Yaşasın!

Bugün nihayet tam kapanma sona eriyor ve ben sabahın çok erken saatlerinde kursağımda kelimelerle uyandım. Oysa bugün yapacak ne kadar çok işim var. Üstelik kapanma biter bitmez ilk iş kendimi sulara atacağım diye söz vermiştim. Umarım yapabilirim çünkü uzun zamandır hiç bu kadar bunalmamıştım. Öyle geliyor ki sanki deniz suyu bütün sıkıntımı alıp götürecek…

Normalde evde olmayı çok seven biri olarak bu sefer eve kapanma işi bana hiç iyi gelmedi. Tam yaptığım işlerde bir hareket kazanmaya başlamıştım ve yeni söyleşiler için planlar yapmıştım ki son anda yasaklar ortaya çıktı. Eskiden olsa bundan çok da etkilenmez, söyleşilerime Zoom’dan devam ederdim. Fakat yasaklardan dolayı babası alamayacağı için kızım üç hafta boyunca bende kalacaktı. Onun yanında çekim yapmam neredeyse imkansızdı. Başkaları yapabilir belki ama ben aynı anda iki şeye konsantre olamıyorum. Yanımda biri varken telefonumdaki mesajlarımı bile takip edemeyen birisiyim. Komşunun çocuklarıyla bahçede oynarken şansımı deneyebilirdim pekala ama işe odaklandığımda zihnim dolu olup çocuğumu ihmal ettiğimden, kapanma olacağını duyar duymaz kendime şunu dedim: “Elif evren sana diyor ki otur şu dönem sadece kızınla ilgilen.”

Ben de öyle yapayım dedim. Kafamdan yapmak istediğim tüm işlerimi çıkarttım ve bunu hiç dert etmedim. Onun da keyif alacağını düşündüğüm etkinlik ve oyunlarla günlerimizi değerlendirmeye çalıştım. Fakat üç hafta boyunca aksilikler bir türlü peşimi bırakmadı. Önce birkaç ay önce sahiplendiğim köpeğimiz Venüs tüy dökmeye başladı. Kime bahsetsem mevsimsel olduğunu söylüyordu. Aylarca evin içinde bir tane bile tüy görmezken, yoğun bir şekilde tüylerle boğuşur olmamıza rağmen başta önemsemedim o yüzden. Ta ki Venüs’ün boynunda ve bazı bölgelerinde tüy boşlukları olduğunu fark edene kadar. Zaten o gün artık tüyleri topak topak elimizde kalır hale gelmişti. İlk kez veteriner için dışarı çıktım böylece. Belli ki köpeğin ciddi bir sıkıntısı vardı.

Veteriner de Venüs’ü görür görmez “Buna ne olmuş böyle,” diyerek haline şaşırdı aslında. İnceledikçe bu mevsimsel değil “İlginç bir şekilde deri değiştirir gibi tüy değiştiriyor bu hayvan,” dedi, “bildiğin tüylerini atıyor, boyun bölgesini belli ki tırnaklarıyla kopartmış. Tıraş etmemiz lazım.” Yine de emin olmak için alerji ilacı ve vitaminler vererek bir hafta beklemek istedi. Havalar ısındığı ve Venüs oturduğumuz sokağa iyice alıştığı için tasmasız besler olmuştuk. Kapıyı çalarak istediği zaman bahçeye çıkıyor, istediği zaman eve giriyordu. Çoğunluk bahçede olmayı tercih etmesine rağmen o bir hafta her gün süpürsem de evde oluşan tüyden yün ticareti yapacak kıvama gelmiştik. Çok rahatsızlık veren bir süreçti.

Üstüne çatıdan su akmaya başladı. Yine gün ısısının borularından biri patlamıştı. Yine diyorum çünkü son 9 ayda bu üçüncü kez başıma geliyor. Kapanmada nasıl halledeceğim derken, her zaman çağırdığım usta ile konuştuğumda gelip çözebileceğini söyledi ama evinde oturduğum eski eşim illa gün ısısını yapan üretici firmaya ulaşmamı ve onların kesin bir çözüm bulmasını istediğini söyledi. Büyük ihtimalle tüm boruların değişmesi gerekiyordu. Diğerlerinde ben halletmiştim ama bu sefer masrafı eski eşim karşılayacaktı. Yasak olduğu ve köyde yaşadığı için “gelemezmişti” ve ısrarla kapanmanın bitmesini beklememi istiyordu. Dolayısıyla sürekli bahçeden vanayı kapatıp açtığım su kesintili bir hayat başladı bizim için. İhtiyacımız olduğu zamanlarda bahçeye inip suyu açıyor sonra gene kapatıyordum. Sular açıkken tüm ev işlerini yapmaya çalışıyordum haliyle. Tam da böyle bir anda çamaşırları yıkarken çamaşır makinası su akıtmaya başlamasın mı? 🙂 Evet geldi mi her şey üst üste gelir.

Tıraş olmayı beklediğimiz süre zarfında Venüs’ün pirelendiğini, bir de evde pire savaşına gireceğim kaygısı yaşadığımı hangi paragrafta anlatmalıyım bilemedim. Doğrusu hayvan beslemek gibi bir niyetim hiç yokken bu işe kalkışmıştım. Çok acayip bir duyguydu. Venüs’ü görür görmez resmen ona aşık olmuştum. Bir yuvaya çok ihtiyacı olduğu için dayanamayıp hiç düşünmeden sahiplenmiştim. Fakat sıkıntısı ve masrafı bir türlü bitmiyordu. Pire tasmaları da ne kadar pahalıymış anacım. Her telefon konuşmamızda annemin diline pelesenk ettiği “o köpeği almayacaktın,” nutuklarını dinlemekten hiç haz etmesem de ister istemez benzer şekilde düşünmeye başlamıştım.

Az kalsın unutuyordum. Kaş’ta araç olarak kullandığım motor elektrikli. Dolayısıyla evden kablo uzatarak şarj ediyorum. Çocuklar bahçede oynarken üst katın balkonundan inen kabloyu oyun olsun diye çekince, hızla yere çarpan prize taktığım başlık kırıldı. En son bir gece mutfağın ampulünün bitmesiyle bende artık kayışlar koptu. Ev sanki bana “yeter artık git buradan,” diyordu.

Anlayacağınız normalde çok fazla etkilenmeyeceğim şu üç hafta; hayatı boyunca ampul bile değiştirmemiş, ev işlerini hiç sevmeyen benim gibi biri için maddi manevi zorlayıcı bir süre olarak geçti. Yalnızlığın yükü çoğu zaman ağır geldi. Yine de elimden geldiğince kuyruğu indirmemeye ve kızımla birlikte geçirdiğimiz günlerimizi güzel değerlendirmeye çalıştım. Ve sağlığımız yerinde olduğu için şükrettim elbette.

Bayramdan bir gün önce Venüs’ü tıraş ettirince ve düşündüğüm gibi bir pire savaşı yaşanmayınca bayramda keyfim biraz yerine geldi. Şimdi de tam kapanma bittiği için çok mutluyum açıkçası. Nihayet çatı ve çamaşır makinasındaki sorundan kurtulabileceğim. Ustalı, tadilatlı, koşturmacalı bir güne denizi de sıkıştırabilirsem ne ala… Bir de ampul değiştirmeyi becerdim mi tamamdır. 🙂

Didem Elif