Vampir Kim?

Bu yaz Vampir adında yeni bir oyun öğrendim. Aslında eski bir oyunmuş, fakat ben daha önce ismini bile duymamıştım. Doğrusu tatil günlerinde kalabalık bir grupla gecenin geç saatlerinde oynamaya başladığımız Vampir, pek de öyle neşeli bir oyun sayılmaz. Tersine psikolojik olarak insanı çok yoran, suçlamaya yönlendiren, paranoyak yapan, yalana teşvik eden; zihnin algısını bozan, kişinin güven duygusunu sarsan bir eğlence. Eğlence diyorum, çünkü bütün bu olumsuz semptomlara rağmen inanmayacaksınız ama eğleniyorsunuz.

Vampir oyununu her yerde oynamanız mümkün. Oynamak için sadece gerekli olan; kişi sayısı kadar küçük kağıtlar ve bir kalem. Küçük kağıtlardan birine Vampir yazılıyor, diğerlerine de köylü. Herkes bir kağıt seçiyor. Köylülerin amacı Vampir’i bulmak ve tabiki Vampir’in amacı da köylüleri öldürmek. Kimse bir diğerinin kağıdında ne çıktığını bilmediğinden, herkes birbirine Vampir kuşkusuyla bakıyor. Ortada hiçbir bulgu yokken sırf davranışlarınızdan, belki sadece bakışlarınızdan birileri sizden şüpheleniyor ve bunu dile getiriyor. Ya da siz şüphelerinizi ortaya koyuyorsunuz. Emin olmadığınız kişileri Vampir olmakla suçlayabiliyor, olmadığınız halde Vampir olmakla itham edilebiliyorsunuz. Saldırıya uğramış olanlar elbette kendilerini savunuyorlar. Vampir olan kişi gerçekten masumu iyi oynuyorsa iş o zaman çok zorlaşıyor. Oylama yapılıyor. Çoğunluğun seçtiği kişinin kağıdını açması isteniyor. Eğer kağıdından Vampir çıkarsa köylüler oyunu kazanıyor. Ama eğer köylü çıkarsa, bir masum köylüyü öldürmüş oluyorlar. Ve o kişi oyunu terk ediyor. Masum birini oyundan çıkarmanın vicdan azabını duyuyorsunuz bir yandan. Ama çok çabuk başka birine vampir suçlamasını getirebiliyorsunuz.

Masum köylü ölünce bir daha hiç konuşamıyor. Fakat oyunu terk etmeden önce tüm oyuncular gözlerini kapatıyor. Ölen köylü vampir olanın gözünü açmasını ve masum bir köylüyü göstermesini istiyor. Böylece vampirin işaret ettiği kişi de ölüyor. Herkes gözünü açtığında ilk ölen köylü, öldürülen diğer köylüyü herkese açıklıyor. Böylece bir kişi daha oyundan çıkıyor. Vampir bulunana kadar oyun böyle devam ediyor.

Oyun boyunca kafanız hep karışık. Masumlar ölüyor. Suçlu içinizde. An geliyor en yakın arkadaşınızdan, hatta eşinizden bile şüphe duyuyorsunuz. Vampir sizseniz, hiç acımadan siz öldürüyorsunuz birilerini ya da ölmelerine bile bile göz yumuyorsunuz, sırf oyunu kazanmak için.

Çok anlamsız bir oyun gibi gözüküyor okurken biliyorum. En azından ben kuralları ilk dinlediğimde böyle düşünmüştüm. Ama oynarken hayatın gerçekleriyle yüzleşiyorsunuz. Ve yaşamakla ölmek söz konusu olduğunda ne kadar yalnız olduğunuzu fark ediyorsunuz bir kez daha.

Türkiye, kurulduğundan beri çok ilginç olaylar yaşamış bir ülke. Gün geldi başbakanını astı, gün geldi öğrencisini. Gazetecisini de suikasta kurban verdi, iş adamını da. İçlerinde sanat tarihçisinin bile olduğu birçok faili meçhul cinayetler gördü.

Uzun zamandırsa Ergenekon üzerine duyuyoruz, okuyoruz, konuşuyoruz. Bir sürü isimler anılıyor, haklarında pek çok şey söyleniyor. Karanlık konular giderek aydınlanıyor. Ya da aydın sandıklarımızın karanlık yanlarını öğreniyoruz. Kafamız iyice karışıyor. Çoğu zaman neye, kime inanacağımızı bilemiyoruz. Galiba yıllarca birçoğumuz inanmak istediklerimize inandık, politika söz konusu olduğunda. Sanırım bundan sonra da böyle olacak.

İçimizde gerçekten vampirler var. Buna kuşku yok. Hatta galiba boyutları düşündüğümüzden bile büyük. Ama bir taraftan da hep soruyorum kendime: “Masum birileri de bu arada kurban gitmiyor mudur?” diye. İçimdeki ses; “Mutlaka gidiyordur,” diyor, “her zaman yaşın yanında kuru da yanar.” Üstelik bu bir oyun da değil. Ortada bir eğlence yok. Maalesef yine de Türkiye Cumhuriyeti’nde bir sürü oyunlar dönüyor. Peki ama gerçek vampirler kim?

Bizim Avrupa / 26 Ağustos 2008

Facebook
Twitter
Instagram