Ben Kimim, Biz Kimiz?

İki hafta boyunca “Optimum Denge Modeli” adında bir eğitime katıldım. Tamer Dövücü’nün, insanın hayat karşısında savrulmadan dengede kalabilmesi adına geliştirdiği bu model; felsefe, kişisel gelişim, psikoloji ve hayat tecrübesiyle harmanlanmıştı.

Otuz altı yaşındayım. Herkes kadar ben de zaman zaman savrulmalar yaşadım. Bazen çok yükseklerde uçtum. Bazen dipsiz kuyularda hissettim kendimi. Edebiyat ve felsefe, hayatı anlamaya çalışırken tutunduğum en büyük dallardı. Kendimi tanımaksa en büyük çabam.

Bakış açımı zenginleştirmek için okuduğum kitapların tek başına hayatımı bir günde değiştiremeyeceğini biliyordum. Başkalarını ve dünyayı değiştirmekse benim gözümde apayrı bir sanattı.

Amin Maalouf’un “Ölümcül Kimlikler” adlı deneme kitabı, dünyama katkı sağlamış kitaplardan sadece biriydi. Onu okuduktan sonra “kimlikler” üzerine uzunca zaman mesai harcadım. Optimum Denge eğitiminde bulunduğum altı gün boyunca, Amin Maalouf’u sık sık anımsadım. Tamer Dövücü, Ölümcül Kimlikler’i okumuş muydu bilmiyorum, sormadım.  Ancak “kimlikler” üzerinden oluşturduğu yapıyı takip ederken onu zaman zaman içimden alkışladım.

Daha üç yaşında gözlerim kaydığı için, çocukluğunu gözlük takarak geçirmiş biriyim. O zamanlara ait hatırladığım ilk görüntü; gözlüğümü takmadığımda zeminin kaymasıdır. Bende travmatik izler bırakmış olan balık yağlarının da olumlu etkisiyle belki de, dört numara olan gözlerim on bir yaşında 0,25’e kadar düştü. Bir taraftan da iki gözüm paralel bakmayı becermiş, birbirleriyle uyum ve denge içinde çalışmaya karar vermişti. Böylece on bir yaşından beri kullanmak durumunda kaldığım tek gözlük güneş gözlüğü oldu.

Optimum Denge Modeli’nin ne anlattığını birebir açıklayabilmem mümkün değil. Ancak kendi adıma edindiklerim yazdıklarıma da zaman içinde yansıyacaktır inancındayım. Eğer öyle olursa, ne mutlu bana. Çünkü hayat oldukça kaygan bir zemindi benim için. Kimliklerimin her birini birbirleriyle denge ve uyum içinde çalıştırmayı çoğu zaman beceremedim. Bu anlamda daha iyi görebilmek adına Tamer Dövücü’nün bende bir gözlük işlevini gördüğünü düşünüyorum.

Elbetteki insanın kendini tanıması için aynaya bakması çok önemlidir. Ben eğitim boyunca kendimi aynaya bakar gibi hissettim. Ancak oldukça farklı bir açıdan. Kuaförde saçınızı kestirdiğiniz zaman aynaya bakarsınız ama kendinizi sadece önden görürsünüz. Saçınızın arkasının ne kadar kesildiğini belki ancak hissedebilirsiniz. İşlem bittiğinde en son size arka taraftan bir ayna daha tutulur ve değişik açılardan gösterilerek kendinizi tam anlamıyla görmeniz sağlanır.

Optimum Denge Modeli’ni öğrenince hayatım hemen değişti mi? Hayır. Çünkü insana gaz veren bir eğitim değil bu. Hatta çoğu kişinin gazını aldığını bile söyleyebilirim. Güzel olan tarafı arkamdan bir ayna daha tutuldu bana sanki ve kendimi dışardan bir gözle görebildim.

Hayat üzerinde çok etkin olan yeni bir dil öğrenmiş gibi hissediyorum kendimi. Bu yüzden bu eğitime abim ve ablamla katılmış olduğum için çok şanslıyım. En azından yakın çevremde aynı dili konuşabileceğim insanlar var. Çünkü ne kadar çok insanla aynı dilden konuşursanız, o dil o kadar ana diliniz olur.

Son Kulis Haber / 03 Eylül 2012

Beğeni ve takip için tıklayınız...
error

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.