bu kadar yorgunsun Venüs?

Venüs – Bilmiyorum ki. Enerjim çok düşük.

Mars – Hmm. O zaman senin enerjini yükseltecek bir şeyler yapalım hemen.

Venüs – Ne gibi?

Mars – Gel bak odada sana ne göstereceğim?

Venüs – Gene aklından neler geçiyor Mars?

Mars – Sana hediye almıştım onu verecektim. Sen ne sanmıştın ki?

Venüs – Nee? Hediye mi? Sevgililer Gününü unutmayacağını biliyordum.

Mars – Aa bugün Sevgililer Günü mü? Ben şey… Aslına bakarsan Venüs ben hiç onu hesaba katmamıştım. En sevdiğin renkte olduğu için, bu elbiseyi görür görmez sen geldin aklıma. Sevinirsin diye hemen aldım. Gerçi bak şimdiden bile nasıl da canlandın. Hadi bir an önce üstüne giy de seninle dışarı çıkıp bir şeyler içelim. Eminim kendini daha da iyi hissedeceksin. Enerjini değiştirmek için önce fizyolojini değiştirmek sana çok iyi gelecek.

Venüs hemen Mars’ın ona aldığı elbiseyi giyer. Çok ama çok mutludur fakat aynada kendini bir türlü beğenmez. Hazır olmasına rağmen Mars’ın yanına gidemez.

Mars – Hadi Venüs. Nerede kaldın? Bitmedi mi işin? Gelsene artık yanıma.

Venüs – Olmaz gelemem.

Mars – Neden? Yoksa elbise sana olmadı mı?

Venüs – Hayır oldu da…

Mars – Elbiseyi mi beğenmedin?

Venüs – Hayır elbise gerçekten çok güzel ama bana hiç yakışmadı sanki. Kendimi hiç beğenmedim.

Mars – Gel bir de ben bakayım.

Venüs – Işıkları kapatırsan gelirim.

Mars – Ne saçmalıyorsun Venüs?

Venüs – Bu halimle beni beğenmezsen diye çok korkuyorum. Öyle kilo aldım ki hiç güzel görünmüyorum. Acaba başka rengi var mıydı elbisenin? Sarı diye mi yakışmadı acaba? Siyah olsa daha zayıf gösterirdi belki.

Mars – Ama sen sarı seviyorsun diye bu modeli seçtim. Bir görsem de kararı ben versem aşkım.

Venüs – Yok valla çıkamam bu şekilde karşına.

Mars – Hoppala. Ben sen kendini daha iyi hissedersin sanmıştım. Şu halimize bak ama.

Venüs – Seni bu kadar yorduğum için gerçekten özür dilerim Mars.

Mars – Tamam madem daha rahat edeceksin. Işıkları kapattım. Gel yanıma hadi.

Venüs – Yok, yok kapatmana gerek kalmadı. Çıkarttım bile elbiseyi. Bence biz direkt bunun siyahını almalıyız hayatım.

Mars – 🙂

Venüs – Niye gülüyorsun?

Mars – Elbisenin sarı dışında sadece beyaz rengi vardı da ona gülüyorum. Zaten sana aldığım bir şeyi de bir gün beğensen dişimi kıracağım Venüs.

Venüs – Olsun inan beni çok mutlu ettin. Düşünmen yeter hayatım. Gerçekten. Bak kendimi beğenmedim filan ama keyfim biraz yerine geldi. Enerjim birden yükseldi.

Mars – Sahi mi? Ben de daha kötü hissettin sanmıştım.

Venüs – Yok yok. Tam tersine. Nasıl zayıflayacağım bak gör. Bana aldığın bu elbise öyle güzel duracak ki üzerimde, görür görmez bayılacaksın.

Mars – Venüsss… Canım benim… Ben sana zaten bayılıyorum ki. Sana olan duygularımın görüntünle ne alakası var? Sanki hiç mi güzel kız görmedik?

Venüs – Ne yani? Çok mu güzel kız gördün?

Mars – :))) Ne yalan söyleyeyim, evet Venüs, tahmin edemeyeceğin kadar çok güzel kız gördüm ama inan bana, benim için sen herkesten başkasın.

Venüs – Marsss…. Canımmm… 😍

Mars – 😍🤗

Didem Elif

Not 1: İstanbul’da Sultanahmet bölgesinde kendimle başbaşa geçirdiğim Sevgililer Günü’nün akşamında, Etiler’de oturan amcamlara gitmem gerekiyordu. Güzergahı bilenlere sorarak gerekli aktarmaları öğrendim ve tren aracılığıyla Haliç’ten Etiler’e geçtim. İlk kez kullandığım bu metro beni Dünya Göz Hastanesi’nin önüne çıkartmıştı. Ne kadar İstanbul’lu olsam da yön duygum çok kötüdür. Hele şimdi İstanbul’da yaşamayınca caddeleri sokakları hepten karıştırıyorum. Yine de Dünya Göz Hastanesi’ni görünce, Nispetiye caddesi tarafına doğru yürümem gerektiğini düşündüm ve o yöne doğru yöneldim. Kısa bir süre sonra karşıma Venüs Pastanesi çıktı. O bölgeyi bilenler eminim Venüs Pastanesi’ni de iyi bilirler. Ben kendimi bildiğimden beri biliyorum çünkü. Venüs Pastanesi, çocukken amcamların evine yaklaştığımızın en güzel işaretiydi benim için. Dolayısıyla pastanenin tabelasını görünce birden aklım karıştı. Yanlış yöne doğru yürüyüdüğümü düşünüp geri dönmeye başladım. Tekrar Dünya Göz Hastanesi’ne gelince hepten kafam gitti. Yardım almak için telefonuma sarıldım ama aradıklarıma bir türlü ulaşamadım. Pastanenin yerinin değişmiş ya da şube açmış olabileceği ihtimali sonradan aklıma geldi. Şüphe içinde Venüs Pastanesi’ni ardımda bırakarak ilk yöneldiğim tarafa doğru caddede yürümeye devam ettim. Allahtan biraz sonra amcamların sokağını gördüm de tekrar geri dönmedim. Yoksa Boğaziçi Üniversitesi’ne kadar gitmem an meselesiydi. Yengemin söylediğine göre yılların Venüs Pastanesi eski yerini kapatmış, kafamın karışması gayet normalmiş. İnsan, bildiğini sandığı bir şey konusunda emin olmak için zihniyle sağlama yapmak istiyor bazen. Eldeki bilgiler tutarlı olmazsa doğru karar vermekte zorlanabiliyor. Başıma gelen yukarıdaki olayı örnek teşkil etmesi için bu yüzden anlattım. Pastanenin adının Venüs olması ise tamamen tesadüf. Ne ilginç bir tesadüf ama değil mi? :)))

Not 2: Sevgililer Günü için özel olarak, John Lennon ve Yoko Ono’nun birlikte yazdığı, Imagine şarkısını seçmek istedim. Ne de olsa onlar benim için yeryüzünde buluşmuş en güzel Mars ve Venüs çiftlerinden biri. Sevgiyle anıyorum… Bu arada Sevgililer Günü’nün geçtiğinin farkındayım. O güne yetiştirememiş değilim. Tarihlerin benim için hiçbir önemi yok. Hiçbir zaman da olmadı. Sonuçta takdir edersiniz ki, benim dünyamda Mars ve Venüs’e her gün sevgililer günü.

Edebiyatla ve müzikle kalın,

Sevgilerimle…