İyileşmek

Venüs – Tanrım inanmıyorum! Başardım Mars. Başardım!

Mars – Yapacağını biliyordum Venüs.

Venüs nihayet karşı kıyıya ulaşmanın sevincini yaşamaktadır. Sudan çıkıp sahilde zıplayarak koşmaya başlar. Bir yandan sevinç çığlıkları atmaktadır. Mars şaşkınlık içinde Venüs’ü izleyerek yavaş yavaş denizin içinde kıyıya doğru yanaşır. Venüs zıplayan adımlarla kendini tekrar suya atarak çok mutlu bir şekilde Mars’ın yanına doğru yüzer.

Mars – Biliyor musun Venüs? Beni gerçekten çok şaşırtıyorsun. Yol boyunca o kadar söylendin ki, sanmıştım ki kıyıya vardığımızda kendini kumlara bırakıp günlerce kalkmayacaksın. Var ya seni bu halde gören, yüzerken yorulduğuna hayatta inanmaz.

Venüs – Ahh ama ulaşamayacağım sanıyordum. Oysa başardım. Baksana karşı kıyıdayız. Bu bir mucize değil de nedir? Biliyorum çok tuhaf ama birden tüm yorgunluğum gitti. Sense tam tersine bir durgunlaştın sanki. Yoksa geldiğimize sevinmedin mi?

Mars – Sevindim canım sevinmez olur muyum? Bu en başından beri çok istediğim bir şeydi sonuçta. Sadece o kadar uzun süre suyun üstünde kalınca ve buraya ulaşmak için emek verince sanırım şu an biraz…

Venüs – Hmm. Tamam anlıyorum seni canım.

Mars – Duygularına karşılık veremediğim için kusura bakma Venüs.

Venüs – Aaaa hiç olur mu öyle şey! Gerçi ben senin yerinde olsaydım, şimdi kendimi sırtıma almış kumda zıplıyordum ama olsun napalım. 🙂 Birlikteyiz ve sağlığımız yerinde yaa Mars, buna da şükür. Sonuçta herkesin mizacı farklı, benimle aynı tepkiyi vermeni bekleyemem tabi ki. Yani demem o ki, canın sağ olsun bitanem.

Mars – Seni sırtımda taşıyarak kumda zıplamak mı? Kaç kilosun haberin yok galiba Venüs? Belime kastın var anlaşılan senin.

Venüs – :)))

Mars – Yalnız ne kadar devasa bir kumsala geldik değil mi?

Venüs – Evet herhalde burası Patara olmalı!

Mars – Patara mı? Çıldırdın galiba. Karşı kıyı derken Patara’ya mı yüzdük yani biz?

Venüs – Evet sanırım.

Mars – Nasıl olur canım? Patara’nın tam karşısında Rodos Adası var. Yüzerek de gelinecek gibi değil yani Venüs. Kaş’tan karşıya yüzdüğümüzü zannederken yönümüzü karıştırıp yan yan mı yüzdük acaba? Kaputaş’ı filan görmeden geçip Patara’ya nasıl geldik ben hiç anlamadım.

Venüs – Canım ne bileyim ben, sanki Coğrafya’dan mı anlıyorum? Ama bir kumsaldayız işte ve gördüğün gibi kocaman. Dolayısıyla burası Patara olmalı. Çünkü ben Kaş’ta Patara’dan başka kumsal yok diye biliyorum.

Mars – Ayy bu Elif’in hem karakter yaratma sıkıntısı var hem de Coğrafya bilmeden öykü mü yazmaya kalkıyor?

Venüs – :)))) Kaç kere söyleyeceğim ama. İleri geri anlatımlar bunlar Mars. Az sabretsen ne olur sanki? Bizim niye karşı kıyıya doğru yüzdüğümüzü bile daha anlatmadı ki? Hem belki de düşündüğün gibi Kaş’tan yüzmüyoruzdur. Belki de bir teknedeydik ve teknemiz battı. Şu anda ben de bilmiyorum neden buradayız. Sadece bayağı ileri tarihli bir zaman dilimindeyiz onu biliyorum. Elif’in kızı Duru 7 yaşında düşün işte.

Mars – Oooo. 2023 yılındayız yani. Vay be!

Venüs – Ne sandın!

Mars sıcacık bir tebessümle Venüs’e gülümser. Bir yandan suyun içinde yavaşça ilerleyerek Venüs’e iyice yaklaşmaktadır.

Mars – Seninle kumların üstünde şöyle biraz uzansak mı acaba?

Venüs – :)))

Sahilden onlara doğru gelen ani bir havlama sesiyle ikisi birden irkilirler.

Mars – Aaa bu köpek de nereden çıktı şimdi?

Venüs – Aman Tanrım Mars şunun güzelliğine bak. Ayy ne kadar da tatlı!!!

Mars – Abartma sen de canım, bildiğin Golden işte. Hatta konumuzu dağıtmasaydı iyiydi.

Venüs – Ayyy yoksa bu köpek şey olmasın?

Mars – Ne olmasın?

Venüs – Şey işte. Sürpriiizimizzz. Hani “karşı kıyıda onları bir sürpriz beklemektedir,” diye bitmişti ya Tehlike adlı bu yolculuğumuzu anlatan diyaloğumuz. Oradaki sürpriz bu köpek olmasın sakın.

Mars – Köpek mi? O kadar merakta kaldığım sürpriz bir köpek miymiş yani?

Venüs – Ay öyle deme. Baksana ne tatlı! Adı ne acaba? Dur yanına gidip tasmasında ismi yazıyor mu bir bakayım.

Venüs denizden çıkıp köpeğin yanına gider. Çömelip onu sevmeye başlar. Bir yandan da tasmasına göz gezdirmektedir.

Mars – Eeee, tasmada bir şey yazıyor mu Venüs?

Venüs – Evet yazıyor!

Mars – Neymiş adı?

Venüs – Adı Barney Değil.

Mars – Tamam Barney değilmiş de peki neymiş?

Venüs – Hayır yani, adı oymuş: Barney Değil! Tasmada “Barney Değil” yazıyor.

Mars – Adı “Barney Değil” mi? Allahım ne olur sen bana sabır ver. Nereden düştüm ben bu yazar Elif’in eline bilmem ki? Kızın köpeğe verdiği ada bak ama Allah aşkına…

Venüs – Ahahahah… Bak buna ben de bir şey diyemedim şimdi Mars. Senin de kısmetin böyle işte, ne yapalım? :)))))

Mars da sudan çıkar ve Venüs ile Barney Değil’in yanına gider. Barney Değil Mars’ın üstüne doğru koşar ve sevinçle kucağına zıplar. Mars gördüğü bu sevgi karşısında çok mutlu olur. Barney Değil’i sıcacık bir şekilde kucaklayarak bağrına basar. Barney Değil kuyruğunu sallayarak Mars’ın yüzünü yalamaya başlar.

Mars – Sen ne tatlı bir şeymişsin hakikaten. İnsanın seni resmen içine alası geliyor. Hayret bir şey valla. 🙂

Venüs – İnanmıyorum bana bu kadar ilgi göstermedi. Bir de “neresi tatlı, abartma,” diyordun. Seni nasıl da tatlı tatlı yalıyor. Şu kerataya bak.

Mars – Ne o kıskandın mı?

Venüs – Ben seni hep kıskanıyorum ki. 🙂 Seni gören hemen sana bayılıyor. Nasıl tatlı bir şeysen artık!

Mars – :))

Venüs – Acaba aç mı?

Mars – Kim aç mı?

Venüs – Kim olacak Barney Değil.

Mars – Ay şu güzelim köpeciğe başka bir isim mi versek biz acaba? Ne bu böyle Barney Değil.

Venüs – Öyle deme. Sonuçta tasmalı bir köpek, demek ki bir sahibi var.

Mars – Hmm… O da doğru. Kumsalda şu an bizden başka biri daha var diyorsun yani. Baş başa uzanmamız hayal oldu anlaşılan .

Venüs – Yalnız seni sanki sahibini görmüş gibi sevinçle kucakladı. Pek ilginçti doğrusu. Dur ben şuna çantamdan biraz yemek vereyim.

Mars – Yemek mi? Çanta mı? Senin çantan mı var?

Venüs su geçirmez dry bag’ini sırtından çıkartır. İçinden aldığı sandviçten bir parça kopartıp Barney Değil’e uzatır. Barney Değil yaklaşıp Venüs’ün elini koklar ve yemeden Venüs’ten uzaklaşır.

Venüs – Aaa sevmedi.

Mars – Canım demek ki aç değil. Resmen yanına çanta almışsın pes valla.

Venüs – Sen bir kadının çantasız yola çıktığını nerde gördün?

Mars – Neler var peki çantanın içinde?

Venüs – İkimiz için su ve sandviç. Senin için bir şort ve bir tişört. Bana bir elbise. Elbisem ola ki ıslanır ya da kirlenirse diye bir etek ve ona uygun bir tişört, iki tane terlik. Dört tane bandana. Hani başımızı güneşten korumak için. Desenlerine karar veremeyince fazla yer kaplamıyor nasılsa diye dört tane aldım. Değişik değişik takarız. Güneş kremleri. 10, 20, 30 ve 50+ faktörlü. Hatta son anda aklıma geldi bir tane de hindistan cevizi yağı aldım. Çok güzel bronzlaştırıyor. Ama tabi önce 50’den başlayıp yavaş yavaş faktörü düşüreceğim. Ondan sonra ona geçeceğim. Aslında ben yüz için de ayrı krem kullanıyorum. Yalnız her yerde aradım nereye kaldırmışsam bir türlü bulamadım. Diğerleriyle idare edeceğim artık. Ha bir de kitap aldım tabi ki. Bilirsin ben hayatta kitapsız yola çıkamam. Şehir içi dolaşırken bile yanımda mutlaka kitap vardır.

Mars – Venüs sana inanmıyorum. Sen şimdi yüzdüğümüz o yol boyunca bütün bunları kendine yük mü ettin gerçekten? Yüzerken niye bu kadar yorulduğun şimdi anlaşılıyor.

Venüs – Aslında birer tane de havlu alacaktım da, baktım hava çok sıcak aman dedim hemencecik kururuz nasılsa. Hem onları bu çantaya sığdırmak zor olacaktı.

Mars – Hava çok sıcak değil mi? Tabi doğru ya, ben bunu nasıl da akıl edemedim? Herkes denize girerken biz şömine yakıyorduk sonuçta… :))

Venüs – :)))

Mars – Neden bana bir çanta taşıdığını söylemedin Venüs? Sen saydıkça kendimi o kadar kötü hissettim ki. Ne biçim bir adammışım oldum resmen. Sen bunları taşırken ben yanında mal mal yüzmüşüm.

Venüs – Aldıklarıma kızarsın diye söyleyemedim.

Mars – Kızarım tabi. Olacak iş mi Allah aşkına senin bu yaptığın? Üstelik en önemli şeyi almamışsın.

Venüs – Neymiş o?

Mars – Cep telefonu.

Venüs – Haydaaa. Neden ihtiyacımız olsun ki cep telefonuna. Sen burdasın, ben burdayım.

Mars – İlla konuşmak için değil. Sonuçta internete bağlı akıllı bir cep telefonumuz olsa senin bu taşıdıklarının hepsini yanımıza almış gibi olurduk ki.

Venüs – Ay ne saçma. Sandviç yerine kamerayı mı yiyeceğiz Mars?

Mars – Hayır tabi ki. Balık tutacaktım ben sana.

Venüs – Cep telefonuyla nasıl balık tutacaksın acaba? Seni duyan da akıllı telefonun zıpkın ya da olta özelliği var sanır?

Mars – Olta nasıl yapılır onu öğrenecektim önce işte. Şimdi senin bu sandviç bittikten sonra ne yiyeceğiz Venüs? Akıllı bir telefonumuz olsa videolar izleyerek tekne yapmayı bile öğrenebilirdim. O an ihtiyacımız olan doğru bilgiye ulaşmak, sahip olmak istediğimiz pek çok şeyden çok daha önemli aslında.

Venüs – Madem bu kadar önemli. Onu da sen alsaydın Mars.

Mars – Misilleme yaparak konuyu bana döndürme lütfen. Hani okumak istediğin kitaba lafım yok ama gerisi boşuna olmuş. Onu söylüyorum sadece.

Venüs – :((

Mars – Dur sen de asma suratını hemen. Neyse artık, olan olmuş. Yapacak bir şey yok. Ben sen bunca zaman bunları hep üzerinde taşıdın diye üzülüyorum. Oysa sadeleşmek için ihtiyacımız olmayan şeyleri bırakmayı öğrenmeliyiz Venüs. Gerçekte ihtiyacımız olan şey o kadar az ki.

Venüs – Öyle mi diyorsun?

Mars – Tabi ki de öyle. Hayatın içinde yük etmemeliyiz kendimize bu kadar şeyi. Sadece eşyalar için demiyorum; içimizdeki duygulara varıncaya kadar bizi ağırlaştıran, yol almamızı zorlaştıran her şeyi zamanı geldiğinde bırakabilmeliyiz. Bırakabildikçe özgürleşeceğiz. Hatta şifa bulup iyileşmeye başlayacağız.

Venüs – Sahilde mi bırakayım yani şimdi tüm bunları? Yürürken filan yanımızda götüremeyecek miyiz?

Mars – E almışsın artık. Şimdi ziyan etmek olmaz. Taşırız napalım. Elbette ki bundan böyle beraber taşımak kaydıyla.

Venüs – E madem bu kadar çok taşımak istiyorsun. 🙂

Mars – Yalnız biliyorum çok söylendim ama beni düşünerek hareket ettiğin için çok teşekkür ederim sana Venüs. Benim için hem içecek-yiyecek hem de kıyafet taşımışsın. Çok düşüncelisin. Terlik bile almışsın.

Venüs – Aaaa eyvah! Ben sana terlik almayı unuttum. Tüh bak, hiç aklıma gelmedi görüyor musun?

Mars – Olur mu canım? İki tane terlik aldım dedin ya az önce.

Venüs – Evet biri elbisemin altına, biri de etekli kombinimin altına.

Mars – Şaka gibisin gerçekten Venüs. Ben şimdi bu devasa kumsalda, sıcaktan alev alev yanan kumların üzerinde terliksiz mi yürüyeceğim yani? Aşk olsun sana ama.

Venüs – İstersen benim parmak arası terliklerden bir tanesini sana verebilirim. Biraz küçük gelir ama en azından ayakların yanmaz.

Mars – Senin o parlak renklerdeki parmak arası terliklerini giyeceğimi herhalde düşünmüyorsun. Ayaklarım yansın daha iyi.

Venüs – Eee “o zaman ne demişler?” diyerek konuyu burada bağlamak istiyorum Mars.

Mars – :)))) Peki madem, söyle bakalım ne demişler?

Venüs – Yanına akıllı telefon almayan başın cezasını ayaklar çekermiş.

Mars – 🙈

Barney Değil bir anda sanki bir şey duymuş gibi havlayarak uzaklara doğru koşmaya başlar. Mars ve Venüs ise Barney Değil’in bu ani tepkisi karşısında merakla onun koştuğu yöne bakarlar.

Didem Elif