Dua

Venüs hapishaneden nihayet çıkmış Barney Değil ile birlikte yürümektedir. Patara kumsalını artık çoktan geride bırakmıştır. Mars’tan en son ayrıldığı yer olan Patara Meclis Binası’nın olduğu bölgeye gitmeye karar verir. Altında ilk durduğu an müthiş huzur bulduğu keçi boynuzu ağacının orda durur. Yere oturarak sırtını ağaca yaslar. Barney Değil Venüs’ün oturmasının hemen ardından koşar adımlarla oradan uzaklaşır. Bunu gören Venüs derin bir nefes alarak gözlerini kapatır. O sırada alana ondan önce gelmiş olan Mars Patara Anfi Tiyatro’nun içinde tek başına oturmaktadır. Neden sonra yerinden kalkar ve tiyatronun dışına çıkar. Keçi boynuzu ağacına yaslanmış yerde oturan biri olduğunu fark eder. Kim olduğuna bakmak için ağacın yanına gider.

Mars – Venüs? Sen burada ne arıyorsun?

Venüs duyduğu sese hiç tepki vermez. Rüya gördüğünü sanmaktadır.

Mars – Seni burada bulduğuma inanamıyorum.

Mars Venüs’ün yanına çömelip ona sevgiyle sarılmak ister. Onun varlığını hisseder hissetmez Venüs irkilerek bir çığlık atar.

Mars – Korkma, korkma benim. Mars! Affedersin, uyuyordun galiba. Uyandırdım seni kusura bakma.

Venüs – Mars? Aman Allah’ım sen gerçeksin. Tanrım! Bu bir mucize.

Mars – Bu gerçekten bir mucize olmalı. Ben seni hapishanede sanıyordum. Çıkmışsın!

Venüs – Evet çıktım. Nereye gideceğimi bilemediğim için buraya gelmiştim. Öylece çöktüm ağacın dibine. Seni görmeyi hiç beklemiyordum doğrusu. Sesini duyduğumda “Rüya görüyorumdur herhalde,” dedim. Sen Del4 ile birlikte Kaş’ta değil miydin?

Mars – Evet ama sen bunu nereden biliyorsun?

Venüs – Boş ver şimdi o konuyu. Bunları biz kendi aramızda sonra konuşuruz. Okuyucuya geçen bölümden bildiği şeyi tekrar anlatıp sıkmayalım. Zaten az okunuyoruz. Kalan da darlanmasın.

Mars – :))

Venüs – Yalnız bu halin ne Mars? Seni böyle gören Patara’da sabahlara kadar kazı çalışmaları yapıyorsun sanır.

Mars – Şeeey, dün gece Kaş’tan buraya gelmek için yola çıktım. O saatte hiç araç bulamayınca yürüyerek geldim de, biraz kötü görünüyor olabilirim haliyle.

Venüs – Ne yaptın? Onca yol yürünerek gelinir mi?

Mars – Düşünmeden çıktım yola ama iyi ki içimdeki sesi dinlemişim, bak tam vaktinde buluştuk seninle burada.

Venüs – Orası öyle valla.

Mars – Neyse. Her şey geride kaldı artık.

Venüs – Çok şükür.

Venüs gözlerini kapatarak Mars’a sıkıca sarılır.

Mars – Biliyor musun böyle kollarımın arasındayken çığlık atmanı özlemişim.

Venüs – Marssss! Lütfen ama…

Mars – Korku adlı bölümde kollarımda uyurken çığlık atarak uyanmıştın, onu söylüyorum canım. Az önce sana sarıldığımda da hemen çığlık attın yaa. Sen ne sandın ki? :))

Venüs – Hee o mu? :)) Korktuğum anlarda elimde olmadan aniden çığlık atabiliyorum. Buna şimdiden alışsan iyi edersin. :)))

Mars – :)))

O sırada Noel Hoca Barney Değil ile birlikte keçi boynuzu ağacının altına gelir. Mars ve Venüs gözleri kapalı bir şekilde birbirlerine sarılmış oldukları için onları fark etmezler.

Noel Hoca – Bana gerek kalmadan buluşmuşsunuz bile. Ne güzel!

Mars Venüs’e sarılmayı bırakıp ayağa kalkar. Mars Noel Hoca’ya doğru dönünce Noel hoca şaşırır.

Noel Hoca – Senin halin ne böyle? Del4’un yanında turist gezdirmek yerine arkeolog olup bütün gece kazı da mı çalıştın nedir?

Mars – :)) Onun gibi bir şey. Yalnız sonunda benimle sizli bizli konuşmayı bıraktın. Çok şükür.

Noel Hoca – Birkaç ay sonra 18’ime basacağım da. Artık ben de bir yetişkin sayılırım.

Venüs – Aaaa ne güzel. Sana şimdiden bir doğum günü partisi hazırlayalım. 18 yaş çok önemlidir. Özel bir şekilde hep birlikte kutlayalım.

Mars – Doğum günü partisi mi? Nerede yapacağız?

Venüs – Burada. Bak önce bu ağacı balonlarla bir güzel süsleriz. Sonra ben bir pasta yaparım.

Mars – Sen mi pasta yapacaksın?

Venüs – Tamam haklısın biraz abarttım. Pastayı Del4 gelirken Kaş’tan getirir.

Noel Hoca – Çocuklar durun. Çok güzel bir fikir ama ben o gün Demre’ye taşınıyorum.

Venüs – Ne? Demre’ye mi taşınıyorsun? Artık burada olmayacak mısın yani?

Mars – Elif hem okuyucuya tekrar aynı şeyler anlatılmasın istiyor hem de tekrara girecek sorulu diyaloglar yazıyor nedense…

Venüs – :))) Ayy tamam tamam. Geçen bölümde anlatılan şeyleri anlatmayacağız anladım.

Noel Hoca – :))) Neyse ben sizi biraz yalnız bırakayım. Birbirinizi özlemişsinizdir.

Venüs – Hem de nasıl.

Noel Hoca kafasındaki tuhaf şapkayı kaldırarak selam verir ve uzaklaşır. Barney Değil de sahibini takip ederek peşinden gider. Mars Venüs’ün yanına oturur. Bu sefer gözlerini kapatmadan gülümseyen bir ifadeyle birbirlerine iyice yaklaşırlar. Mars Venüs’ün yüzünü okşar. Tam Venüs’ü öpecekken Mars geri çekilir.

Venüs – Ne oldu?

Mars – Sen değişmişsin?

Venüs – Ah! Yoksa çirkinleşmiş miyim?

Mars – Yok öyle değil! Bilmiyorum. Farklısın. Yoksa o herif hapishanede seni üzecek bir şey mi yaptı?

Venüs – Yok canım.

Mars – Ne yaptın hapishanede geçirdiğin üç gün boyunca? Hadi anlat. Umarım çok kötü geçmemiştir.

Venüs – Ayy valla bu sefer tekrar mekrar seni dinlemeyeceğim. Anlatacağım. Beni lütfen eleştirme!

Mars – :)) Peki tamam.

Venüs – Aslına bakarsan kötü geçmedi. Hatta çok eğlendiğimi bile söyleyebilirim.

Mars – Ahh iyi bari. Tek başına koca Patara kumsalında kalmak zor olmalı. Kötü geçmediğine sevindim.

Venüs – Zorlanmadım diyemem ama hapishanede yattığım için hiç pişman değilim doğrusu. Geçirdiğim süreç olgunlaşmamı sağladı ve belki de hayatımda ilk defa biraz daha cesur olmamı.

Mars – Hmm. İyiymiş o zaman.

Venüs – Polis memuru bana kötü bir şey yapmadı ama haliyle onunla hiç anlaşamadım. Zaten çok da bir arada vakit geçirmedik. Bir iki kez yanıma uğradı o kadar. O zamanlarda da beş dakika bile konuşamadık. Saçma bir zihin yapısı var ama özünde iyi bir insan bence. Üstelik annesiz bir çocuk büyütmeye çalışıyor. Belli ki çok yaralı. Anlayacağın derdi kendinden büyük.

Mars – Öyledir mutlaka. Yine de sana böyle saçma bir hapis hayatı yaşatmaya hakkı yoktu. Hangimiz yaralı değiliz ki?

Venüs – Hepimiz yaralıyız doğru. O yüzden ilk gün…

Venüs duraklar.

Mars – Evet! İlk gün?

Venüs – İlk gün cezamı çekmek için daha Patara kumsalına doğru yürürken bir karar verdim. Her ne kadar bir hapishaneye giriyor olsam da dar etmeyeceğim kendime burada geçireceğim günlerimi dedim. Bambaşka bir Venüs olacağım ve anın tadını çıkaracağım. Her şeyi geride bırakacağım. Bu kararı aldığım gün polis memuru bana boş defterler ve kalem getirdi. Ha bir de interneti olan bir tablet!

Mars – Demek bu kadar hızlı bitirdin defterleri.

Venüs – Yok! Bitiremedim.

Mars – E nasıl çıktın hapishaneden o zaman?

Venüs – Ne zaman bir şey yazacak olsam aklıma sen geliyordun Mars. Baş başa geçirdiğimiz Japonya’daki günlerimizi düşünüyordum. İşte o zamanlarda hapishanede olduğum bir dakika bile bana zülüm gibi geliyordu. Kaçmak istiyordum. İyi ki yanıma kitap almışım. Montaigne okudukça, nasıl desem… Dur en iyisi okuyayım.

Venüs çantasından kitabını çıkartır ve okumaya başlar.

Venüs – “Hiçbir zaman kendi evimizde değiliz, her zaman olduğumuz yerin ötesindeyiz. Korku, arzu, umut bizi geleceğe doğru yönlendiriyor ve olacak olanla oyalayarak olanın anlamından uzaklaştırıyor.”

Mars – Yanına Montaigne’nin Denemeler’ini aldığını bilmiyordum. Ben sanmıştım ki…

Venüs – Sen ne sanmıştın?

Mars – “Yanıma bir tane kitap aldım,” dediğinde Küçük Prens’i aldın sanmıştım.

Venüs – Yok canım. Niye Küçük Prens’i alayım ki.

Mars – Ne bileyim. Kadınlar o kitabı pek bir seviyor.

Venüs – Tamam ben de severim ama benim üzerimde büyük etkisi olan bir kitap değildir yani. Hem uzun zamandır Küçük Prens elimde yok benim. Okumayalı çok oldu. Bir arkadaşıma mı verdim nedir artık bilmiyorum.

Mars – :)) Neyse bu kitap konusunu uzatıp okuyucuyu iyice sıkmayalım istersen.

Venüs – Tamam. :)))

Mars – Sürekli kitap mı okudun yani?

Venüs – Hayır az önceki cümlenin ardından okuduklarımdan sonra kitap da okuyamaz oldum.

Mars – Neymiş sonrasında yazan?

Venüs – Bak tam bu sözü söyledikten sonra Montaigne senin o çok sevdiğin Seneca’dan alıntı yapmış. “Gelecek kaygısı olan ruh ne mutsuzdur!” Ve Platon’un sözleriyle şöyle devam etmiş: “Yapman gerekeni yap ve kendini tanı.” Bu sözler sürekli beynimde yankılandı durdu. Sonuçta sen artık yanımda değildin ve seni düşünmemin bana hiç bir faydası olmayacaktı. Ben de içinde olduğum ana odaklandım. Elimde ne var? Güneş, deniz ve kum.

Mars – Denize girip, kumun üzerinde bolca güneşlendin yani. Epeyce bronzlaşmışsın zaten. Yakışmış ama çok güzelleşmişsin. Elif her ne kadar ısrarla metin aralarında beni kazı bekçisine benzetmişse de görüntün konusunda sana kıyak geçmiş valla…

Venüs – :)) Ayy merci.

Mars – :))))

Venüs – Yalnız hiç de düşündüğün gibi denize girip güneşlenmedim. Bir kere o deniz yüzmek için çok sevimsiz. Patara’nın denizinde bir kez bile yüzmedim desem yeridir. Öyle malak gibi yatıp güneşlenecek vaktim de olmadı doğrusu. Polis memurunun verdiği tabletlerden internete girdim ve nasıl kumdan kale yapılacağını öğrendim. Dolayısıyla geri kalan günlerde sürekli kumdan kale yaptım. Ellerimle bir şey ile oyalanınca kafam o kadar dağıldı ki. O süreç ne kadar iyi geldi anlatamam.

Mars – Ahh ama ben Del4’a demiştim, Venüs şimdi koca kumsalı baştan sona kumdan kaleyle doldurur diye.

Venüs – Sahi mi? Beni nasıl bu kadar iyi tanıyorsun? Hayret bir şey.

Mars – O değil de Elif’in bu kumdan kale ile derdi nedir Allah aşkına. Habire ona vurgu yapıyor. Çok iyi kumdan kale yapıyor ve okuyucu bilsin istiyor galiba.

Venüs – Yok canım hayatında hiç denememiş bile. Ne işi olur Allah aşkına! Diyaloglarım inandırıcı olsun diye oturup benim gibi Youtube videoları izledi sadece. Hem Elif kumsal hiç sevmez ki. Denize girip çıkınca her tarafına kum yapışınca gıcık oluyor. O yüzden bundan böyle kum olmayan yerlerde tatilimizi yaparsak sevinirim. Boş yere rahatını bozmayalım kızın. Böyle platformu olan denize direk balıklama atlayacağımız bir yer tercihimdir.

Mars – :)))

Venüs – Senin ben o gülüşünü yerim yerim… Tatlı şey seni!!!

Mars – :)) Bu diyaloğu toparlayabilecek mi Elif merak ediyorum. Bir de bütün bu konuştuklarımızın konu başlığımız olan “Dua” ile ne ilgisi var bir anlayabilsem.

Venüs – E şu an bu satırlar Hıdırellez gecesi yazılıyor ya. Ondan adı Dua. Ne yapsın kız? Bir kağıda o şaheser çizim gücüyle el ele tutuşan çöpten adam ve kadın çizip gül ağacına mı assın?

Mars – Eminim işi garantiye almak için onu da yapmıştır.

Venüs – Hahahaha.

Mars – Yalnız seni bikiniyle kumdan kale yaparken gözümde canlandırdım da şimdi. Bir an önce tekrar Japonya’ya mı gitsek diyorum.

Venüs – Hah iyi hatırlattın. Kumdan kalede kalmıştık. İşte ben böyle kumdan kale yaparak oyalanırken birden ben burada ne yapıyorum dedim kendi kendime. Tekrar sana ulaşmalıydım. Aslında tek istediğim her şeyin normalleşmesiydi. Hapisten kaçmadan çıkmanın bir yolunu bulmalı ve normal bir hayat yaşamalıydım. Başardım da. Fakat Patara kumsalından çıkıp da buraya gelene kadar yürüdüğüm yol boyunca anladım ki kalbim seninle dolu. Bunu Elif daha önce yazmış mıydı? Gene tekrar mı oldu?

Mars – 🙂

Venüs – Hep aynı şeyleri anlatıyorsam kusura bakma valla.

Mars – Biliyor musun ne istiyorum?

Venüs – Ayy evet Japonya’da baş başa kal…

Mars – Hayır. Yani elbette baş başa geçirdiğimiz günler gibi zamanlarımızın tekrar olmasını çok istiyorum ama esas istediğim şey senin iyi olman. Yoksa bazı şeyleri sırf gülelim diye söylüyorum. Ben de sensiz geçirdiğim bu üç günde anladım ki hayatta hiçbir şeyi zorlamamak lazım. Eminim böyle olmasında vardır bir hayır.

Venüs Mars’ın yüzünü ellerinin arasına alır. Çok şanslı olduğunu düşünerek sevdiği adamı dudaklarından özlemle öper.

Didem Elif